Hilmi Paşa

07/04/2010 Çarşamba
Hilmi Paşa

Genelkurmay eski başkanlarından Hilmi Özkök, suya sabuna dokunmayan velakin merak uyandıran açıklamalardan vazgeçip kendisini komplocukla suçlayan 1. Ordu eski komutanı Çetin Doğan için “karnından konuşuyor” demiş. Ve son dönemlerin bildik tehdidini savurmuş: “Çok şey var söyleyecek ama susuyorum, hakaretlerine devam ederse dava açarım”!

Generallerin kozmik dünyasında ne oluyor, hangi dehlizde hangi planlar konuşuluyor, kim kimin ayağını kaydırmak istiyor, bunları bilemiyoruz. Bildiğimiz halka, ülkeye karşı işlenen suçlar...

Sorgulanmayan, kanıksanan suçlar...

Sivil-asker, bu düzenin tüm “üst düzeyler”inin ortak olduğu suçlar...

Birkaç gün önce İstanbul’da da nükleer silah konuşlandırıldığı açıklandı. Açıklayan, hükümet değil, genelkurmay değil... Bir emekli diplomat!

Belli aralıklarla Türkiye’nin komünistleri bu konuyu gündeme getirir, Türkiye’nin nükleer mayınlarla “korunduğu”nu ileri sürerler ve bu silahların akıbetinin açıklanmasını talep ederler. Asker ve sivil kişiler her konuda çok konuşur, bu konuda susarlar.

İyi... Biz konuşalım! Bu nükleer mayınlar, Türkiye ABD tarafından uygun görülmeyen kişilerin eline geçerse eğer, patlatılacak, stratejik noktalarda maddi altyapı tahrip edilecek. Taktik nükleer silah olarak da adlandırılan bu bombaların insanları kitlesel ölçekte öldüreceğini bilmiyorum yazmaya gerek var mı?


Bu silahlar Türkiye’nin onayıyla yerleştirildi. Sovyetler Birliği’ni değil, Türkiye’yi vurmak için! Bir emekli büyükelçi “İstanbul’da var” demiş oldu. Başka yerlerde de var! Bakım ya da söküm işlerine nezaret eden hekimlere, bu tür işlerde görev alan teknisyenlere denk gelirseniz, öğrenirsiniz.

“Camileri bombalayacaklardı” diye sürekli haber yapıyor yandaş medya, acaba ABD’nin nükleerleri camilere dokunmuyor mu?

Diğerleriyle araları bozuk, o zaman pek seviştikleri Hilmi Paşa’ya sorsunlar, “sayın paşam Amerikalılar bu bombaları yerleştirirken ‘cuma günü patlatmayız’ diye bir hüküm koymuşlar, doğru mudur” diye!

Paşa bu konuda karnından ya da başka bir yerinden konuşabilir, yeter ki konuşsun!

Fikret Bilâ’ya konuştuğu gibi... Açık, seçik...

Okumadıysanız okuyun, Bilâ’nın Milliyet’te yayınlandıktan sonra Komutanlar Cephesi diye kitaplaştırılan yazı dizisini.

Hilmi Özkök farkı bu yazı dizisinde apaçık ortada.

Kitap ağırlıklı olarak PKK ile mücadele üzerine. Ama konular birbiriyle bağlantılı, emekli olunca generaller çok konuşuyorlar malum.

Kitapta da bir kez daha ortaya çıkıyor ki, Türkiye’de üst düzey subayların çok büyük bölümü ABD’yi dost olarak görmüyor. Şöyle oluyor, muvazzafken hepsi (bir-iki istisnayla) NATO tezgahından geçiyor, ABD’de kurslara devam ediyor, yani tıpış tıpış gerekeni yapıyor, emekli olunca da başlıyorlar atıp tutmaya. “ABD şöyle planlar yapıyor”, “Türkiye’yi şu şekilde bölmek istiyor” vesaire vesaire... Yakın işbirliğinden kaynaklı derin bilgileri var elbette! ABD’nin ne kadar bencil, ne kadar zorba, ne kadar hesapçı olduğunu kavramışlar, devlet sorumluluğu bitince kavradıklarını kamuoyu ile paylaşıyorlar.

