Keskinliğe övgü

17/04/2015 Cuma
Keskinliğe övgü

En gelişmiş örneği diktatörün bizzat kendi. Değişik ellerden çıkma çok sayıda video mevcut ortalıkta dolaşan, çarpıtma filan değil. Bir gün öyle, bir gün böyle demiş, kendini sürekli yalanlamış. Tek adamlık böyle bir şey... Çok sesliliği de kendin üstleneceksin. Tabanında soran yok, sorgulayan yok. Zaten dinleyen de yok.

Halk iradesi diyorlar. İrade dediğin şeyin doğrultusu olur, hedefi olur. Gelecekte akıl sağlığı yerinde olmadığı için belki yargılanması da tuhaflaşacak olan birinin gerici hezeyanlarına irade, onun peşinden gidenlere halk diyenler utansın!

Dün dediği bugünküyle tutmayan yalnız Tayyip değil kuşkusuz. O alıştırıyor, başkaları aynı yola giriyor. Nasılsa bir şey olmuyor. "Halk" da "bu nedir" diye sormadığı sürece alışmışı kudurmuşa çeviriyor.

Ve bütün bunlar ötekine saygı, hoşgörü, çok seslilik, sonsuz renklilik denerek Türkiye soluna da dayatılıyor.

Siyasette nobranlık, sekterlik, biçimsel keskinlik sola hiç yaramaz, bu doğru. Öte yandan şu anda, yalnız Türkiye'de değil, her yerde sol keskin, uzlaşmaz ve dediğim dedik olmak durumunda. Yoksa kaybedecek. Her şeyini...

Bakın ne hale geldik, ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak ülkemize uygun gördüğü ve itirazları "bildiğiniz gibi değil, çok hoşgörülü, medeni, solcu biri" diyerek göğüslediği zat, "zaten MHP'liydim" diyerek milletvekili adayı oldu. Çankaya'ya çıkma şansı yoktu, Meclis'e girmesiyse neredeyse kesin. İşine geldiğinde kestirip atmayı bilen Kılıçdaroğlu bir açıklama bile yapma gereksinimi duymuyor. Beni ilgilendirmiyor CHP'nin iç işleri. Ancak ortada etik bir sorun duruyor. Ya diyeceksin ki "ben bilmiyordum MHP bağını" ve kazık yiyen durumuna düşeceksin, ya da "biliyordum, ne önemi var"la üste çıkacaksın. Ondan sonrasına kim nasıl karar veriyorsa versin.

Ama her durumda şunu söylemek durumundayız: Seçimde ikinci ve üçüncü sırayı alan partiler arasında geçişkenlik bu noktaya geldiyse, hoşgörü moşgörü hikaye, masayı devirmenin zamanı gelmiş, geçiyordur.

Sonra...

Kemal Bey'le başladık devam edelim. CHP Genel Başkanı'nı siyasette parlatan, onu popülerleştiren Dengir Mir Fırat'ın siyasi yaşamını bitirmesiydi. Uğraştı, çabaladı, teke tek tartıştı ve gerçekten rezil etti AKP'nin ağır topunu.

Ama meğer bitmemiş. HDP barajı geçerse, o da Meclis'e dönecek. Bir kez olsun "yahu benim bitirdiğim adama siz yine hayat veriyorsunuz" demiyor, diyemiyor Kılıçdaroğlu. Diyemez. Çünkü kendi de o zeminde siyaset yapıyor.

Geçenlerde biri Dengir Mir'in adaylığını gündem yapanlara "insanların değişebileceğine neden inanmıyorsunuz" diye çıkışmış. 

İnsanların değişmesi için Meclis'e girmeleri mi gerek!

Anılarını yazsın, halktan özür dilesin, ne bileyim kendini hayır işlerine versin. Ayrıca değiştiği filan yok, AKP'nin, kendisinin de içinde olduğu yıllarını öve öve bitiremiyor.

Ha zaten AKP de değişti değil mi?

İyiydi, sonradan bozuldu.

Yok, keskinlik şart.