Ertelemecilik suçlaması teslimiyetin yüceltilmesidir

23/07/2010 Cuma
Ertelemecilik suçlaması teslimiyetin yüceltilmesidir

Siyaset bir açıdan taraf oluşturma ve taraftarlaştırma işlemidir. Ortaklaştırma, belli nitelikleri temel alıp, diğerlerini önemsizleştirme, tasnif etme, uçlara doğru çekme siyasetin doğasında vardır. Toplumsal güçleri ve diğer siyasal aktörleri gerçekte olduğundan daha az karmaşık hale getiremez ve her zaman bir sadeleştirme işlemi olan stratejik bir planlama yapamazsa, siyasetçi hareketsiz kalır. Toplumda da aynı eğilim vardır siyasal tercihler "bütünlüklü" yaklaşımlardan çok, öne çıkan taraflaşma konusu ya da konularında saflaştırıcı müdahalelerin ürünüdür. Düzen güçleri yaygın apolitizasyona gereksindiklerinde, tam da bu nedenle, kitleleri taraf olmaya çağıran her tür girdinin baskılanmasına özen gösterir ve sadeleştirmekten özellikle kaçınırlar.

Uzun bir süredir, Türkiye'de kitlelerin apolitizminden söz eden yok. Nüfusun önemli bir bölümü örgütlü siyasetten ve elbette örgütlü devrimci mücadeleden uzak durmaya devam ederken "apolitizm" saptamasını geçersiz kılan, Türkiye'de uzunca bir süredir insanların eşi görülmedik bir "taraf olma" baskısı, hatta terörüyle karşı karşıya olmaları değil mi?

Ancak siyaset sadeleşmiş değil, çünkü taraf olunmaya çağırılan eksenler bir türlü sadeleşmemekte, hatta giderek çoğalmakta.

Ergenekonculuk, AKP karşıtlığı, gericilik, anti-emperyalizm, sivilleşme yanlılığı, demokratlık, darbe karşıtlığı, Kürt dayanışmacılığı dost ve düşman belirlenirken ilk sıralara yazılma hakkını elde eden referanslardan yalnızca bazıları.

Buna geçici de olsa, AKP'nin anayasa değişiklikleriyle ilgili Evet-Hayır saflaşmasını da ekleyebiliriz.

Ergenekon yapılanmasının tasfiyesinin her şeyin üstünde olduğu AKP'ye karşı şeytanla bile ittifak yapılabileceği her taşın altından çıkan emperyalist planlara karşı ulusal birliğin kurulması gerektiği gericiliği durdurmak için Beyaz Saray'ın ikna edilmesinin biricik yol olduğu memleketteki bütün kötülüklerin askerden kaynaklandığı Kürtlerin taleplerinin kayıtsız şartsız savunulmasının biricik siyasi ve ahlaki kriter haline geldiği… Dilediğiniz kadar çoğaltın, bunlar bugünün Türkiyesi'nde radikal bir biçimde parçası olmamız istenen konumlanışların bir bölümünü oluşturmakta.

Evet, sadeleştirmeden siyaset yapılamaz. Dahası, gerçek gündemlerde, toplumsal olarak algılanabilir bir tutum almadan, çıkış yolu göstermeden de siyaset yapılamaz.

Yukarıdaki başlıkların neredeyse her biri, başka koşullarda, hem kendi başına sağlıklı bir saflaşmaya konu olabilir hem de sosyalizm mücadelesini ileriye doğru taşıyıp, ona enerji verebilirdi.

Üç nedenle olmadı.

Birincisi, Türkiye o denli kapsamlı bir "dönüşüm"le meşgul ki, herhangi bir gündemin onun üzerine kendi gölgesini vurabilmesi olanaksızlaşıyor.

İkincisi, "dönüşüm" sürekli olarak şiddeti öncekilerden hiç de az olmayan yeni gündemler üretiyor, insanlar üzerindeki "taraf olmalısın" baskısı çeşitleniyor.

Son olarak, Türkiye solu mevcut eksenlerden hiçbirini kendi istediği zeminde kuracak kuvveti bulamıyor ya da uygulayamıyor.

