Menderes’e sahip çıkmak…

18/09/2015 Cuma
Menderes’e sahip çıkmak…

Adnan Menderes’in hayatının sonlanış biçimi insani nedenlerle içinize sinmeyebilir. Buna ne denebilir ki! İnsani olana hukuki olanı da ekleyebilirsiniz. Yanlış değildir, herkes bilmektedir ki, Yassıada’daki yargılama süreci baştan aşağıya siyasiydi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bunu söylemiyor. Menderes’in ölüm yıldönümünde yaptığı açıklamada Demokrat Parti’nin lideri, sabık başbakan için örnek alınması gereken bir siyasetçi tanımı yapıyor.

Gerekçe?

Efendim sonradan zengin olmamış, vatanını çok severmiş, halka hizmet etmiş…

Bu değerlendirmenin kendisinde değil de, CHP Genel Başkanı tarafından dillendirilmesinde bir mantık var.

Demokrat Parti, ne olursa olsun tek parti CHP’nin içinden çıkmıştı; kan bağı var. Mustafa Kemal’in ve radikal dönüşümlerin otoritesinin ortadan kalkmasıyla birlikte, Türkiye’de burjuva sınıfının kendisinin, hatta kendisinden önce düşüncesinin yarattığı saflaşma kendini yeniden üretmiş ve Türkiye siyaseti iki ana parti ve onların etrafındaki eklemlenmeler tarafından belirlenir hale gelmişti. 

Şaşıracak bir şey yok, birçok kapitalist ülkede böyle… 

Çünkü, her şeyden önce, sistem güncel siyasi otoriteye alternatifi yine sistem içinden çıkarmak durumunda ve bununla bağlı olarak daha geniş toplumsal kesimleri düzen içinde tutabilmek için farklı ideolojik duyarlılıklara hitap eden farklı partilere gereksinmekte.

CHP ve DP, sonrasında Adalet Partisi, öncelikle bu ihtiyacı karşıladı.

Bu anlamda Kılıçdaroğlu’nun Adnan Menderes’le ilgili sözlerini “hepimiz aynı davaya hizmet ediyoruz” diye okuyabilirsiniz. Tutarlı…

Ancak, farklı duyarlılıklara sahip CHP tabanıyla ilişkilerde alabildiğine tutarsız!

Çünkü o tabanda Türkiye’de işlerin Adnan Menderes’in iktidarıyla bozulduğu yaygın bir inanıştır. Daha doğrusu inanış(tı).

Demokrat Parti döneminde ABD işbirlikçiliği, gericileşme ve piyasa tanrısına tapınmada yeni bir ivmenin söz konusu olduğu açık; Menderesli yıllar bu sistem açısından işçi-emekçi, sol ve halk düşmanlığında özel bir yere sahip. Sorun şu ki, Demokrat Parti yıllarını kapitalizmin mantığıyla, sermaye sınıfının ihtiyaçlarıyla açıklamayınca, Menderes karşıtlığı havada kalır.

Kılıçdaroğlu bu arızayı düzeltmiş, Menderes’e açıkça sahip çıkmış.

Dolayısıyla Türkiye’de düzen solu ile düzen sağı arasına giren tarihsel figürlerlerin tamamı CHP tarafından “aklanmış” oluyor. Demirel’le başlamışlardı, sonra baktık ki Özal’la pek sorunları yokmuş ve şimdi Adnan Menderes…

Şeyh Sait ve Saidi Nursi’yle ilgili “düzeltme”yi ise Kürt siyaseti ve “düzen dışı sol” üstlenmişti, şimdi rahat olmalılar.

“Özünde bunların hepsi aynı” dediğimizde bize kızmaktasınız. Kızmaktasınız, gerekçeniz de hazır: Şimdi Erdoğan’a karşı birleşmeliyiz! 

Neden?

Yarın onun da arkasından “hataları vardı ama bu ülkeye hizmet etti” demek için mi?

Abartıyor muyuz?

Menderes’ten halka hizmet etme aşkı çıkaran zihniyet Erdoğan’ın önünü de açar, ayakta da alkışlar. Unutmayalım, AKP’cilik düzen solunu geçtik, düzen dışı olduğunu sanan solu yıllarca esir aldı.

Dün Menderes halka karşı işlediği suçlar nedeniyle yargılanmamıştı, bugün de AKP iktidarına dönük eleştirilerin çok büyük bölümü Erdoğan ve arkadaşlarının asıl misyonlarının üzerini örtücü bir nitelikte.

Ne diyelim, hayırlı olsun efendim Adnan Menderesiniz.