Referandum pazarlıkları ve milliyetçilikler

17/08/2010 Salı
Referandum pazarlıkları ve milliyetçilikler

PKK'nin ilan ettiği tek taraflı ataşkesin referandum sürecinde bir pazarlığa denk düştüğü, Abdullah Öcalan'ın açıklamalarıyla kesinleşmiş oldu. Öcalan, referandum öncesindeki gelişmelere bakarak yeni bir değerlendirme yapılması ve sandığa gidip gitmemeye ona göre karar verilmesi gerektiğini söylüyor özetle. Bu açıklamaya bakılacak olursa, BDP'nin referandumdaki tavrı ya boykot ya da "evet" olacak.

Hükümetin İmralı'ya bu açıklamayı önceleyen bazı mesajlar ilettiğinden de artık emin olabiliriz. Mesajlarda çok somut taahhütlerin ille de yer almış olması gerekmez, "boykot yumuşatılırsa, bazı adımların atılabileceği" bir biçimde hissettirilmiştir.

AKP'nin böyle bir menavraya hazırlandığını zaten biliyorduk, şimdi "icra" aşamasına gelindi.

Hiç kuşku yok, ateşkes iyidir, "sivil" unsurlara yayılan çatışmaların durması da… Ayrıca bu pazarlıklardan Kürt sorununda çözümsüzlüğün militer araçlarla pekiştirilmesinden başka bir anlamı olmayan uygulamaların ortadan kalkması ya da yumuşatılması gibi sonuçların elde edilmesine de malum çevreler dışında kimse karşı duramaz.

Bununla birlikte, gelinen süreç, her şeyin üstünde ve her şeyden öte bir yere yerleştirilen "Kürt sorunu"nun Kürt halkını nasıl bir açmazla karşı karşıya bıraktığının da kanıtıdır.

İşte ulusalcılık böyle bir şeydir.

Ulusalcı strateji, "ulus"a yontar, oradan hareket eder.

Avrupa Birliği'nin Türkiye üzerindeki baskısı, denetimi, yönlendirmesi ve hegemonyası artabilir yeter ki Kürt ulusalcılığının önünü açsın.

Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgesel varlığı pekişebilir, işgal biçimini alabilir yeter ki Kürt ulusalcılığına yarasın.

Yerelleştirme, özelleştirme gibi uygulamalarla emek sermaye tarafından iyice kuşatılabilir yeter ki Kürt ulusalcılığının hareket alanı genişlesin.

Şimdi de…

AKP halk için "yıkıcı", toplum için "gericileştirici", ülke için "tutsaklaştırıcı" operasyonda gereksindiği ek otoriteye kavuşabilir yeter ki Kürt ulusalcılığı süreçte kendine bir yer bulsun.

Ezilen ulus milliyetçiliği diyorlar buna!

Buradan Kürtler için özgürlük ve eşitlik çıkmaz.

Buradan birlik de çıkmaz.

Birliğin ön koşulu, solun güçlenmesi ve ulusalcılığın karşılıklı olarak ayrıştırıcı ve zengin sınıfları ihya eden muhataplığını kırmasıdır.

Biz Kürtlerin ve Türklerin birliğinden, kardeşliğinden bugünkü ortak mahkumiyeti anlamıyoruz birlikte kurtuluşu, birlikte eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzenin kuruluşunu anlıyoruz.

Türkiye'nin toptan felakete gidişine işaret edişimizi bugünkü düzen adına kaygı duymamıza bağlayarak cinlik ve sözüm ona devrimcilik yapmaya kalkan Türk solcuları, şimdi ne diyeceksiniz?

Kürt sorununun her şeyin üstünde ve her şeyden bağımsız algılanması, Kürtleri bir kez daha aldatılmaya ve Irak'takine benzer bir role doğru ittiriyor, Kürtleri "ayrı" duran Türkiye'yi ise emperyalist planlarla, gericilikle ve acımasız piyasa terörü ile baş başa bırakıyor.

Bu mudur ulusların kaderlerini tayin hakkı?

Siz karar verin.

Ulusalcılık ise tam da budur.

Avrupa Birliği, Türkiye'nin ekonomisini yönlendirebilir, sermaye sınıfının elini emekçiler karşısında güçlendirebilir yeter ki Türkiye'nin önemi artsın, Türkiye'ye AB içinde yer açılsın.

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'de ve bölgede serbestçe hareket edebilir, başka uluslara kan kusturabilir, insanlığın başına bela olabilir yeter ki Türkiye'ye de kendi planlarında bir yer versin, onu kendi kirli işlerine ortak etsin.

Piyasa tanrısı her tür melaneti yapabilir, ülkeyi yağmalayıp emeği sindirebilir yeter ki Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi sınıfsal hırsıyla değersizleştirmesin, bu hırsı devletin bekası için de kullansın.

Ezen ulus milliyetçiliği de böyle!

Türk ulusalcılığı ya da milliyetçiliği, bir noktadan sonra ayrımın anlamı kalmadı, esas itibariyle budur ve solda bunlar değil de sadece darbecilik ve Kürt düşmanlığı görüldüğü, bunun karşısında ezilen ulus milliyetçiliğine sonu gelmeyen bir kredi verildiği sürece Türk ve Kürt halkını birliğe götürmek mümkün değildir.

Bakalım CHP'nin dün değindiğim tercihleri nedeniyle AKP'nin toplumdaki "Hayır" tercihini yavaş yavaş kemirmesi gibi, "boykot" kararının yumuşaması durumunda Türkiye solunun son dönemdeki en etkili ortak duruşu olan "Hayır" tutumunda gedik açılacak mı?

Umarım açılmaz, umarım solcuyum diyen tek bir "evet"çi kalmaz…

Ya da ismi lazım değil, bir kişi kalır, nazar boncuğu olaraktan.