Rezalet...

Ama daha büyük rezalet, emeklilikte de “devlet sorumluluğu” ile hareket etmeye devam etmek!

Hilmi Özkök farkı bu işte.

Paşamız ABD ve AB’ye toz kondurtmuyor. 1 Mart tezkeresine karşı çıkanlara “cahil” diyor. Bilindiği gibi, tezkereye karşı çıkanların bazıları, “ABD askeri buralara girdi mi, bir daha çıkmaz” tezini ileri sürmüşlerdi. Özkök diyor ki, “Cahilin hayaline yetişmek imkanı yoktur.” “Geldim, gitmem diyen, bu gücü kendinde bulan da zorla gelip, girer oraya. (...) Kesin olarak ABD oradan ileride gidecekti.”

ABD’ye en olmadık konuda kefil olacak kadar Amerikancı bir genelkurmay başkanı!

Devamında diyor ki, ABD 1 Mart nedeniyle Türkiye’yi cezalandırdı çünkü bunu yapmazsa, ileride başka konularda yanına kimseyi çekemez! Bu doğru...

Ancak, bir emekli Genelkurmay Başkanı böyle bir değerlendirme yapabilir mi? Yapar, burası Türkiye’dir ve bu kişi “demokrat asker” sıfatıyla ortalıkta dolaşır, Türkiye solcusu da “darbeci değildi hiç değilse” diyerek gizliden gizliye sempati besler.

Sonra çuval konusu var. ABD askerlerinin bazen aptalca işler yaptığını söylüyor. Bir anne sevecenliğiyle yaklaşıyor. “Aslında ben ABD’lilerin çuval olayının bizi bu kadar rencide edeceğini bildiklerini de zannetmiyorum.” Hilmi Özkök, karnından değil yüreğinden konuşuyor, bir Amerikan subayı gibi, o cepheden bakıyor. Öyle ki, ABD’nin aptallıklarına örnek olarak 1992’de ortak tatbikatta TSK’ya ait Muavenet gemisinin batırılmasını gösteriyor. İstemeden hakiki mermi kullanmışlar!

Özkök Pentagon görevlisi midir? Nasıl emin olmaktadır? Bir başka ülke hakkında nasıl bu kadar rahat konuşmaktadır? Cahillikten söz ediyor, Muavenet’in Türkiye’nin burnunu sürtmek için batırıldığını bilmeyecek kadar cahil midir Amerikalıların aptallıklarından dem vuruyor, ülke güvenliğinden sorumlu kişiler bu kadar aptal mıdır?

Geçiyoruz Avrupa'ya!

“AB bir kurallar manzumesi. Bakın bir hücre gelişigüzel ürerse ne oluyor, tümör oluyor. Ama sistemli ve kurallara uygun ürererse ne oluyor, bir bebek oluyor. AB’de her şeye çeki düzen veriliyor, kurallar var. Kurallar çerçevesinde. Amaç bir yerde AB uyum çalışmalarıyla aslında Türkiye’yi düzeltmek.”

Avrupa Birliği’ne asker övgüsü aynen böyle olur, kurallar üzerinden!

Peki aktardığım son cümle ne oluyor? “Türkiye’yi düzeltmek”!

Genelkurmay eski başkanı, bu kez AB komiserleri gibi düşünüyor, onlar gibi heyecanlanıyor.

Hilmi Paşa budur.

Şimdi...

Darbecilere, cuntacılara karşı Özkök “kanun”a yaslanarak mücadele ediyor. Kolay gelsin.

Peki memlekette Amerikancılıkta, AB’cilikte ipin ucunu kaçıranlara karşı “kanun” yok mudur?

“Kanun” var ya da yok, bunların yakasına yapışacak yurtsever bir birikim yok mudur?