Savaş, seçim, normalleşme…

28/03/2014 Cuma
Savaş, seçim, normalleşme…

Ortada korkunç bir gerçek var. Gözü dönmüş, ayarsız, kendini bilmeyen, kontrolden çıkmış bir kriminal topluluk yönetiyor koca ülkeyi. Kendi kendilerine “4-5 kişi kaldık” diyorlar.

Savaş hazırlığı içindeler. Daha doğrusu savaş çıkarmak için nasıl provokasyon yapacaklarını tartışıyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor. En tuhafı silahlı kuvvetlerin iki numarası, kendini bilgisayar oyununda sanıyor. Stratejik çılgın hariciye nazırının arada makul laflar etmek zorunda kalması, tablonun vehametini gösteriyor. İstihbaratçı bozuntusu ise kendi topraklarına füze yollamaktan bahsediyor.

Vasat altı, çapsız, kafasız adamlara gülemiyoruz çünkü her an bu konuştuklarını hayata geçirmeye kalkabilirler. Gülme ihtiyacımızı diktatör gideriyor bir süre sonra.

Çıldıracak diyorduk, bu belki çoktan gerçekleşti ama şimdi ülke hızla bir çılgınlığa sürükleniyor. Savaşa ramak kalmışken, muhalefet partileri “ver coşkuyu” mitingleri yapıyor, hayat devam ediyor!

Suriye’ye girmek için kendi askerlerine saldırmak isteyen bir iktidarla seçimlere giriyoruz.

Bu iktidar bitmişti, ölmüştü, gömemeyince olanlar oldu.

Ses kaydını doğrulayan bir hükümetimiz var. Yani… “İç hukuk, dış hukuk tanımayız, biz savaş çıkarırız” diyorlar.

Denerlerse, ortalık karışır ve giderler.

Bu rezillikten sonra hevesleri kursaklarında kalmış olabilir, bu kez “vatana ihanet” zırvalığıyla ortalığı gerer oy toplamaya çalışırlar.

Peki bu durumda 30 Mart çözer mi?

Kendi başına bir şey çözemez.

Kriminal topluluk seçime girecek, oylar sayılacak, bazı yerel yönetimlerin başına savaş suçu işleyen hırsızlar geçecek, oyları düştü diye mutluluktan tepinilecek, sonra cumhurbaşkanlığı seçimini tartışacağız!

“Çankaya’ya çıkmaktan vazgeçti”ye sevinenler olacak, hatta birileri “demokrasimiz işliyor” diyecek!

Öyle mi?

Öyle değil. Şöyle: Öyle ya da böyle, bu suç rejiminin bütün unsurlarıyla hesaplaşıncaya kadar normalleşme yok!