Fethullah’ı öldürmek…

01/08/2017 Salı
Fethullah’ı öldürmek…

Meğer “bu düzenin anahtarı teslim edilmişti Fettullahçılara” derken az söylemişiz, bunlar ruhlarını da güle oynaya sunmuşlar imama, şimdi aynı imam makineyi dağıtan bir sistemin sinir uçlarıyla oynamayı beceriyor; bilerek ya da bilmeyerek.

Birileri Fethullah Gülen ölmüş olabilir diyor, ötekiler televizyon dizilerinde kitaplıklara, duvar saatlerine, takvim yapraklarına, araba plakalarına, apartman isimlerine göz dikmiş “FETÖ” propagandası arıyor, güvenlik güçleri “Kahraman” yazılı tişörtlerin peşinde koşturuyor, istihbarat örgütleri Gülen’in her görüntüsünü didik didik edip yorumluyor. CIA’nın ABD'ye gelen Hruşçov’un bokunu analiz etmesiyle dalga geçerdik, o ciddi işmiş, bilimmiş bayağı!

Fethullah Gülen ise “kutsal”ken de, “afaroz” edildiğinde de “saçma" üretiyor.

Peki koskoca ülkeyi, hani bazı açılardan artık “gelişmiş” denen Türkiye’yi esir alan, gerçekte ne? 

Eskiden bir avuç kişi cesaret edebilirdi, şimdi gelen “sümüklü imam” giden “sümüklü imam” diyor. Bu değişimi neye borçluyuz?

Fethullah Gülen’in ağlaması, tuhaf halleri hep ortadaydı ve bunu görerek, bilerek ülkenin aydınım diye gezinen tipleri el etek öpmek için kuyruğa girmişti. Abant Buluşmalarının Fethullah Gülen bağlantısını bilmeyen var mıydı? Olamaz. Peki o toplantılara katılanların listesini yayınlasak, “liberal Türkiye’nin” tüm fotoğrafını sağdan ve de soldan, görmez miyiz? Görürüz.

Fethullah Gülen olgusunda “kandırıldık” mazereti yalnızca AKP için değil, herkes için geçersizdir. 

O halde, ne oldu da, şimdi itibarsızlaştırmak “resmi politika” haline geldi.

Bu Erdoğan’ın başarısı mı? Kısmen. Kısmen, çünkü Erdoğan’ın siyaseten hayatta kalmasını sağlayan neyse, Fethullah’ı zirveden indiren odur:

Kriz.

Evet yanlış okumadınız, Fethullah Gülen kapitalizmin uluslararası boyuttaki ve Türkiye’yi de etkileyen çok yönlü krizinin kurbanı olmuştur. Eğer konu sadece Gülen’in Erdoğan’la giriştiği bir paylaşım kavgasından ibaret olsaydı, bugün Türkiye’deki dengeler tamamen tersi olabilirdi.

Kriz bütün ağırlığıyla kendini hissettirmeseydi, Türkiye’de sermaye sınıfının “hamili kart yakinimdir” dediği imamı zor sarsarlardı. Fethullah Gülen ekonomisinin örgütün denetimindeki işletmeler, okullar, hastanelerden ibaret olduğu mu sanılıyor? Türkiye burjuvazisinin 1990’lar ve 2000’lerdeki bütün dış açılım kanallarında Gülen cemaatinin imzası var. Dışişleri Bürokrasisi, TSK ve patron sınıfı, emperyalist sisteme daha gelişkin bir entegrasyon için el ele vermişti. 

Kriz olmasaydı sorunsuz devam edeceklerdi, Melih Gökçek Hoca efendiye laf söyleyenin kafasını koparmaya, Erdoğan “böyle bir insanı üzmeye ne hakkınız vardı” diye geçmiş hükümetlere laf sokmaya, pek “saygın” aydın ve siyasetçilerimiz Abant’ta “uzlaşma” ve “hoşgörü” palavralarına soldan destek sunmaya devam edecekti. Fethullahçıların bir darbeye kalkışmasına gerek kalmayacaktı!

Kriz işleri karıştırdı.

