Paparazziler, magazin muhabirleri, basın emekçileri

13/10/2009 Salı
Paparazziler, magazin muhabirleri, basın emekçileri

Kimileri “şov dünyası” diyor, kimileri “sanat camiası”... Ben bir şey demiyorum, diyemiyorum ama işte bir tarafta onlar var... Diğer yanda “magazin muhabirleri”... Hoş birileri “onlar gazeteci değil” iddiasında. “Paparazzi”ler başka bir meslek grubuna dahillermiş ve onlar kural tanımadığı oranda, kurbanları da eğer fırsat bulurlarsa onlara kural tanımadan diş geçirirlermiş. Dövecekler herhal. Yeter ki, Türkiye’de de bu işin adı konsun ve sabahın köründe sarhoş oyuncu ve selülitli şarkıcı peşinde koşuşturanlara gazeteci değil paparazzi densin!

Ne olacak, medya böyle mi temize mi çıkacak?

Onlar paparazzi, diğerleri gazeteci!

İyiymiş...

Bundan sonra söyleyeceklerim, gazeteci arkadaşlarımızı kızdırabilir. Oysa alınganlığın bir anlamı yok, Türkiye’nin hali ortada, bütün meslek gruplarını etkiliyor piyasanın lanetli kuralları, bireycilik, çürüme...

Sağlık emekçileri diyoruz, önemli bir kısmı emekçi olduğunun farkında değil, kendi derdine düşmüş, paçayı kurtarmaya bakıyor, giderek bencilleşerek. Bir bölümü, piyasaya uyum sağlamış, komisyonunu alıyor eczaneden, özel poliklinikten, ilaç şirketlerinden. Emekçi olmaktan çoktan “kurtularak”, sağlık alıp satan patronlara dönüşmüş olanları saymıyorum bile...

Eğitimde de benzer bir görüntü.

Buna direnenler var, olanakları ölçüsünde kendini koruyup mücadele edenler, akıntıya karşı kürek çekenler.

Ama aşağı yukarı ortalama aynı... Türkiye’de kapitalizmin insan kaynaklarımızı yok edişi hemen her sektöre eşit dağılıyor.

İşçi sınıfı bu tablonun hem içinde hem dışında. İçinde çünkü çürüme onu daha farklı bir noktadan etkilemekte, sınıfsal aidiyetini zayıflamakta, fırsat bulduğunda “ötekiler” gibi davranma eğilimi içine sokmakta. Dışında çünkü çoğunlukla fırsat bulamaz ve işçi sınıfında hâlâ bazı değerler, genellikle arzu etmediğimiz ideolojilerce örtülse de, daha yaygındır. Lâkin yanı başında 7 metreden düşerek ölen arkadaşına aldırmadan çalışmaya devam eden tersane işçisi, sendikal faaliyette bulunanları patrona gammazlayan tekstil işçisi, bahşişlere gözünü diktiğinden ücret artışı için mücadele eden diğer emekçileri polise bildiren turizm işçisi istisna olmaktan çıkmıştır. Bunlar da işçidir, bozulmaya yüz tutmuşlardır ve giderek çoğalmaktadırlar.

İşte paparazzi mi muhabir mi oldukları tartışıladuranlar da basın emekçisi. Düşük ücret alıyorlar, esnek çalışmanın haddi hesabı yok, iş güvenceleri daha doğrusu herhangi bir güvenceleri yok.

Onlara her tür rezilliği haber yapmaları için para veriliyor. Ve doğal olarak rezalet yaratmanın yolunu arıyor ve buluyorlar.

Patron baskısı ya da yönlendirmesi insana bu işi yaptırır mı?

Açsan, işsizsen...

“Bu adamı konuşturacaksın” talimatıyla işkence yapan polisin “emir demiri keser” diyerek kendini savunmasından, “her hastaya laboratuvar tetkiki yazacaksınız” baskısına boyun eğip hem hastaları hem kamu kaynaklarını yolan hekimin “işimi mi kaybedeyim” demesinden ne farkı var?

Hizmet sektörünün zorlukları burada, eğer “müşteri” ile doğrudan temas halindeyseniz ya da onun aklına, beğenilerine, alışkanlıklarına, tercihlerine sizi kiralayan “sermaye” adına müdahale hakkına sahipseniz, etik olan ile etik dışı olan arasındaki ayrım iyice silikleşiyor. Bankacılık, reklam, eğlence sektörlerinde emekçi olmanın güçlükleri var.

Medya da böyle...

Peki çare?

“Ne yapalım ekmek parası” lafı kadar basit mi her şey!

Burada etik olan ile etik olmayan arasındaki sınırı belirginleştirecek tek şey “mücadele”dir. Emekçiysen mücadelenin yolunu arayacaksın hem kendi hakkın için, hem mesleğinin yücelmesi için, hem kamu çıkarları için.

Bir işçi gibi davranacaksın.

Emekçi sınıfların aklını kirletmek için her şeyi yapıp, sonra “basın emekçisiyiz” demek olmuyor. Magazincileri gözden çıkararak medyanın saygınlığını kurtarmaya kalkmak da...

Yalnızca gazete patronlarına değil, sektörün “ezilenler” kısmına da muazzam bir güç veren “medya terörü” paparazzilerden mi ibaret? Ya da, medyanın paparazzi kültüründen nasiplenmemiş herhangi bir bölmesi var mı?

Medya mensubunu bir tek mücadele arındırır. Bunu değişik araçlarla yapanlar “basın emekçisi”dir, gerisine kim ne diyecekse desin.

Magazincilere gelince... “Biz bu pisliğin parçası olmak istemiyoruz” feryadıyla yan yana gelseler olay olurdu, oysa tercihleri haklarındaki suçlamaları protesto etmek, “asıl mağdur biziz” diye üste çıkmak! “Biz neden günah keçisi ilan edildik, diğer servislerin farkı mı var” çıkışı bile anlam taşırdı, onlarsa kendilerine sözcü olarak Kenan Erçetingöz’ü seçmişler. Belli ki mücadele edecekler, çürütme haklarını kaybetmemek için...