Kemalizm

23/10/2013 Çarşamba
Kemalizm

Kuruluşu tartışmakta ciddi sıkıntı var. 1920’leri yani… “Tarihsel değer”den söz ediyorsunuz, birileri ayağa kalkıyor, “yerin dibine girsin onun değeri” diyerek kestirip atıyor. Yaşananların sınıf karakterini, bilimsel anlamda burjuva devrimi olarak adlandırılması gerektiğini hatırlatıyorsunuz, öte taraftan “vay sen atamıza nasıl burjuva dersin” şamatası başlıyor.

Baştan sona akılsızlık. Kemalizm eksenli taraflaşma, sağlıklı sonuç vermeksizin solda belli bir kesimi kilitlemeye devam ediyor. Bu taraflaşmanın işe yaradığını, güç verdiğini sananlar kendi konumlanışlarını giderek kemikleştiriyor, kemikleştirdikçe hem marksist teoriyle zayıflamış bağlarını tamamen koparıyor hem de bugünkü siyasi iktidara, bu iktidarın temsil ettiği sınıfsal çıkarlara eşsiz bir hizmette bulunuyorlar.

Solun kemalizm düşmanlığıyla ayağa kalkabileceğini düşünenlerin AKP iktidarı karşısında bocalamaması imkansız örneğin. Çünkü AKP bu düşmanlıkta alan kapatıyor, hiç geride kalmıyor ve üstelik bugünün muktediri olduğundan düşmanlığın ritmini belirliyor.

Beri taraftan, bu tablo, 1920’lerin referanslarıyla bugünün sorunlarını çözmeye çalışanları, gerçeklikten iyice koparıyor, AKP ve kuyrukçuları kuruluşun “sembol”lerine dokundukça onlar sembollere daha bağımlı hale geliyor.

Kemalizm düşmanlığını bayrak yapandan solcu çıkmaz çünkü düşmanını bugünden değil dünden seçmiştir. Ve dün, yani 1920’lerde, solun düşmanı elbette kemalizm değildi!

Peki kemalizmi bayrak yapanları nereye yerleştirmek gerek?

Emperyalizmle mücadele… Aydınlanmacı müdahaleler… Bir dizi tartışmalı, çelişik unsura karşın, 1920’lerde bunlar var. Zaten 1920’leri, kuruluşu değerli kılan da bunlar.

Değerli olanı bugüne taşımak son derece önemli.

Ancak kemalizm, bizim tarihimizin burjuva devrimleri uğrağına denk düşüyor. Ekonomik açıdan son derece zayıf olan burjuva sınıfının çıkarlarının tüm toplumun çıkarları olarak sunulabileceği, bunun bazı açılardan mümkün olduğu bir dönemdi bu. Zaten, Mustafa Kemal’in kişisel olarak burjuva devrimlerinin ötesine geçen bir siyasal-ideolojik çizgisi olduğu da herhalde söylenemez.

Tüm bu gerçeklere rağmen, bugünün Türkiyesi’nde sınıf karakterini ihmal edip görmezden gelerek bir siyasi akımı “çözüm” olarak ortaya atmak, emperyalizme ve gericiliğe karşı tarihsel bir figürden yararlanma olanağı verir belki ama yurtsever ve aydınlanmacı bir pozisyonun artık biricik kaynağı olan emek eksenini tamamen dağıtır. Üstüne, işbirlikçiliğin ve gericiliğin köklerine ilişkin yanılsama da yaratır.

Siyaset, tarihsel referanslarla güncel pozisyonların bileşkesidir.

Bugün kemalizmle hesaplaşıyoruz diye gericilik ve emperyalizme alan açanlara solda yer yoktur. Gericilik ve emperyalizmle hesaplaşma adına emekçi sınıfların artık bir gün bile tahammül edilmemesi gereken kapitalizmi sorgulamasını engellemek isteyenelere ya da bu sorgulamayı erteleyenlere de…

Kemalizmi illa düşman ilan edeceksen, onun sınıf karakterine odaklan ve karşı çık, emperyalizme ve gericiliğe karşı tarihsel konumlanışı ile uğraşma! İşe yarar.

Kemalizmde ısrar edip, bugünü onunla kurtarmayı hedefliyorsan, tarihsel gerçekleri zorlama pahasına, “kemalizm devrimciliktir” diyerek emek eksenine yaslan! Anlamlı olur.

Ama mitler, fetişler, sembollerle tartışmak… Yeter artık!