Komünistlerin normalleşmesi

10/09/2010 Cuma
Komünistlerin normalleşmesi

TKP, 10 Eylül 1920'de kuruldu.

90 yıl, dile kolay. Öncesini de katarsak, emekçilerin kurtuluşu için, eşitlikçi bir düzen için mücadele bu ülkede bir asırı geride bırakmış. Böyle deyince "bu mudur" diye dudak bükülebilir, "onca yılda geline geline bu noktaya mı varıldı" diye sorulabilir. Doğrudur, bugünü elde mezurayla değerlendirmeye kalktığımızda, mevcudu kantara vurduğumuzda çok cesaretlendirici bir sonuçla karşılaşmıyoruz.

Öte yandan sosyalist seçenek soluğunu Türkiye burjuvazisinin ensesinde sürekli hissettirdiyse, bunu yalnızca Türkiye kapitalizminin altındaki toprağın kaygan oluşuna bağlayamayız, komünistlerin bir türlü kırılamayan inadının bunda payı büyük.

Bu kadar da değil. 90. yılda komünistlerin artı hanesine yazılacak çok şey var. İnadın siyasi akılla birleşmesi gibi, gençlere uzanabilmek gibi, bazı alanlarda teklense de üretkenlik gibi, yaklaşık 30 yıldır ideolojik planda ardı ardına gelen liberal operasyonlara başarıyla karşı koymak gibi, açık siyaset kanallarını örgütlülük ve toplumsal meşruiyete yaslanarak genişletmek gibi, solu burjuva kuyrukçularının temsil etmesini engellemek gibi…

Bütün bunlar, geniş anlamıyla sol, devrimci ailemizin barındırdığı olanaklar. Türkiye'de sermaye iktidarının zayıf noktaları da bizim "sosyalizm" iddiamızı alabildiğine gerçekçi kılıyor. Onlar da biz de biliyoruz ki, Türkiye, parlamentosunda komünistlerin solun ciddi biçimde temsil edildiği bazı ülkelerden daha yakın sosyalist iktidara.

Bunun komünistlerin hüsnü kuruntusu olduğunu düşünüyorlarsa, sabah akşam komünistlere, devrimcilere küfretmeyi kesiversinler bi zahmet! Korkacak ne var?

Şu: Türkiye'de sol, devrimci hedef ve ilkelerini yitirmeden normalleşmeyi becerebilirse anında biterler.

Bundan korkuyorlar.

Bu nedenle solu bir inada indirgemek için her şeyi deniyorlar ancak aşırı sivriltilmiş bir iradeyle ayakta duracak bir devrimci kültürün aynı zamanda kendini tecrit edecek özellikler kazanacağını bilerek…

Ve normalleşme kapısını devrimci bir perspektifin geçemeyeceği kadar aralıyorlar. Öyle ki, o kapıdan geçince ne omurgan kalsın, ne inadın, ne değerlerin… Öbürleri gibi ol!

İşte bütün mesele bu. Bugün Türkiye solunda tartışılan "derin" konuların çok büyük bölümü aslında bu yaman ikilemin nasıl çözüleceği ile yakından ilgili.

Türkiye büyük bir ülke. Sosyalizm mücadelesinin "uzaylılara" özgü olduğu kanaatini kırmadan yol alınması mümkün olmayacak genişlikte toplumsal kaynakları var. Normalleşme, yıllardır "özel insanlar"a mahsus olan bir siyasal kimliğin emekçiler için doğallaştırılması demek.

Türkiye'nin en "yerli" gücüdür devrimciler. Enternasyonalist değerlere sahiptirler ama kökleri dışarıda değildir, sermaye sınıfı gibi paranın kokusuna yönelen aç kurtlar gibi davranmazlar. Ne ki, onlara bir kez "dış güç" yaftası vurmuşlardır. Normalleşme, komünistlerin bu toprakların temsilcisi olduğunu göstermek demek.

Türkiye'de geniş yığınlar burjuva siyasetçisine zorluk çıkarmazlar. Ona kolay aldanır ya da aldanırmış gibi yapar, kolay peşinden gider, kolay ikna olur, kolay kabullenir yalanı dolanı, kolay kahramanlaştırır. Çünkü o siyasetçidir siyasetçi zaten bu kadardır. Düzen değişikliği talebiyle, devrimci hedeflerle siyaset yapanlar ise insanların gözünde "siyasetçi" değildir. Dolayısıyla emekçiler de, aydınlar da sol siyaset karşısında ince eliyip sık dokur, bin dereden su getirirler. Normalleşme, komünistlerin siyasetçi olarak kabullenilmeleri demek.

Bütün bunları Türkiye'de devrimci mücadele için her yerden daha yaşamsal önem taşıyan örgütlülüğü zayıflatmadan, bu coğrafyaya aitliği halk dalkavukluğuna vardırmadan, burjuva siyasetinin çürütücü kültürüne mutlak set çekerek yapmak gerekiyor.

Emperyalist-gerici kuşatma altında, piyasacı terörle boğuşurken "normalleşmek" zorundayız.

Bir devrimci atılım bundan böyle ancak ve ancak şimdikilerin çok ötesinde bir "toplumsal kuvvet"le gerçekleşebileceği için…

Bu toplumsallık olmadan şimdiye kadar hep atlatılan "çürüme" olasılığı kaçınılmaz bir uğrak haline geleceği için…

90. yılın önümüze koyduğu hedef işte budur: Normalleşme ve normalleşmenin sarsıcı etkisine direnecek bir nitelik sıçraması.

Yeni yaşımız kutlu olsun...