Havaalanı güvenliği mi dediniz, güldürmeyin

30/06/2016 Perşembe
Havaalanı güvenliği mi dediniz, güldürmeyin

Havaalanı’nda güvenlik zaafiyeti var mı yok mu? Başbakan’ın bu soruya yanıtına kimse şaşırmadı, hiç öyle şey olur muydu, her şey kontrol altındaydı. Öyle ya, her zaman haklıdırlar kendileri, tartışmayacaksın. Tartışmayacak, mücadele edeceksin.

Havaalanında böyle bir katliam yaşandığına göre bir yerde zaafiyet var ama nerede? İşin uzmanları derhal konuşmaya başladı, personel eğitimsizmiş, x-ray cihazlarının bulunduğu noktanın öncesinde önlem alınmalıymış, sivil güvenlik personeli sayısı artırılmalıymış, önleyici istihbarat şartmış.

Güzel, demek ki bunlara kalsa, havaalanlarında iki kez aramak yetmeyecek, havaalanına gelmeden de bir kontrol noktasından geçirilecek insanlar, o da yetmeyecek, üç kişiye bir tane hafiye düşecek.

İşin bu kısmına dair hemen ve çok kısaca söylemek gerekiyor ki, Türkiye’de dincilik bir devlet politikası olduğu sürece “güvenlik” sağlanamaz. Mesele çarşaflı ve sarıklıları aramıyorlar basitliğinde değil. Doğru aramıyorlar; bir bölümü sempati duyduğundan bir bölümü çekindiğinden. Ancak konu çok daha kapsamlı ve kadro alımından, örtülü bazı kurumlardaki dokunulmazlıklara varıncaya kadar bir dizi boyutu var.

MİT TIR’larını hatırlayın. O büyük işti. Oysa bugün Türkiye’nin her tarafında onlarca silah ve kişi “dokunulama”dan ve hassas noktalara erişim özgürlüğü sağlanmış bir biçimde dolaşıyor.

Öteden beri devletlerin örtülü güçleri, örtülü operasyonları vardı. Bunları gizleme ihtiyacı duyarlardı çünkü bu güçler yasal olmayan işler yaparlardı. Söz konusu operasyonların bir bölümü ortaya çıkar, ama kamuoyu baskısıyla ama farklı odaklar arasındaki mücadele nedeniyle davalar açılır, kimi unsurlar feda edilirdi. Ancak bütün bu olup bitenlerde muhatap belliydi, yani hesap soracağınız mercii: Devlet, siyasi iktidar.

Peki şimdi durum ne?

Özel kuvvetler her yerde!

Türkçe’de “özel” sözcüğü iki anlamda kullanılıyor, “o çok özel biri” dediğinizde az bulunur, atipik, değerli bir kişi demek istiyorsunuz. Bir de aynı anlamın uzantısı olarak “şahsi” olanı işaret etmek için kullanılıyor özel. Ve kamusal olanın karşıtı olarak. Özel Kuvvetler örneğin, TSK’ya bağlıydı özel sektöre değil ama atipik, az bulunur, farklı eğitilip donatılmış bir güç olduğu için bu isimle anılıyordu. Özel güvenlik ise özel bir iş alanı.

Ama şimdi özel kuvvetler her yerde.

Havaalanına dönelim. Havaalanları kamusal alanlardır. Ya da biz öyle zannederiz. Çünkü özelleştirme furyasıyla birlikte son derece karmaşık bir yapısı olan havacılık sektöründe bir sürü hizmet özelleşti. Doğal olarak hizmet kalitesi düştü, güvenlik riskleri (yalnızca terör başlığında değil, uçuş güvenliği açısından da) büyüdü. Çünkü karar verici özerk birimlerin sayısı arttı, koordinasyon sorunları yaşanmaya başladı. Vatandaşın derdini anlatacağı bir yer bulamazsınız, oradan oraya yollarlar sizi “bizim yetki alanımızda değil” en çok duyduğunuz laftır.

Havaalanının güvenliğinde de benzer bir karmaşa vardır. Özel şirketler ve emniyet arasında uyulması gereken protokoller hazırlanmış ve yetki tanımı yapılmıştır ama son tahlilde birden fazla karar mercii, birden fazla çıkar, birden fazla hiyerarşi söz konusudur. Kimden hesap soracağınız belirsizdir.

Oysa kamusal bir alanın güvenliğini özel bir şirketin sağlaması başlı başına bir sorundur.

Lakin bir kısım “sol” sermayeden değil de devlet kavramından nefret ettiği, her şeyin başı ve sonu olarak asker ve polisi gördüğü için bu süreç ne yazık ki pek sorgulanmadan geçilmiştir. Çok bilmişleri “e devlet de kapitalistlerin devleti değil mi” diye üste çıkmaya kalkmışlardır. “Devlet küçülsün ne güzel” diyerek özelleştirmeleri savunmuşlardı, arada kamusal bir başlık olan güvenlik hizmetleri de özelleştirilirken “polis daha mı iyi” gibi anlamsız bir soru yönelttiler. Yakında bu işin nerelere varacağını görecekler.

Az sonra!

Asker ve polisin bireyleri ya da özel çıkarları değil toplumun çıkarlarını koruması bir genel ilkedir. Bu düzende kapitalist sınıf egemen olduğu için bu genel ilke kuşkusuz pratikte geçerli değildir devletin silahlı güçleri emeği bastırmak, özelin çıkarlarını korumak için kullanılır. Ama bunu ilan ederek değil kılıfına uydurarak, zaman zaman tarafsız gözükmek zorunda kalarak yaparlar. “E zaten böyle” diyerek Anayasa’ya açıktan “ordu ve emniyet parası olanın güvenliğini sağlar” yazılmasını mı tercih edeceğiz?

