Kadrolaşma AKP’nin sonunu hızlandırıyor

13/11/2013 Çarşamba
Kadrolaşma AKP’nin sonunu hızlandırıyor

AKP’nin elde edebileceğinden, “hak ettiği”nden fazlasını istediğini, Türkiye’nin bunu asla kabullenmeyeceğini yazıp duruyoruz. Bundan ibaret değil… AKP’nin çok ama çok büyük bir sorunu daha var: Kadrolaşma!

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk dönemini hatırlayın… Emniyet’te ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda MHP’lilere neredeyse hiç dokunmamışlardı. Türkiye’de “kadrolaşma” dendiğinde ilk akla gelen kurumlar bunlar. 2007’den sonra tablo değişti, buralara daha belirgin bir biçimde yerleşmeye ve diğerlerini ayıklamaya başladılar.

Ordu, yargı ve akademide de asıl hamle 2007’den sonra gerçekleşti. Yalnızca devletin eski muktedirleri değil, AKP’ye muhalefet eden hemen bütün unsurlar hedef tahtasına kondu.

AKP’nin üçüncü kez parlamentoda tek başına iktidar olma şansını elde ettiği 2011 seçimlerinden sonraysa kadrolaşmada yeni bir evreye geçildi, Erdoğan o ana kadar kadrolaşma politikalarında hesaba kattığı cemaatin taleplerini karşılamamaya, hatta bazı kurumlardan cemaatçileri temizlemeye yöneldi.

Geçmişte Milliyetçi Cephe iktidarlarında, Başbakan Süleyman Demirel, kritik kurumları Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi arasında paylaştırıyor, sağın bütününü elinden geldiğince tatmin ediyordu.

Yalnızca “kardeş payı” yapma ihtiyacının, siyasi pazarlıkların ürünü müydü bu?

Hayır!

Türkiye büyük ülkeydi, devlet çarkının dönmesi için gereksinilen insan kaynaklarını tek bir partinin karşılamasına imkan yoktu.

Nüfus aradan geçen sürede neredeyse iki katı arttı ama Türkiye’nin idari yapısının talep ettiği yetişmiş kadro sayısı da arttı.

AKP bu talebi tek başına karşılamaya çalışıyor!

Mümkün değil.

Mümkün olmadığı için, benim kısa bir tarama sonucu görebildiğim kadarıyla, yalnızca son üç ayda dokuz vali hükümeti bayağı madara edecek laflar edip, tuhaf davranışlar sergilemiş. Siyasi üslup, halk düşmanlığı, saldırgan eğilimler değil bunun nedeni tek başına. Yetişmiş, belli bir standardı tutturan kadro yok ellerinde. Düşünsenize, kabinenin en “değerlisi” uzun süredir, Binali Yıldırım!

Bunun daha AKP il yönetimleri var, belediyeler var, boşalan subay kadrolarının doldurulması var, yargısı var… Saymakla bitmez.

Cemaatin yurtdışında yetiştirdiği kadroların -ki bunların da sayısı sanıldığı kadar çok değildi, önemli bölümü geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye yerleştirildi ama artık onları da istemeyen bir Başbakan var görevde. Bu nedenle kendisine bayram kartı yollayanı müsteşar yapıyor, sokakta selam vereni müdür...

AKP kendi ipini çekiyor. Birincisi, Türkiye burjuvazisi kalitesizliği kaldırır, o kalitesizliğin parçası ve nedenidir zaten ama iş pespayeliğe varınca “yok artık” der, risklere işaret eder. İkincisi, siyasi tansiyon yükseldikçe, AKP’nin “kalite sorunu” iyice kendisi belli edecek, bu tuhaf topluluk olmadık anlarda olmadık sözler yumurtlayacak, herkesi şaşırtan davranışlar sergileyecektir. Üçüncüsü, kalite sorunu, hazımsızlığı da beraberinde getireceğinden, bunları idare etmek, kontrol altında tutmak da zorlaşacaktır. Dördüncüsü, kadrolaşma politikaları, düzen siyasetinde “ittifak”ların merkezinde durur, AKP bu kafayla ittifaklarını dağıtacaktır.

Dördüncüsü, bu halk bunları yer, götürür, maymun eder!