Oylar bölünmelidir

08/06/2018 Cuma
Oylar bölünmelidir

Seçim soruları-1

Hatırladığım ilk seçim 1969 Genel Seçimleri’ydi. Hatırladığım dediğime bakmayın, küçük bir çocuk olarak radyodan duyduklarımdan ibaretti olup-bitenler. Ancak yıllar sonra aklımda kalan isimleri, olayları kısmen bir yerlere oturtabildim. 

Ardından 1973 seçimleri geldi araya 12 Mart faşist darbesini alarak. O yıllardan daha fazla şey var aklımda ve nedense bolca Necmettin Erbakan… 

Seçmen olarak değilse bile “taraf” olarak yaşadığım ilk seçim ise 1977 Genel Seçimleri oldu. Yine çocuktum belki ama memleketin hâli pek çocukluğumuzu yaşamaya izin vermiyordu. İlk afişimi o seçimler öncesinde astım, ilk bildirimi dağıttım ve...

“Oyları bölmeyin” sözüyle ilk 1977 Genel Seçimleri öncesinde karşılaştım.

Türkiye’nin dağlarında, ovalarında, yaylalarında, köylerinde, kentlerinde her tarafta “Tek Yol Devrim” yazıyordu; memleketin sokaklarından, okullarından, fabrikalarından solcu fışkırmaktaydı.
Devrim dediğin düzen değişikliğiydi düpedüz ve düzenin değişebileceğine inanan milyonlar vardı.

Ayrıntıya gerek yok, 1977 seçimlerine katılan tek sol parti Türkiye İşçi Partisi 20 bin evet sadece 20 bin oy alabildi. Oylar bölünmemişti!

Oylar 1960’larda yükselen Türkiye İşçi Partisi’nin, DİSK’in devrimci gençlik hareketinin paniğini yaşadığı için aniden “ortanın solu” diye bir şey icat eden CHP’de toplanmıştı.

Türkiye solu 12 Eylül 1980’de değil, 1977 yılında kaybetmişti. Oylar CHP’de “faşizme geçit vermemek” için toplanmıştı; o CHP ise faşist katliamlara göz yumarak, DİSK’i zayıflatarak, sıkıyönetim ilan ederek, Kenan Evren’in önünü açarak ülkeyi karanlığa teslim etti.

“Kahrolsun emperyalizm” diyen gençler, NATO’ya sadakati önemseyen, patronlara güven vermeye çalışan bir partiye enerji aktardı ve solun kendisine bir şey kalmadı.

Çok mu ağır oldu?

Kimse kusura bakmasın, Türkiye’nin tarihi çok “ağır”!

Evet benim “oylar bölünmesin”le ilk tanışmam böyle oldu.

Sonra hiç peşimizi bırakmadı “oylar bölünmesin”.

Ve bugüne geldik, şimdi “oylar bölünmesin” bölündü. Bir değil, iki parti “oylar bölünmesin” demekte. Hatta öyle ki, aileler “sen şuna, ben buna” diyerek oyları kardeş payı yapmakta, bir güzel bölmekte. “Siz ne yapıyorsunuz” diye soranlaraysa “şşşşt oyları bölmeyin” denmekte!

Anlayacağınız “oylar bölünmesin” bir tek düzen değişikliği talep edenlere var. 40 yıl önce de böyleydi. Örneğin 1977 seçimlerinde kimse Cumhuriyetçi Güven Partisi’ne ya da Türkiye Birlik Partisi’ne “oylar bölünmesin” demiyordu.

Uzatmayayım, “oylar bölünmesin” 40 yıldır bu ülkede “bu düzen değişmesin” demenin utangaç halidir.

Ama pek etkilidir. “Oyları bölmüyor musunuz” sorusu başka hiçbir soruya benzemez. Çünkü aileyi parçalamak, yuva yıkmak, en yakın arkadaşına ihanet etmek gibi bir ithamdır oyları bölmek! “Hepimiz aynıyız” ve…

“Oyları bölmüyor musunuz?”

Bu soruya eğilip bükülerek yanıt verilemez. Bu soruya açık-net bir biçimde yanıt verilebilir.

1. Seçimin özünde oyların bölünmesi vardır. Oyları bölmeyinin mantıki sonucu hiç seçim yapmamaktır.

2. Seçimde birbirine yakın olan düşüncelerin, siyasi görüşlerin birliği istenir bir şeydir. Çünkü insanların kafası sadeleşmiş bir siyasal tabloda daha az karışır.

3. Bugün 2018 yılında seçimlere giren partilerin birbirlerinden farklı yönleri vardır ancak bu partileri birbirinden ayrıştırmak çok zordur. Örneğin neredeyse bütün partilerde dini siyasete karıştıran, İslamcı siyaset yapan adaylar vardır. Ve aynı anda yine hemen bütün partilerde laikliği benimsemiş adaylara rastlanmaktadır. Aynı partide NATO’cu, ABD’ci adaylarla “NATO’dan çıkılsın” diyen adaylar yan yanadır. Bu nedenle insanlar tercih yaparken farklı görüş ya da programlara değil önlerine konan seçim hesapları ve anketlere göre oy vermektedir. Biz buna kirli siyaset diyoruz.

4. Birbirinden farklı ama gerçekten farklı olan partiler birbirlerinin oyunu bölemez. Çünkü farklıdırlar. Ve modern çağda tek tarihsel, kalıcı ve yaşamsal fark düzen partileriyle düzen değişikliğini isteyen partiler arasındadır. Bir başka deyişle düzen partisiyle devrim partisi arasında… Düzen değişikliği isteyenlerin düzen partilerine oy vermesi, düzen değişikliği talebinin zayıf düşmesinden, düzenin güçlenmesinden başka bir şeye hizmet etmez.

5. 2018 Türkiyesi ve dünyasında her tarafı dökülen bir toplumsal düzeni değiştirme iddiasını dile getirmekten, bu iddiayı ete kemiğe büründürmekten ve seçimlerde bunun için oy istemekten daha doğal bir şey olamaz. Burada oylar bölünüyorsa, yıkılası bir düzenle, kurulacak yeni ve aydınlık bir düzen arasında bölünüyordur.

6. Ama ya Erdoğan’ı göndermek?.. Bunun için oyları birleştirmek gerekmiyor mu? Bu soruya, bir sürü yanıt verilebilir ama bugünlük 2002’den bu yana toplamda en az sekiz kez Erdoğan’ı kurtaranları, Erdoğansız AKP formülünü cepte tutanları samimi bulmuyoruz demekle yetinelim. Bütün bu süre boyunca biz Erdoğan’la ve onu iktidarda tutan güçlerle mücadele etmekle, toplumu uyarmakla, AKP’nin simgelediği Amerikancılık, gericilik ve işçi düşmanlığına karşı durmakla  meşguldük. Bugün de öyle; gerekirse yarın da…

Sonuç: Oylar bölünmelidir. Düzen partisi ile düzen değişikliği isteyenler arasındaki oylar bölünmelidir ki, “oylar bölünmesin” edebiyatıyla 40 yıldır Kenan Evren’e, Süleyman Demirel’e, Turgut Özal’a, Tansu Çiller’e, Erdoğangillere mahkum edilen halkımız umudu çoğaltsın, çürümekte olan bu berbat düzen emekçi halkın kararlı yürüyüşü ile çatırdasın.