Sol hükümet olmamalı

10/03/2015 Salı
Sol hükümet olmamalı

Başlık, “olamıyor ki zaten” diye tiye alınabilir. Bir olasılık, “hah bunu da dediler” tepkisinin verilmesidir. Hatta şu son dönemin popüler eleştirisi hemen devreye sokulabilir, “oturun küçük dükkanınızı bekleyin”.

Dükkan küçükse, neden uğraştıklarını bir türlü anlamadık da, neyse…

Ciddiyim, sol hükümet olmamalı. Tek başına olamıyor çoğunlukla, koalisyonlarla da olmamalı.

Burada sol, gerçekten “sol” tanımını hak edenler kadar toplumda “sol” yükseliş algısı yaratan hareketleri de kapsamakta.

İşte bu geniş kapsamıyla solun hükümet olması ne zaman gündeme gelir?

Sermaye düzeni, düzenlerin en alçağı inandırıcılığını yitirmiş, toplumdaki huzursuzluk olağanın ötesinde artmış, sağın pili bitmiş olabilir.

Barbar patron sınıfının aşırı özgüveni ve kâr hırsı, kapitalist ekonominin ayarlarını bozmuş, dikensiz gül bahçesi sanılan “piyasa” yeni bir düzenlemeye muhtaç hale gelmiş olabilir.

İç ya da dış politikada sağ başarısızlıklara imza atmış, itibarsızlaşmış, ortalığı azıcık düzeltecek ve kitlelerin hoşnutsuzluğunu yatıştıracak bir hükümete duyulan gereksinim artmış olabilir.

Egemenler, ağır bir ekonomik kriz nedeniyle sokağa dökülen emekçi halkı yatıştıracak, kestaneleri patronlar adına ateşten alacak, kısacası düzenin kirli işlerini üstlenecek emekten yana gözüken bir aktöre bel bağlamış olabilir.

Hepsine örnek gösterebiliriz; sol hükümet olabilir.

Sonra ne olur?

Sol hükümet emekçi kitlelerin beklentilerini az da olsa karşılayan ekonomik bir rahatlama sağlamaya kalkar. Sermaye sınıfının büyüme modeline denk geliyorsa ve ülke emperyalist zincirin güçlü halkalarındansa kısa bir süre idare edebilir bu “ferahlama”. Ancak kapitalistler, “kötü” olduklarından değil (çoğunlukla kötüdürler de elbet), piyasanın kuralları gereği, verdiklerinden fazlasını alırlar. Ücret artışları yüksek enflasyonla dengelenir, işçi sınıfının diğer bazı hakları ise yükselen radikal sağ güçler tarafından tehdit edilir. Ve genellikle sol hükümetin işçi sınıfına yaşattığı kısa soluklanmanın bir hayal olduğu görülür, hükümet ekonomik kriz nedeniyle düşer ve başlangıç noktasından da geriye gidilir. Üstelik kitlelerin umudu da kırılmıştır.

Sol hükümet, özgürlükler alanını da genişletmek için girişimde bulunabilir. Bunu ister göz boyamak için, ister gönülden yapsın, hemen önlem alan ve düzen güçlerinin çıkarlarını savunan bir devlet aygıtının sinsi düşmanlığı ile karşı karşıya kalacaktır. Geniş halk yığınları demokrasi-özgürlük yanılsamasının keyfini sürüp rahatlarken, söz konusu devlet aygıtı, toplumdaki gerici unsurların örgütlülüğünü sağlamlaştırmayı ihmal etmeden hazırlıklarını sürdürür.

Faşizm birçok ülkede ve değişik biçimlerde kılıcını bu şekilde atmış, sol hükümetleri takip etmiştir.

Çok kabalaştırarak iki alandan; ekonomi ve siyasetten söz etmiş oldum.

Emekçi halktan yana politikalar birinde yaygın devletleştirmeleri, yani üretim araçlarını elinde tutan parazit-zengin sınıfların belini kırmayı, diğerinde de halk düşmanı devlet aygıtının parçalanmasını gerektirir.

Bunların ikisini birden yapmadan bazı şeylere kalkıştığınızda, bedeli hem siz, hem size bel bağlayan geniş yığınlar öder.

İkisinin karşılığı ise devrimdir çok açık bir biçimde.

Söylediklerimi abartılı bulanlar, 1936 Fransası’na, Halk Cephesi hükümetlerine baksın. Olmadı 1970’lerdeki iki CHP’li hükümet denemesine veya 1970’te Şili’de Allende dönemine. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sol hükümet olduğunda halk için felaket geliyor.

“Önce hükümet olalım sonra istediğimizi yaparız”, büyük palavradır; sol ancak açık bir programla ve orta sınıfların bir bölümünü işçi sınıfının kurtuluş programına ikna ederse “bağımsız” bir güç olarak kalabilir. Devrimsiz, devrimci bir perspektife yerleşmeden hükümet ya da seçenek olmak, orta sınıf muhafazakarlığına peşinen teslim olmaktır, kimse de sizin cin fikir ürünü manevralarınıza kanmaz.

Evet, açık açık söylemeliyiz, sol hükümet değil iktidar olmalı.

Hayal mi?

Yok, bu yazılanlar gerçek.

Bu yazılanlar gerçek olduğu için, devrim ve sosyalizm, asla hayal değil!

Not: Yazılanların reel siyasetten uzaklaşmak, güncel görevleri ihmal etmek anlamına geldiğini söyleyeceklere (bunu şimdiden öngörebiliyoruz) yanıtımız bir sonraki yazıda…