Hükümet devirmek suç mu?

01/02/2010 Pazartesi
Hükümet devirmek suç mu?

Cumartesi sabahı, yanımdaki yolcunun gazetesinden göz ucuyla nasiplenirken gördüm o başlığı: CD KAYDINDA O SÖZLER YOK! Görmemem olanaksızdı, Hürriyet’in birinci sayfasının beşte biri yalnızca bu başlığa ayrılmıştı. Sağlam miyopumdur amma gözlüğü çıkarsam yine zorlanmadan sökerdim iki satıra yaydıkları manşeti.

Şaşırdım açıkçası, Maliye marifetiyle bir güzel tımar edilen Doğan grubundan böyle bir gazete beklemiyordum. Ergenekon ve benzer soruşturmalara ilişkin soru işaretlerini mümkün olduğunca ufaltarak vermeye başlayan, hatta bazı “şok” haberlerde Taraf, Star ve Zaman’a toz yutturan Hürriyet şimdi durup dururken neden “Balyoz”la ilgili kuşku yayan bir haber yapsın?

Böyle düşünüyordum, yanımdaki beyefendi otlakçılığımdan rahatsız olup “okumak ister misiniz” diye gazeteyi uzatıncaya kadar. Nereden bilsin göz ucuyla gazete okumanın keyfini!

Her ne ise, istemeyerek de olsa elime aldığım gazetenin istemeyerek de olsa okumaya başladığım manşetinde büyük sürprizle karşılaştım. Meğer Hürriyet Tek Gıda- İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’in “hükümeti deviririz” demediğini “kanıtlayan” bir ses kaydının Başbakan’a sunulmasını manşete çekmiş! Türkel’in ilgili konuşmasını içeren bir CD, TEKEL direnişiyle ilgili olarak geçtiğimiz Perşembe günü yapılan görüşmede Türk-İş Genel Başkanı Kumlu tarafından Erdoğan’a takdim edilmiş.

CD’de öyleyse, Türkel’in hükümeti devirmekten söz etmediğini kabul edeceğiz demektir. Türkel öyle dememiş ama Erdoğan dediğini varsayarak “avucunuzu yalarsınız” demişti. Başbakanlık’tan Türk-İş yönetimine giden bir CD olmadığına göre, Recep Tayyip’in “pışşşık” ayarındaki yanıtının gerçekliğinden kuşku duymamız için bir neden bulunmuyor.

İşte “özgür” Türkiye’nin, “demokratikleşmede şaha kalkan” Türkiye’nin hali! Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu, TEKEL işçisinin hakkını savunacağına, kendisine bağlı sendikanın genel başkanının “hükümeti karşısına alan” bir açıklama yapmadığını kanıtlamak için bir sürü zahmete giriyor. Ve ülkenin diğer büyüğü bir gazete de bunu kocaman puntolarla manşet yapıyor.

Neymiş, Tek Gıda-İş Genel Başkanı’nın hükümeti devirme niyeti yokmuş...

Derin bir nefes alın, demokrasimiz kurtuldu!

Ergenekon operasyonunun yan ürünlerinden birinin “seçilmiş hükümete karşı olmak” diye yeni bir suçun icat edilmesi olduğunu daha önce yazmıştım.

İlginçtir, böyle bir suç tarifinin yaygın kabul görmesi için halkla ilişkiler çalışmasına “solcu”lar da katılmıştı. Aralarında, şimdilerde İçişleri Bakanlığı önündeki başvuru kuyruğunda bekleseler de, “yasal parti”leri “sahte sol” ilan edenler bile vardı. Onların da yardımıyla liberal-gerici tayfa “seçilmiş hükümetin dokunulmazlığı”nı ilan edivermişti.

Yargı dokunamaz, çiftçi dokunamaz, aydın dokunamaz, işçi hiç dokunamaz. Onlar avuç yalarlar!

Bu nedenle TEKEL direnişini iyi götüren ama sonrasında tahmin edilebilir nedenlerle Kumlu’nun peşine takılan Türkel’in paniğini anlamak gerekir. Çok muhtemeldir ki, Türkel hükümeti devirmenin suç olduğunu sanmaktadır.

Neden çünkü, hükümetler seçimle gelir, seçimle gider...

Böyle diyorlar.

Burjuva demokrasilerinin iki yüzlülüğü, halk düşmanlığı ve tarihsel anlamda pek az meşruiyet barındırması bir yana.

En “gelişkini”nden, bizdeki gibilere varıncaya kadar, hükümetlerin seçimle gelip, seçimle gitmesi gibi bir kuraldan hiçbir biçimde söz edilemez.

Hükümetler bazen açık bir başarısızlık üzerine giderler.

Hükümetlerin “iç çatlak”lar sonucu düştüğü de görülmüştür.

Ve bazen hükümetler büyük kitle gösterileriyle devrilirler...

Sayısız örnek verebiliriz ama Avrupalı bir örnekten söz etmemiz gerekiyorsa, geçtiğimiz yılın Ocak ayında İzlanda’da olanları hatırlatabiliriz. İzlanda’da ekonomik kriz nedeniyle hızla kitleselleşen protestolar hükümetin istifasıyla sonuçlanmıştı.

Hükümetin başı da edepsizlik edip “avucunuzu yalayın” dememiş, diyememişti.

Son tahlilde seçimle gelip de Kızıl Ordu tekmesiyle intihara sürüklenen Hitler faşisti de kimseye avucunu yalatamamıştı.

Seçilenlerin karşısında boyun eğmemeyi “elitizm”le ve “halk korkusuyla” açıkladılar ya...

Şimdi de diyecekler ki, seçilmiş hükümetle uğraşacağına neden atanmış darbecilerden söz etmiyorsun...

Tövbe tövbe...