Kim kimi ıslıklıyor?

20/11/2015 Cuma
Kim kimi ıslıklıyor?

Ankara’dan sonra Paris katliamında ölenler de futbol seyircisinin zalimliğinden payını aldı. Her şey bir yana, yitip gidenin ardından sessizliğini korumayı bile beceremeyen geniş bir kesim var. Saygı duruşunu filan geçtim, üzüntünün kırıntısı dahi olmayabilir ama hiç değilse susarsın.

Susmayan, ıslıklayan, tekbir getiren, “şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye bağıran on binlerce kişi…

Konya’daki rezaletin, Ankara’daki patlamada hayatını kaybedenlerin siyasi tercihlerine, özellikle HDP’lilere dönük bir tavır olduğu düşünülmüştü. Olmadığı söylenemez ama Türkiye-Yunanistan maçında ortaya çıktı ki, her şey bu kadar yalın değil.

Paris’in kafelerinde, restoranlarında, stadyumlarında ya da konser salonlarında insanların “Türkiye’yi bölmek”le uğraştıklarını düşünenler kuşkusuz vardır ama saygı duruşundaki ıslık ve sloganları tek başına bu ölçüde ve kitlesel bir akıl tutulmasıyla açıklamamakta yarar var!

O halde ne oluyor; bu ne cüret? “Dünya yıkılsa umurumda değil” diyen lümpen kitle kontrolden mi çıktı? Yoksa Türkiye’de IŞİD sempatisi sandığımızın da ötesine mi geçti?

Bu sorulara erken yanıt verilmemeli. Ancak gecikmiş bir saptamayı seslendirmekte hiçbir sakınca yok: Artık Türkiye’de AKP Türkiyesi’ni karakterize eden ve siyasal tercihleri itibariyle geçişken bir yığın ağırlığını iyice hissettirmeye başlamıştır.

Siyaseten tasfiye edilen Haziran Türkiyesi’ni toplumsal yaşamda da geriletmek, onun üzerine gölge düşürmek isteyen AKP Türkiyesi’nde “önü açılan” yığın, haksızlıkları, adaletsizliği kanıksamak ve benimsemek konusunda AKP iktidarının öğretisini iyi belleyen, bundan hiç sıkılmayan bir nüfus bölmesi. Değerler sistemi tamamen aşınmış, ortaya çıkan boşluğu iki “kutsal” unsurla dolduran, ilkel bir demgaojiyle din ve vatan savunusunu dokunulmazlık zırhına dönüştüren bu bölmenin hem AKP’ye hem MHP’ye taban oluşturduğunu yıllardır biliyoruz.

Ancak artık üzerinde durulması gereken, bu yığının ideolojik-siyasal yönelimlerinin ötesinde Türkiye’yi, AKP Türkiyesi’ni temsil ettiğidir.

AKP Türkiyesi ile uzlaşmanın, onu kabullenmenin ilk sonucu bu toplumsal kesimi meşrulaştırmak, ona alan açmaktır.

CHP yalnızca dinin siyasal alana girişini ve yerleşmesini seyrettiği için, yalnız birçok kesitte MHP ile milliyetçilik yarışına girdiği için değil, aynı zamanda birçok yerellikte belediyelerde, hatta parti teşkilatlarında yukarıda sözünü ettiğimiz kesime açıldığı ciddi hareket serbestliği sunduğu için de sorumluluğa ortaktır. Azıcık gözünü açan biri, tekbir getirip “tavır koyan”ların silme yobaz olmadığını, aralarında akşamları kutu kutu bira içenlerin bulunduğunu, dahası Anadolu’nun bazı ilçelerinde MHP gençliği ile CHP gençliğinin iç içe geçtiğini fark edecektir.

Belki bugün en çok AKP’ye yarayan, kimi dönemeçlerde faşist harekete yönelen bu toplumsallık aslında AKP Türkiyesi’nin birleşik havuzudur ve bu Türkiye’yi kabullenip benimseyenlerin ortak kullanımına açıktır.

Bu havuzun dışında kalan, çoğunlukla “düşman” olarak belirlenen Kürt siyaseti ise AKP Türkiyesi’ne kendisini kabul ettirme çabasıyla, sürekli değişen siyasal araç ve üslubuyla, dinsel ve etnik referansları öne çıkarmasıyla, pragmatizmi temel felsefe haline getirmesiyle bu havuzda kendine bir yer bulamaz ama AKP Türkiyesi’ne ait benzer havuzların oluşumuna yardımcı olur, olmaktadır.

Şimdi saygı duruşlarındaki rezalete geri dönelim.

İngiltere’deki futbol taraftarları arasında fanatizmin, şiddet düşkünlüğünün, dahası milliyetçiliğin boyutları biliniyor. İşte onların da içinde olduğu seyircilerin geçenlerde Paris’te yaşamını yitirenlerin anısına Fransızlarla birlikte La Marseillaise’yi söylemesi cümlemizin hoşuna giden bir jest oldu. “Uygar dünyanın barbarlığa karşı kenetlenmesi”ni simgelese, dolayısıyla emperyal bir zihniyetin izlerini taşısa da…

Ya bizdeki “jest”?

Bu ve benzer tepkilerde mazlumların “itilip-kakılmaya başkaldırısı”nı arayanlar her zaman mevcuttur. Lakin aradıklarını asla bulamazlar! Buradan işe yarar hiçbir şey çıkmaz.

Bilinsin ki, söz konusu yığının meşruiyet alanı daraltılmadıkça, siyasi-kültürel-etik açıdan başka bir “kimlik” ağırlığını hissettirmedikçe insanı ıslıklayan bu ülke insanlık tarafından ıslıklanmaya devam edecektir.