Savarona'nın kahramanları!

30/09/2010 Perşembe
Savarona'nın kahramanları!

Savarona yatında fuhuş, "şok şok" ve "bu da oldu" eşliğinde manşetlere düşünce hükümet derhal kolları sıvadı, seçime kadar "diş sıkma" ve ayıya dayı deme kararı aldığından bu türden meselelerde "solcu" kontenjanından devreye sokulan Ertuğrul Günay "müze yapalım" diye ortaya atıldı. Ne sergileyecekler, bilemem. "Kötü alışkanlıklarla mücadele müzesi" neden olmasın? AKP kurmaylarının aklına mutlaka gelmiştir.

Bizim önerimiz, eğer Kemalistler atağa kalkıp "Mustafa Kemal'in yaşamı ve mücadelesi" için bastırmayacaksa, "özelleştirme müzesi"ne dönüştürülmesidir. Günay'a hiç iş bırakmaz, aklı başında sendikalar, özelleştirmeye karşı mücadele eden parti ve aydınlar hep beraber, Savarona yatının öyküsü dahil, Türkiye ve hatta dünyadaki özelleştirme rezaletine ışık tutan bir sergi hazırlardık.

Girişe de şimdi günah keçisi haline getirilen Kahraman Sadıkoğlu'nun Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sitesinde nasıl da "kahraman"laştırıldığını gösteren sözleri çerçeveletip koyardık. Altına da bir ziyaretçi defteri:

"Savarona, II. Dünya Savaşı sonrasında Türk Deniz Kuvvetleri’nin onu eğitim gemisi olarak kullanmasına kadar bir daha yelken açmadı. 1989 yılında Savarona’yı hurdaya çıkarma kararı alındı ancak Kahraman Sadıkoğlu son dakika kararıyla yatı 49 yıllığına kiraladı ve Savarona’yı önceki görkeminden daha iyi bir hale kavuşturmak için çok çaba isteyen yeniden döşeme işine başladı. İçi Donald Starkey tarafından tasarlanan yatı yenilemek için 425 işçi yaklaşık üç yıl çalıştı. Savarona, bugün yolcusu olma ayrıcalığı kazananlara zarafeti ve lüksü yaşatarak bir kez daha dünya sularında seyretmektedir." (Kültür ve Turizm Bakanlığı resmi sitesinde Savarona bölümü)

Köhne devlet koruyamayıp, hurdaya çıkaracağı sırada kahramanımız yetişir ve…

Zerafet ve lüksü yaşatır!

"Bu kadar zerafet ve lüks memlekete fazla, özel güzeldir dediysek, bunu kastetmemiştik" tavrıyla yıllar sonra memlekette "devletleştirme" diye bir şeyden söz eden yetkililerin öfkesine "kahraman" Kahraman bir anlam verememiş, "size ne karışıyorsunuz" diye diklenmiştir. Adamın argümanı son derece basit: Otelde aynı şey olsa, otele el mi koyacaksınız?

Özelleştirilmiş bir kere, "yap işlet devret modeli" olmuş "yat işlet devret". Liberalizmin "bırakınız yapsınlar" düsturu da emprovize edilmiş azıcık.

Hem "yabancı sermaye gelsin" diye yırtınırlar, hem de zengin patronlara hizmet veren bir işyerine el koymaya kalkarlar. Kaçarlarsa görürsünüz!

Kahramanın akıl yürütmesine kim ne diyebilir?

Savarona rezaletiyle aynı gün İskenderun limanı için açılan ihale paldır küldür sonuçlandırıldı. Türkiye'nin en stratejik limanlarından biri yeni kahramanlarını bekliyor. Savarona tarihi, kültürel bir rezalete yelken açtıysa, İskenderun Limanı'da ekonomik ve de stratejik bir ahlaksızlığa liman olacak.

Şimdi iki tane soru:

Yalnızca 1938 yılı için Mustafa Kemal'e tahis edilmiş olsa da çok sayıda yabancı lideri ağırlamış, hatta bazı kabine toplantılarına salonlarını açmış Savarona'yı bu türden sembollere çok meraklı TSK neden koruyamamıştır? Neden Ertuğrul Günay'ın aklına gelen "müze", Deniz Kuvvetleri'nin planlarına dahil edilmemiştir? Bakımı mı zordur, maliyetlidir? Silahlar için ayrılan paralardan azıcık kısılıverirdi, kimsenin ruhu duymazdı. "Siyasi irade bastırdı" denemez, 1989 yılında siyasi irade bastırsa ne olacak, bastırmasa ne olacak!

Demek ki, askerin umurunda değilmiş, demek ki onlar da zerafet ve lüks içinde salınmasını istemiş Savarona'nın…

Peki ya hükümet?

Tamam onlardan önce elden çıkarılmış ama hiç mi düşünmemiş, "bu gemiye bir şey olursa bizi topa tutar kemalistler" diye hiç mi kaygılanmamışlar?

Takibe aldıkları şahısların hangi saatte tuvalete gidip, hangi saatte sofraya oturduğunu kayıt altına alan, yeri geldiğinde bir şahsın hangi apartmanda bulunduğunu Hanefi Avcı örneğinde olduğu gibi gazetecilere servis edenler koca yatı izlemeye almayacak öyle mi? Ya bu yatta birileri ayin düzenlese, hu çekseydi? "İrtica" diye ortalığın ayağa kaldırılmasını istemeyeceklerinden, elbette önlem almışlardır.

Savarona'da ne türden bir ekonomik aktivitede bulunulduğu mutlaka biliniyordur. Dokunmamışlardır. Bir tür "itibarsızlaştırma" hedeflenmiştir örneğin.

O kadar da değil demeyin, gericiliğin kafası böyle çalışır. Bulgaristan'da karşı-devrimden sonra Georgi Dimitrov anıtını yıkıp, "üstünde tepinsinler" diye disko yapmışlardı. Demokratik Almanya'nın en önemli kültür merkezleri gece kulübüne dönüştürülmüştü kasıtlı olarak.

Ekim Devrimi'nin sembollerinden Avrora Zırhlısı'nda düzenlenen "çılgın eğlenceler" ise "o kadar da değil" tepkisine çarpmış, sosyalizmi koruyamayan komünistler hiç değilse bazı şeyleri savunabilmeyi akıl etmişlerdi.

Savarona'nın öyküsüyse ülkemizin öyküsünden farksızdır.

Azıcık kapitalizm olmaz! O her yerdedir ve her şeyi ele geçirir.

Özelleştirmenin iyisi-kötüsü, yerindesi zararlısı olmaz! Tüpraş'ı verirsen Savarona'yı da vereceksin!

İskenderun Limanı'nı peşkeş çekersen Atatürk Orman Çiftliği'ni de gözden çıkaracaksın.

Sonra da "Atam sen kalk ben yatam" diye şiir okuyacaksın.

Aman yanlış anlaşılmasın!