Jeopolitik kadar kafanıza taş düşsün

18/10/2017 Çarşamba
Jeopolitik kadar kafanıza taş düşsün

Haritalar yayınlanıyor, yorumlar havada uçuşuyor, göbek atanlar bir yana, ağlayanlar bir yana… Dünün dostları bugün düşman olmuş, göz gözü görmüyor, daha üç ay önce manşetten bir devlete ağza alınmayacak hakaretler yağdıranlar şimdi aynı devleti çiçeklere boğuyor…

Kürtler kaybetti, Türkler kazandı diyor birisi, bir öteki Türkler kaybetti İran kazandı havasında. ABD’nin ne kazanıp ne kaybettiğini, bu hengamede ne yapmak istediğini pek anlayan yok, büyük olasılık Trump da bilmiyordur. Ancak ABD’nin oyun kurma yeteneğinin iyice azaldığı kesin, bunun tartışılacak tarafı bulunmuyor ve olup bitenlere baktığımızda tek iyi haber bu.

Gerisi… 

ABD işgali ile devlet olmaktan çıkarılmış bir ülkede etnik ya da mezhepsel temellerle şekillenmiş silahlı gruplar petrolü bol bir alanda ardı ardına güç gösterisinde; katliamlara ve kanlı çatışmalara alışkın bir coğrafyada kayıpların azlığına seviniliyor.

Belki de sevinilmiyor çünkü kontrolden çıkan milliyetçilik ve mezhepçilik çılgınlığında diğerlerinin yok olmasını isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Yıllardır ABD çıkarları için çalışmış, para almış, CIA ajanları tarafından eğitilmiş, insan öldürmüş siyasi hareketlere mensup kişiler, hemen hemen aynısını yapan gerici Barzani’nin “düşüşü”nü “ABD ipiyle kuyuya indin, gör gününü” diyerek karşılıyor. Eğleniyorlar…

Amerikancılar, İrancılar, İngilizciler, Rusçular sahada… Türkçüler, Kürtçüler…

Uluslararası tekellere enerji pompalayan bir bölgede büyük kavga var ama bu kavgada emekçinin adı yok!

Binlerce sayfa analiz, haber, gerçek-yalan, cümle alem stratejik hesapların içine gömülmüş, hangi uluslararası gücün alana hakim olacağını tartışıyor; üzülüyor, seviniyor. Oysa Irak ve Irak Kürdistanı’nda işsizlik oranı hemen hemen aynı, yüzde 15’lerden 20’lere dayanmış durumda. Yüzbinlerce kişi açlık sınırında, herkesin ele geçirmek için can attığı petrol rafinelerinin gerçek sahibi olan işçiler, Arap, Kürt, Türkmen fark etmiyor, köle gibi çalıştırılıyorlar; en küçük bir hak aramada işsiz kalacak ve şu ya da bu silahlı gücün emrinde oradan oraya sürüklenmekten başka çare bulamayacak!

Onlardan kimse söz etmiyor. Önemli olan etnik ve mezhepsel boğazlaşma… Kimse kendini aldatmasın, iş Barzani’nin çoktan hak ettiği gibi dibi bulmasıyla bitmiyor, bölgede onun gibiler çok, dahası halk düşmanının, sömürücünün Kürdü, Türkü, Arabı, Şiisi, Sunnisi olur mu!

Ayrıca yarın ne olacağı bilinmez, kimin kiminle iş tutacağı da…

Bakın sevgili “yoldaş” Çipras ABD’ye gitmiş, “Türkiye kaka, biz cici” diye bir güzel yağ çekmiş. Ne diyorduk, Syriza’nın lideri için? Bu adam “solcu değil”. Yemediğimiz küfür kalmadı, en güzeli de  “hiçbir şey beğenmediğimiz”di. Beğenmiyoruz. Çipras’ın Yunanistan halkını aldatarak kurduğu zalim piyasacı düzeni, ünlü müzik insanı Teodorakis’in çok yerinde bir biçimde adlandırdığı gibi “Yunanistan tarihinin en sağcı hükümeti”ni, emekçi sınıfların ümüğünü öldüresiye sıkarak kapitalistleri ihya etmesini beğenmiyoruz.

Sömürü düzenini sorgulamadan, ona karşı mücadeleyi merkeze koymadan başka taraflaşmalarda saf tutmak bizim işimiz değil. İnsanlık emperyalist dünyanın içinde sürmekte olan çıkar kavgalarında bir soyguncu grubun yerine bir başka soyguncu grubun geçmesiyle değil, bu kontrolden çıkmış ahmak düzeni yıkarak ayağa kalkacak. 

Kerkük’ün hangi ırka ya da mezhebe ait olduğu tartışılıyor, yazık! Oysa soygunculardan-sömürücülerden temizlensin bakın kardeşlik ama öyle yapmacıktan değil, gerçek kardeşlik nasıl tesis ediliveriyor… 

Yani demem o ki, her yurtsever, kendi ülkesindeki, kendi ulusundaki soyguncuyu, emek hırsızını tepeleyerek yurtseverliğini kanıtlayacak. Gerisi hikaye ve evet, jeopolitik kadar başınıza taş düşsün.