Bu kriz her şeyden önce uluslararası bir krizdir. ABD’nin bizim coğrafyamızı yeniden şekillendirme girişiminin büyük tersliklerle karşılaştığı bir sırada, Türkiye’de düzenin anahtarını elinde tutan etkili bir örgütlenmeyi kendi çıkarları için kullanmaya kalktığı açıktır. Ancak kriz -ki ABD’nin hegemonyasını sürdürmekte zorlanması da krizin bir nedenidir ve işin bu boyutu Fethullah Gülen silahının kullanılmasında sorunlar çıkarmıştır. 

Nedir bu sorunlar?

Bir, ABD iç ve dış politikada doğrultu tutarlığı sağlayamamıştır ve bu durum sürmektedir.

İki, Rusya kendi çıkarlarını ABD’nin her hamlesini bozarak savunacağını görmüş ve hiç haz etmediği Erdoğan’ı bile Vaşington’un hamlelerinden ve de Fethullahçı darbeden korumuştur.

Üç, sermaye sınıfı bu uluslararası kriz ortamında kazan-kazan’dan vazgeçmemiş ve Fethullah ile Erdoğan arasındaki çekişmede iki tarafa da oynamıştır.

Peki bu iş nereye gidecek?

Kriz yakın vadede bitmeyecek. Türkiye’de bu düzenin temellerine sağlam bir tekme atılmadıkça, “FETÖ” kovalamacası devam edecektir. Fethullah Gülen ölse de, hastalansa da, Türkiye’ye iade edilse de bu değişmez; takibe devam! Bugün Türkiye’de sermaye düzeninin asıl sahibi olan patronlar olsun, bekçiliğini yapan güvenlikçiler olsun, yönetici roldeki veya muhalefetteki siyasetçiler olsun, devleti yürüten bürokratlar olsun, hepsinin içinde az ya da çok Fethullah Gülen var. “Yoksa ben kripto FETÖ müyüm” diye sinir sistemini bozan mutlaka mevcuttur, bunlar çoğalacaktır.

Yarın Hakan Fidan'a, Hulusi Akar’a yol verirse Erdoğan, bu kimsede rahatlama sağlamaz, tersine kabus görenlerin sayısı artar.

Ve bütün bu tabloda hâlâ birileri Fethullah Gülen’le mücadelede Erdoğan’a akıl vermeye çalışmakta, “mücadeleyi sulandırmayın” demekte. Nasıl bir kafa bu!

Salya sümük bir konu bu, zaten sulanmış, dünya krizinin kritik noktasındaki Türkiye kapitalizmi bu cıvıklığın içinde sürükleniyorken içindeki Fethullah Gülen’i yok edemez, tersine çoğaltır.

Bakın ne demiş, Alman sosyal demokrat Martin Schulz: “Erdoğan’dan bir zamanlar hoşlanmıştım”. Erdoğan da bir zamanlar Fethullah Gülen’den hoşlanmıştı! Bunlar birbirlerinden hoşlanırlar ve nefret ederler. Ancak mesele krizdir. Erdoğan’ı hataya sürükleyen, zor durumda bırakan kapitalizmin krizinin derinleşmesidir ve pusulayı şaşırmıştır. Ama aynı kriz onu ölümcül darbelerden korumuştur.

Hal böyleyken bu düzen Fethullah'tan kurtulamaz, onun üzerine gittikçe kendi de zayıflar. Erdoğan'a "oraya gitme, şuraya git onu yakala" diyenler uyduruyor, Erdoğan kendi kuyruğunu mu tutsun? 

Herkesin Fethullahçılıkla suçlanabilmesi, Fethullahçılığın bir resmi hareket haline gelmesinin sonucudur.

Herkesin Fethullahçılıkla suçlanabilmesi, elbette Erdoğan'ın muhalifleri susturma niyetinin ürünüdür de ama o kadar basit değildir. Herkesin Fethullahçılıkla suçlanabilmesi aynı zamanda AKP'nin zayıflığıdır. 

Herkesin Fethullahçılıkla suçlanabilmesi 15 Temmuz darbe girişiminde ortaya çıkan fotoğrafı da doğrulamaktadır: Darbecilerle darbeye uğrayanlar ayrıştırılamıyor. 

Akar ve Fidan'ın durumu, niyetleri ve gizli ajandaları ne olursa olsun, bunun kanıtıdır.

Sonuç: Cık, öldüremezsiniz!