Meşruiyet kavramı, sınıf mücadelesinin en önemli unsurlarından biridir ve zenginle yoksul sınıflar arasındaki kavgada her zaman önemini koruyacaktır.

Özel güvenlik ve profesyonel ordu karşı çıkılması, reddedilmesi gereken yapılardır. Kafayı zorunlu askerliğe takmış bazıları, profesyonel ordunun “ileri” bir reform olduğunu iddia edecek kadar bönleşmişti. Ve o zamanlar profesyonel ordu dendiğinde akıllar “maaşlı personel”den ötesine basmıyordu!

İsterseniz “özel ordu” diyelim, daha iyi anlaşılır.

Geçtiğimiz haftalarda birden fazla kaynak Erdoğan’ın kendisine “özel güvenlik” güçleri kurduğunu, bunların şu ya da bu amaçla harekete geçeceğini, ortalığın karışacağını iddia etti. Biz bu kaynaklara güvenmeyiz ama söylenenlerin büyük ölçüde gerçek olduğunu biliriz.

Konu Erdoğan değil burada. Özel güvenlik dendiğinde akla alışveriş merkezlerinde asgari ücrete işçi çalıştıran şirketler akla geliyor nedense. Konu onlar da değil.

Konu, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de silahlı güçlerin özelleşmesidir.

Neden?

Çünkü bu bir yatırım alanıdır, kârlıdır. Çünkü devletleri-hükümetleri bağlayan yasaların bir bölümü özel şirketler için geçerli değildir. Çünkü özel şirketler kendilerini ahlaki açıdan daha özgür hissederler, rol yapmak zorunda değildirler, özel çıkarları korurlar. Çünkü özel şirketler personel alımında devletten farklı olarak “suçlu”ları değerlendirebilir, onları istihdam ederler. Çünkü özel şirketlerin hangi devletlerin yasalarına tâbi oldukları belirsizdir, savaş hukuku açısından istedikleri gibi kullandıkları boşluklar vardır. Çünkü devletler “şirketlere kendi güvenliğinizi alın” diyerek hem bazı harcama kalemlerinden hem de sorumluluktan kurtulmaktadır.

İşin gerçeği, sermaye sınıfı silahlanmakta, dahası özel ordulara sahip olmaktadır. Aegis, Dyncorp, Academi, Triple Canopy, Defion… Bunlar yoğurt ya da mobilya markaları değil. Hizmetlerinde sınır yok ama onları en iyi tanımlayan “özel ordu” olmaları; her iki anlamda da…

Emekli askerler, “terör” örgütlerinden devşirmeler, cezaevinden çıkan mahkumlar… Özellikle Ortadoğu’da büyük enerji tesislerini bu şirketler koruyor; dahası işi inşaat aşamasında alıp sektöre uygun bir güvenlik konsepti geliştiriyorlar. Gerektiğinde ABD ordusu (aslında başka ülkeler de) bu şirketlere iş ihale ediyor; doğrudan cephede savaşıyor, istedikleri haltı yiyor, bir üniformayı çıkarıp ötekini giyebiliyorlar.

Savaş ve karışıklığın para kazandırdığı bir sektörde çatışmaların sürekli hale gelmesi için operasyonlar da yapıyorlar!

Ne demiştik, sağlığın ticareti olmaz, özel işletmeler insanlar daha çok hastalansın ister, bu işin mantığında bu var. Rus turist gelmedi diye hayıflanan otel sahibi de patrondur, sömürücüdür ama hiç değilse turist avına çıkmıştır! Para kazanmak için salgın bekleyen bir sektörden söz ediyoruz.

Güvenlik de öyle. Ne kadar çok çatışma bölgesi, o kadar para.

Peki bunun Erdoğan’la ne ilgisi var.

Kendisi bir siyasetçi ama aynı zamanda piyasa aktörü. Özel güçler kuruyormuş, hakkıdır. Ailenin vakıfları, gemileri, kutuları, arazileri… Korunması gerek.

Şimdi bu şirketleşme işi büyüdü. Herkes Türkiye’de devletin içindeki saflaşmada ideolojik nedenler arıyor. Boş verin bunlarda ideoloji filan yerlerde sürünüyor, herkes birbiriyle ittifak yapıyor, yapabiliyor; önemli olan pasta. Pasta çok büyük ve şimdi devletin silah tekeli özel güvenlik-özel ordu motivasyonuyla akçalı çıkar kavgası içinde hiziplere bölünmüş durumda. Kim liberaldir, kim İslamcıdır, kim ulusalcıdır azıcık karışık. Para-Siyaset-Para ve de Siyaset-Para-Siyaset.

Ha, unutmadan söyleyelim, şimdi ufak ufak yeniden başlatılan “çözüm süreci”nin bir noktasında Kürt sorununun güvenlik kısmı da özel ordulara devredilecek. Hazırlıkları sürüyor, Sur yeniden inşa mı edilecek, oranın güvenliği de sermayeye bırakılacak. Büyük işletmeler, yollar, barajlar…

Personel açığı hiç olmaz. Daha şimdiden asker ve polisten emekliliğini isteyenler olduğu söyleniyor. E bir de onca Nusracı, IŞİD gönüllüsü buharlaşmayacak ya?

Havaalanı güvenliği mi dediniz?

Güldürmeyin.

Sermayedarsanız ruhsat için başvurun, kurun kendi ordunuzu. Sıradan vatandaşsanız bu ahmak ve zorba düzene karşı mücadele edin.