“Gümbür gümbür” gelmek için...

04/02/2010 Perşembe
“Gümbür gümbür” gelmek için...

(4 Şubat notları)

Konfederasyonları bu greve TEKEL işçisi zorladı. Sonuç hiç kuşkusuz bir “genel grev” değildir ama emekçi toplamının küçümsenmeyecek kesiminde gözle görülür bir ayağa kalkma halidir. “Genel grev” silahının iyi kullanılmaması nedeniyle pişmanlık duymak yerine bundan sonrası için kollar sıvanmalı, Türkiye işçi sınıfının canlanan bölmeleri tahkim edilmeli ve ortaya çıkan enerji olabildiğince yayılmalıdır.

Bugünkü “genel grev”in bir genel greve dönüşmeyeceğini herkes biliyordu. Evet, bazen noktasal bir müdahale bütün üzerinde beklenmedik bir etki yaratır ama Türkiye’de solun toplumsal ağırlığı, sendikaların üye sayısı ve üyelerini harekete geçirebilme yeteneği bu etkinin sınırlarına işaret etmekteydi.

Bir de üstüne konfederasyonların kararsızlığı geldi...

Suçlu aramıyoruz, sadece Türk-İş’in tutumunun bugün çok daha etkili bir grevin hayata geçmesinin önündeki engellerden biri olduğu gerçeğine işaret etme ihtiyacı duyuyoruz.

Genel grev ya da genel iş bırakma... Bu büyük bir söz. Bir kez karar alınıp kamuoyu ile paylaşıldığında “biz taleplerimizi açıkladık, bunlar yerine getirilmezse, şu tarihte harekete geçiyoruz” denmiş olur ve bu süre içinde bütün pazarlık kapıları kapatılır.

Oysa bizim örneğimizde konfederasyonların açıklamasının hemen ardından hükümetle yapılacak görüşme öncesinde “eylem olmayacak” havasına girilmiş, daha da kötüsü, hükümetin geri adım atmakta olduğuna ilişkin gerçek karşılığı olmayan bir iyimserlik yayılmıştır.

Dolayısıyla, birkaç iyi niyetli sendika şubesi dışında “genel grev”e hazırlanan olmamıştır.

Bu koşullarda hükümetin “genel grev” tehdidini önemsemesi, ciddiye alması ve hesabını buna göre gözden geçirmesi söz konusu olamazdı.

AKP, bir genel grevden kendisinden daha fazla çekinen ve Erdoğan’ın alicenaplığına bel bağlayan kimi sendikacıları ortada bırakmış ve onlara “yapın görelim bakalım” demiştir.

Bütün bunlara karşın 4 Şubat’ta sermaye ve onun hükümeti açısından can sıkıcı bir tablo ortaya çıkmıştır.

İzmir’de yaşamın ciddi ölçülerde etkilenmesinin “ek” nedenleri vardır ama sonuç küçümsenmemelidir.

Ankara ve İstanbul’da bazı sektörlerde hizmetler ya da üretimin gözle görülür bir biçimde aksadığı görülmüştür.

Türkiye’nin neredeyse bütün kentlerinde eyleme katılım olmuş, bazılarında beklentilerin üzerine çıkılmıştır.

Hükümetin bütün çabalarına karşın toplumun önemli bir kesimi eyleme anlayışla yaklaşmış, eylem yüz binlerce kişi tarafından “dışarıdan” da olsa desteklenmiştir.

TEKEL işçilerinin talepleri ve direnişi, benzer durumda olan bazı kamu işletmelerinde ciddi bir karşılık bulmuş, buralarda yaygın iş bırakmalar yaşanmıştır.

Evet, bu bir “genel grev” değildir ama bu haliyle bile etkilidir.

Çok daha fazlası kesinlikle yapılabilirdi.

Son anda “hatırlanan” genel grev için yaratılan bir günlük ek süre iyi kullanılsaydı bile daha fazlasına ulaşılırdı.

Ancak “evsahibi” konfederasyonun başkanının “evimde oturacağım” diye buyurduğu, bağlı bazı sendikaların “ben bu işte yokum” diyerek son derece kritik sektörlerde işçiyi yalnız bıraktığı, diğer konfederasyonların ise oldukça azalan eylem güçlerini toparlamak için TEKEL direnişini değerlendirmek konusundaki isteksizliği bu kadarına izin verdi.

Gerçek bu.

Birçok başlıkta mücadeleyi geriye sarıp, bazı yasa maddelerinin değişmesi, yani hükümete “oldu bitti maşşallah” dedirten liberal kararların hükümsüzlüğü için yaygın bir çalışma başlatılması gerekmektedir. Açıkçası, işçi sınıfı bugünkü mevzuatla direnmekte zorluk çekmektedir.

Sendikaların üye sayısı ve üyelerini harekete geçirme yeteneğindeki körelme yalnız sendikal yönetimlere bırakılmayacak kadar ciddi bir sıkıntı. Bu konuda mevcut kısıtları aşmak isteyen herkes el ele vermeli, statükoyu korumak isteyenlerse etkisizleştirilmelidir.

İşçi sınıfı, siyasi iktidar karşısında kendini güvende hissetmemektedir. Genel greve büyük etkisi olacak hava işkolunda hükümetin tehdidinden sonra neredeyse herkesin işbaşı yapmasının temel nedeni budur. Bu çapta eylemler basına demeç vererek örgütlenemiyor, işçi hem hukuki, hem siyasi, hem psikolojik açıdan içi boş meydan okumalarla büyük eylemlere hazır hale gelmiyor. Sorunu ciddiye alan tüm sendikal ve siyasi unsurlar yine el ele vermeli, niyetsizler dışlanmalıdır.

Her şeyden önemlisi, TEKEL direnişinin sürdüğü unutulmamalı, bugünkü eylem bir “son” değil, bir ara evre olarak değerlendirilmeli ve bundan sonra ne yapılacaksa “daha iyisi” için kollar sıvanmalıdır.

4 Şubat’ta sahnede “gümbür gümbür” bir işçi sınıfı yoktu belki ama bunu özleyen, bunun arayışında olan ve giderek daha kararlı hale gelmeye başlayan emekçi kitleler vardı.

Ne diyordu hazret, “durmak yok, yola devam!”