Kürt solu

25/08/2010 Çarşamba
Kürt solu

Bir alışkanlık haline gelmiştir, Kürt hareketinin Türkiye işçi sınıfıyla yakınlaşmasını, emperyalizme, gericiliğe, sömürüye karşı mücadelede emekçilerin birliğinin sağlanmasını isteyenlerin, Kürt soluna, Kürt devrimcilerine çağrı yapması.

Oran olarak Kürtler arasında solcunun, devrimcinin daha çok olduğunu, bunun çok büyük bir kazanç olduğunu düşünenlerdenim. "Kriterin nedir" diye sorarsanız, "kendini solda görmek, devrimci olarak adlandırmak" derim. Bu tek başına yetmez, yanıltıcıdır, bununla birlikte önemlidir. Kendini solcu olarak görüp sözgelimi referandumda "evet" tercihini yapanlar nasıl varsa, nasıl "devrim" adına her seçimde gidip CHP'ye oy verenlerle karşılaşıyor ve onlar kendilerini siyasal olarak hâlâ safkan solcu sayıyorlarsa, Kürtler arasında da "Kürt meselesinin çözümü için her şeyin geçerli olduğu"nu düşünerek solculuk yapanlar olması son derece doğal.

İyidir, güzeldir, kabullenelim demiyorum, durum budur.

Türkiye'de en fazla solcu, bir bölümü Türkiye solunda olmak üzere, yine Kürtler arasındadır. Bununla birlikte bugün Kürt ulusal hareketinin solu diye bir şey yoktur.

Sertlik yanlılığı otomatikman solda konumlanmayı sağlamıyor. Arada sırada emekçilerden söz etmek de…

Nihayetinde solun evrensel kriterleri var, bu kriterlerin Kürtler için geçerli olamayacağını söyleyenlerle karşılaşılsa da, solda konumlanabilmek için emek eksenli politika üretmek, emperyalizm ve gerici ideolojiler karşısından tutum alabilmek gerekiyor. Birliği savunmak ise solcu bir konumlanış için ilkesel bir koşul olarak görülmemeli. Ama emek eksenli politika üretebilmek, emperyalizme ve gerici ideolojilerle mücadele edebilmek için birliği savunmak mutlak bir zorunluluk.

Uzatmayalım, bu tabloda Kürt ulusal hareketinin solunu kimin temsil ettiği anlaşılmamaktadır.

Sağ, bu kez eli kuvvetlenmiş bir biçimde kendini Kürt sermayesi aracılığıyla bir süredir ifade etmeye başladı. Onları cesaretlendiren tek başına AKP değildir, aynı zamanda Kürt ulusal hareketinin sınıfsal temelde de, ideolojik temelde de ayrışmasından korkan, bunu istemeyen, kapsayıcılığın hem uluslararası düzeyde hem de Türkiye'de devletle pazarlıklarda yarattığı avantajı sonuna kadar kullanmaya karar verenlerin kararsızlığıdır da.

Ancak süreç işlemektedir. Kürt ulusal hareketinin emeperyalizm, piyasacılık ve gerici ideolojiler karşısında sürekli salınan tutumu, yıllar içinde sağın Kürt sorunundaki siyasal ve toplumsal ağırlığını artırdı. Sağda bir karmaşa yok, onlar oldukça netler AB'ciler, Amerikancılar, son günlerde görüldüğü gibi açık bir patron kimliğiyle çıkıyorlar kamuoyunun karşısına ve elbette gerici ideolojik yapılarla pek sevişiyorlar.

Giderek sesleri gür çıkıyor, çünkü solcusu bol Kürtlerin ulusal hareketinde sol bir türlü şekillenmiyor.

Giderek sesleri gür çıkıyor, çünkü demokratik özerklik projesinin motor gücünün Kürt sermayesi olacağını biliyor, projenin şu andaki muğlaklığının kapitalizmin uluslararası ölçekte pek benimsediği yerelleşme politikaları tarafından giderileceğini seziyorlar.

Giderek sesleri gür çıkıyor, çünkü Türkiye burjuvazisiyle kader birliği yapmış olmanın, "birlikçi" görüntü verebilmenin, rahatlığı ile hareket ediyorlar.

Kürt sağı budur.

Kürt sağı tuzağını kurmuştur.

Muhataplarına ya bu sınıfsal-ideolojik çerçeveyi kabul ettirecek ya da onları daha "keskin", daha ayrılıkçı, daha milliyetçi bir söyleme ittirecek. İkisi de yıkım!

Bu noktadan sonra şimdiye kadar hareketin bütünlüğü korumaya yarayan aşkın otoritenin manevraları bu tuzaktan kurtulmaya yetmez.

Her şey açık, Türkiye sınıfsal ve onlara uygun ideolojik konumlanışları davet ediyor.

Benim merakım, Türkiye solunun bu tuzağın işlemesine daha ne kadar "destek" olacağı...