"Hayır"ları artırmanın yolu

27/08/2010 Cuma
"Hayır"ları artırmanın yolu

Artık belli oldu, referandumun kaderini, biraz bıkkınlıktan biraz da tartışmalara anlam veremediklerinden sandığa gitmeyi düşünmeyenler belirleyecek. Bilinçli boykotçulardan söz etmiyorum.

Üzerinde durulması gereken, referandumu önemsemeyen ya da bu tartışmalardan sıkılan kesimler ve onların bu işten iyice soğumasıdır.

İlgisizlerin de kemikleşmeye başlaması, tam da AKP'nin istediği bir şeydir. Çünkü görüldüğü kadarıyla "hayır"ların "evet"e üstünlük sağlaması ancak insanların tercihlerini değiştirmelerinin değil, şu ana kadar tercihte bulunmayanların "hayır"a yönelmeleriyle mümkün olabilecek. Bugünkü tabloda "evet"çilerden anlamlı bir oranın kopartılması için Erdoğan'ın büyük bir yanlış yapması ya da hiç öngörülemeyen bir gelişme yaşanması gerekir.

Örneğin Hanefi Avcı'nın önemli ve başka açılardan etkili olduğu muhakkak olan çıkışının referandumda "evet" cephesini sarstığını düşünmek için bir neden bulunmamaktadır. Gülen cemaatinin gücünü ve devletteki etkisini Türkiye'de bilmeyen yoktur, "evet"çilerin küçümsenmeyecek bölümü bundan hoşnuttur da. Sağcı seçmen Avcı'nın kitabını okuyup da "vay anasına neler oluyormuş bu ülkede" diyerek AKP'ye sırtını dönmez. Pek azı kitap okur, çok daha azı bir cemaatin serpilip gelişmesinden rahatsızlık duyar. Geriye "evet"çi solcular kalıyor ki, onlar için Avcı'nın kitabı Ergenekon'un son çıkışından başka bir anlama gelmemektedir.

CHP lideri Kılıçdaroğlu ise "evet"çilere "biz AKP'den sandığınız kadar farklı değiliz"i anlatmakla meşgul! Gelecek hafta bir başka yazıma konu olacak "türban"la ilgili söyledikleri AKP'nin etkisini azaltmıyor, artırıyor. Erdoğan ve arkadaşlarını meşrulaştırıyor, haklı ve başarılı gösteriyor, onların doğru yolda olduğu izlenimini veriyor. Kimileri buna "din silahını yobazların elinden almak" diyor, bunun hiçbir karşılığı olmadığını göreceğiz.

Daha önce de yazdığım gibi, bu şekilde "evet"çilere çalışılıyor. Belki Kılıçdaroğlu başka şeyler de söylüyor ama akılda kalan, basına yansıyan türbandır, Muğlalı kışlasıdır, genel aftır.

Türbanı geçtim, Türkiye'de devletin zalimliğinin en tiksinti verici örneklerinden biri olan Muğlalı Kışlası şimdi neden gündeme geldi? Belli ki CHP lideri "biz de demokratız, biz de askerle mesafeliyiz" demek istiyor. Referanduma beş kala bu tutar mı? AKP zaten bu sahte eksen üzerine yerleştirmiş anayasa değişikliğini, yapılması gereken bu ekseni değiştirmekken, Kılıçdaroğlu o eksende demokratlık açık artırmasında boy göstermeye çalışıyor.

Bu yöntem "yetmez ama evet"in argümanıdır.

Bizim "hayır"ımız ise, "yetti gari"ye dayanmaktadır!

Muğlalı Kışlası'nın da Kenan Evren Kışlası'nın da alay edercesine halkımızın gözüne sokulması, başka faşizan uygulamalarla birlikte elbette mücadele edilmesi gereken olgulardır. Bununla birlikte, referandumda "kimin daha demokrat" olduğu oylanmıyor, öz itibariyle AKP'nin yolu oylanıyor. "Sıkıysa Muğlalı Kışlası'nın adını değiştir" söylemi şu anda "evet dersen, onu da yaparız"ı desteklemekten başka bir şeye yaramaz.

Şimdi odaklanılması gereken AKP'nin emek düşmanlığıdır, ülkeyi nasıl tahrip ettiği, yağmaladığıdır, gericiliğidir, işbirlikçiliğidir. Ve belki her şeyin ötesinde AKP'nin bir parti olarak verdiği fotoğraftır.

Bu fotoğrafta görgüsüzlük, küstahlık, cehalet, fırsatçılık, zorbalık ve riya vardır.

Halkımızın bir bölümü fotoğrafı aynen bu şekilde kavramış, dehşete düşmüştür. "Hayır" bu dehşetten beslenmektedir.

Bir bölüm ise bu fotoğraftan haz duymaktadır. Kimse kendini kandırmasın, "evet"ler aldatılmışlık kadar bu hazda cisimleşen toplumsal bozulmayı da temsil edecektir.

Bizim görevimiz dehşetin teslimiyete değil umuda dönüşmesini sağlamak.

Referandumdan daha fazla dehşet, daha fazla teslimiyet değil, umut çıkmalı.

İlgisizlere bunu, umudu güçlendirmezlerse dehşetten daha fazla kaçamayacaklarını anlatmanın, onları sarsıp tavır almaya özendirmenin tam zamanıdır.

Bir halkın uyanışı bezginlerin kıpırdanmasına bağlı olamaz. Ancak bezginleri kıpırdatamayan bir uyanış asla başarılı olamaz.