İçimizdeki NATO’cular kim?

22/11/2017 Çarşamba
İçimizdeki NATO’cular kim?

“İki gün sürmedi NATO karşıtlığınız” diye isyan ediyordu Nihat Genç dün Odatv’deki yazısında. ABD ve NATO’ya dayılandıktan sonra “tuzağa düşürülüyoruz, batıdan kopup Avrasya’ya sürükleniyoruz” demeye başlayan milliyetçileri kastediyordu.

“Milliyetçilik nedir” sorusunu defalarca yanıtladık ama buraya bir kez daha koyalım ki yazacaklarımız daha anlaşılır olsun:

Milliyetçilik kendi ulusunun ayıbını görmemektir. Yani, kendi ulusunun hırsızına, haksızına, sömürücüsüne, zorbasına anlayış göstermek…

Yurtseverlikten farkı burada. Yurtseverlik kendi ülkeni hırsızdan, haksızdan, sömürücüden, zorbadan kurtarma iradesidir. 

Bizim milliyetçilerimizin ABD ve de NATO karşısında zorlanmasının, “batı emperyalizmi”ne sert yaparken tereddüte düşmesinin nedeni tam da budur.

NATO nedir?

Herkes NATO’nun ABD emperyalizminin çıkarlarına hizmet eden bir uluslararası örgüt olduğunu söylüyor, doğrudur ama bu tarifte çok ama çok büyük bir eksik var. NATO bir bütün olarak kapitalist düzeni, yani bugün Türkiye dahil dünyanın neredeyse tamamında egemen olan berbat toplumsal sistemi korumak için kurulmuştur.

Yani NATO bir patron örgütüdür. Patronların çıkarları doğrultusunda işçi sınıfına, ilerici hareketlere saldıran büyük bir terör örgütüdür.

ABD bu örgütü emperyalist sistem içinde kendi çıkarlarını korumak için kullanmaya çalışsa da, işin aslı budur. 

Türkiye’de dincisinden milliyetçisine, liberalinden muhafazakarına bütün “sağ” geçmişten bugüne NATO’cudur. Düzenin solcusu da NATO’cudur. Ve bunun nedeni sadece ve sadece Amerikancılık değildir; daha doğrusu Türkiye’de Amerikancılığın da NATO’culuğun da kaynağında sömürü düzeninin çıkarları vardır.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye’de bugünkü düzen NATO’dan kopup Avrasya eksenine yerleşebilir mi?

Bir açıdan mümkündür. Çünkü Avrasya ekseni bugünkü emperyalist sistemin bir parçasıdır ve kapitalist sömürünün aynı azgınlıkta, aynı kuralsızlıkla sürdüğü ülkelerin oluşturduğu gevşek bir ittifaktan başka bir şey değildir. Örnek olsun, orada artık Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yok; onun tam karşıtı olan kapitalist Rusya var!

Türkiye söz konusu olduğunda Avrasya eksenine kaymanın enerji kaynakları, yatırım alanları ve yeni pazarlar açısından bazı olanaklar sağlayacağı, üstelik batının iki yüzlü “insan hakları” ve “demokrasi” şantajından kurtulunduğu oranda emeğin haklarının daha kolay budanabileceğini düşünen patronların sayısı artıyor olabilir.

Ancak…

Bunlar uçuşan fikirlerdir ve Erdoğan’ın kendisini kurtarmak için ABD ve Almanya ile giriştiği çekişmeyi pazarlık noktasından Türkiye’ye eksen değiştirme noktasına taşımaya yetmemektedir.

Türkiye’de bugünkü düzenin NATO’dan, ABD-Almanya belirlenimli ittifak sisteminden, bu ittifak sistemi derin bir krizde de olsa, kopması için gerekli altyapı ve hazırlık yoktur.

Milliyetçilerin eli kolu bağlıdır. Bazılarının işi goygoya dökmesi, Erdoğan’ın elini kuvvetlendirme telaşından ve bir gecede Amerikancılığın daniskasından “kahrolsun ABD”ye geçebilmenin dayanılmaz cazibesine kapılmaktandır. Nasılsa dans etmeye alıştılar. Yarın Erdoğan Türkiye’yi pazarlık masasından “NATO’yla ABD ile mükemmel uyum”la kaldırırsa gulu gulu dansı da yaparlar.

Tekrar edelim, Türkiye’nin NATO’nun karşısına dikilmesinin önündeki engel bugün iktidarda olan, Türkiye’yi yağmalayan büyük tekellerdir. Düzen siyaseti; içine İslamcısını, milliyetçisini, sosyal demokrasisini, liberalini koyun, büyük tekellere rağmen son tahlilde hiçbir şey yapamaz. Kendini kurtarmak için her yolu deneyeceğini gösteren Erdoğan da yapamaz. Yapar da, sonuçlarına katlanır. 

Sömürücü bir sınıfı başından atmayan bir Türkiye’nin NATO’yla kavgası, kalecisinden forvetine tamamı rakip takımla anlaşmış oyuncularla sahaya çıkmaya benzer.

Peki buna rağmen Erdoğan ya da başka bir nedenle gerilim artarsa ABD ile NATO ile, nasıl davranmalı, ne yapmalı?

Yapılması gereken basittir, gerçek karşıtlık Türkiye’de işçi sınıfı ile NATO, işçi sınıfı ile emperyalizm arasındadır. Meseleyi Erdoğan ile NATO arasındaki bir çekişmeden çıkarmak gerekir. Bugünkü kirli pazarlığı teşhir etmek, Amerikancılığın bu ülkede kimler tarafından, hangi sınıf tarafından bir devlet politikası haline getirildiğini göstermek ve darbelere, iç işlerine müdahaleye zemin hazırlayan ne varsa ondan bir an önce kurtulmak için mücadele gerekir.

İktidardaysanız NATO’dan çıkmadan NATO ile mücadele edilemez. Bu ülkede NATO askerleri olduğu sürece NATO’ya kafa tutulamaz. Öyle bir yandan “Türkiye NATO’nun saygın bir üyesidir” deyip, onuncu sınıf kalemşörlere “ABD ile savaşacağız” diye yazı sipariş etmek olmaz.

Kapatın üsleri, çıkın NATO’dan, NATO terör örgütüyle imzalanmış bütün gizli anlaşmaları, sürdürülen bütün örtülü operasyonları halka anlatın.

Sonuna kadar destekleyeceğiz.

İnsanlığın başına bin bir çorap örmüş bu örgütün çatırdaması ya da zarar görmesi her durumda iyi bir şeydir.

İyi bir şeydir çünkü NATO şemsiyesi olmadan sermaye düzeni işçi sınıfı karşısında daha savunmasız, daha zayıf ve kırılgan olacaktır. Adaletsizlikleri, zorbalığı, eşitsizlikleri sürdürmek zorlaşacaktır. Uyanan bir halkı “NATO sopası” ile terbiye etme imkanı ortadan kalkacaktır.

Sağcının asıl derdi budur. Patronun asıl derdi budur.

Na to kefali, na to marmaro; işte kafa işte mermer Yunanca deyiştir ve Türkçe’ye uyarlanışı tam da cuk oturmuştur: 

NATO kafa, NATO mermer!