Muhteşem Yüzyıl

08/12/2012 Cumartesi
Muhteşem Yüzyıl

Kemal Okuyan'ın "Muhteşem Yüzyıl" başlıklı köşe yazısı 8 Aralık 2012 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Osmanlı düşkünlüğünü paraya çevirme hesabının ürünüydü Muhteşem Yüzyıl. Hesap tuttu, dizi çok izlendi, hep gündemde kaldı. Ancak Osmanlı düşkünlüğünün içerdiği faşizm yeterince hesaba katılmadığından iktidarın pek hoşlanacağı sanılan dizi ortada kalıverdi. Bu ve benzer dizileri yasaklamak için kanun teklifi hazırlandığına göre, Muhteşem Yüzyıl’ın kapanışı pek muhteşem olmayacak! Baksanıza AKP milletvekili Oktay Saral “bundan sonra insanı zıvanadan çıkarmayacak dizi yapacaklar” diye buyurmuş.

Ne yapalım, Muhteşem Yüzyıl’ın savunmasına mı geçelim?

Yoksa pop (ya da kendilerine ne denecekse) şarkıcılarının en önemli gelir kalemlerinden biri olan “belediye konserleri”nin kesilmesine karşı sesimizi mi yükseltelim? Ne demiş Nihat Doğan? “Yakında hepimiz Başbakan’a telefon açıp iş isteyeceğiz…” AKP’nin cicim döneminde popüler isimler için iyi kapıydı AKP’li yerel yönetimler. Kesenin ağzını açmış, herkesi davet ediyorlardı. Solcuları, ismi olan gerçek sanatçıları bile… Örneğin Edip Akbayram’ın “benim sizinle işim olmaz” deyip bayağı yüksek rakamları reddettiğini biliyorum. Şimdi AKP yönetiminin, yalaka popçulara “bizim artık sizinle işimiz olmaz” dediği ortaya çıkıyor.

Muhteşem Yüzyıl için “izleyiciden şikayet yağıyor” denmekteydi, burada da aynı… Diyorlar ki, bunların erkeği içki alemlerinde, otel odalarında skandal çıkarıyor, kadın olanları kıçını başını açıyor… Vatandaş öfkeli. Bunlara konser düzenletmeyelim, TRT’ye çıkarmayalım, Maliye’yi peşlerine salalım!
Parayla terbiye anlayacağınız. Yakında üçer-beşer kapanırlar, toplu Hac turları düzenlerler ama nafile… Tutunamazlar, yerlerine İkinci Cumhuriyet’in popçuları geçer.
Şimdi… Daha dün padişahın kahvaltı sofrasına katılabilmek için on takla atanların gözden düşmesini dert mi edinmeliyiz?
Öyle kolay yanıtlanabilecek sorular değil bunlar.
Başbakan’ın Suriye’deki iktidarı silah zoruyla değiştirmeye çalışması ile haftalardır bir diziyle cansiparane savaşması arasında bir koşutluk var. Kural tanımazlık olarak adlandırabiliriz. Bugün karşımızda kural tanımayan bir burjuva iktidarı var.

Bu iktidar siyasi alanda birbirinden nefret eden iki akımı kullanarak her şeyi kontrol altında tutuyor. Ulusalcılar ve liberaller diyebilirsiniz ama ben daha çok Türk ve Kürt ulusalcılığı deme yanlısıyım. Hep söyledik Ergenekon ve KCK davaları söz konusu olduğunda hâlâ iktidarı bir diğerine karşı destekleyenler çoğunlukta. “Enayi yerine konuluyoruz” diyenlerin sesi cılız ve ürkek çıkıyor.

Toplumsal yaşama, kültürel alana müdahalelerde de böyle… İçki yasağı söz konusu olduğunda “alkol tüketimini mi savunacağız” diziler sansür edildikçe “mankenlerle ittifak mı yapacağız” saçmalığı...

AKP her adımına “makul” bir gerekçe buluyor zaten. Bazı statlara girişte de “alkol kontrolü” yapılıyormuş, tribün magandalarından şikayet edenlerin “aaa bak, doğruya doğru, çok iyi yapıyorlar, sokmasınlar kardeşim içeriye sarhoşu” diyeceğinden eminler.

Buradaki mesele, şimdi şunu mu savunacağız, bununla yan yana mı geleceğiz meselesi değil. Topyekun saldıran, her şeye müdahale eden totaliter bir iktidar karşısında tutarlı ve bükülmeyen bir duruşun toplumda yaygınlaşmasını sağlamak gerekiyor.

Börtü böceğe bile bulaşıp sataşan bir iktidarın uygulamalarına direnç geliştirebilmek, o gündemden bu gündeme dağılmamak için işin özüne ilişkin çok sağlam bir kavrayışa sahip olmak gerekiyor. İşin özü, piyasacılık, gericilik ve Amerikancılık arasındaki kopmaz bağlardır. Bu şu anlama da geliyor: Birini diğerine karşı kullanamazsın. Piyasa aktörleri bu gericiliğin karşısında duramaz, ABD bu gericiliği durduramaz, gerici saflardan piyasa aktörlerine karşı bir hareketlenme çıkmaz, Amerikancılıkla gericilik birbirine düşman olmaz.

Çok mu kestirip atmak oldu? E, bazen kestirip atmak gerekiyor.

Muhteşem Yüzyıl’a gelince… Bu diziden ekmek yiyenler beni elbette ilgilendiriyor ama asıl önemli olan, Padişah’ın “ben bunu beğenmedim, tez elden kaldırıla” buyruğunun kabullenilmemesi, bu tür müdahalelerle halkın sindirilmesi arasındaki bağlantının ciddiye alınması.

AKP’lilere bu halkın da zıvanadan çıkabileceğinin gösterilmesi...