Bunların birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve listedeki her gündemi eşit ağırlıkta görmediğimizi hatırlatarak devam edelim.

Türkiye'de bugün solun belli bir gündemde karar kılıp "işte ben sadeleşmeyi burada gerçekleştireceğim" diyerek orta vadeli bir strateji gerçekleştirmesi olanaksız hale gelmiştir.

Türkiye'de sosyalist devrimin baskın bir anti-emperyalist karakter taşıyacağına ilişkin aradan geçen zaman zarfında yalnızca doğrulanan saptamamız tarihsel öneminden bir şey yitirmiş değil. Ne var ki bugün bütün olanaklarımızı seferber ederek toplumu mevcut siyasal ve ideolojik dengelerde "emperyalist planlara" karşı tavır almaya çağırmak ve bu konudaki bir bölünmeden devrimci enerji çıkarmaya çalışmak da nafile.

Bundan 3-4 yıl önce AKP karşıtlığını sağlıklı bir saflaşma konusu yapmayı denemek, buna sınıfsal bir temel inşa etmeye çalışmak mutlak bir zorunluluktu. Bugün AKP'yle mücadelenin hakkını vermeden, bu konuda tereddütsüz bir konumlanış sergilemeden solcu olunamaz ama devrimci siyaseti "AKP karşıtlığı"na sadeleştirmek de bir çıkış olmaz.

90'ların başında Kürt kalkışmasının sınıf temellerinin güçlendirilmesinin, onun Türkiye soluyla buluşmasının ya da harmanlanmasının tek başına bu ülkenin karanlık kaderini değiştirebileceğine ilişkin büsbütün haksız olmayan beklentinin gerektirdiği "saflaşma" çabası ile bugün Kürt sorununun barındırdığı çok boyutlu dinamikler arasındaki fark da küçümsenemez.

Tamam, Türkiye solu sadeleştirmekten kaçmamalı ama bugün ülkede farklı gündemlerin tâbi oldukları büyük "dönüşüm" tarafından kilitlendiği gerçeğine gözlerini kapatmamalı.

Soyut bir "bütünlüklü siyaset" intihardır, her bir gündemde cesur ve ortalamacılıktan uzak tavır alınmalıdır emperyalizm, gericilik, AKP, piyasacılık, faşizm, milliyetçilik, liberalizm aynı anda başımızın belası olgulardır ve bunlar karşısında "uç"larda durmakta yarar vardır. Ancak, solun bu gündemlerden bir ya da birkaçının kutupbaşını tutup ilerleterek kendi seçeneğini oluşturacağına ilişkin bir beklentinin gerçekçi olabilmesi için, solun içe kapanmadan kendini "bağımsız" bir güç olarak yeniden tarif edeceği, örgütsel ve siyasal açıdan bir referans haline getireceği bir çıkışa da gereksinim vardır.

Sol "acil" gündemlerde aşırı yıpranmış, kişiliksizleşmiş ve toplumsal algıda iyice bozulmuştur. Solun arandığı, solun ciddi olanaklara sahip olduğu, emekçilerin seçenek peşine düştüğü bir konjonktürde kabul edilemeyecek bir tablodur bu.

Söz konusu tabloya mahkum olmamak için nelere dikkat etmeli?

1. Solun kendini bazı gündemlerde var olduğu iddia edilen saflaşmaların içine gömmesi ve kendini o saflaşmanın gidişatına bırakması doğrultusunda yapılan her tür baskıya direnilmelidir.

2. Sosyalizmin hem bir toplumsal sistem olarak hem de sıralanan gündemlere ilişkin somut çözümleriyle emekçi kesimlerde algılanması ve benimsenmesine daha fazla enerji aktarılmalıdır.

3. Dünden bugüne düzen güçleri arasında bir savaşın sürmekte olduğu ve solun bu savaşın şiddetini teslim etmeden sağlıklı bir strateji geliştiremeyeceğine ilişkin her tür düşünceden uzak durulmalıdır. Yaşanan gerilimler dönüşümün şiddetinin ürünüyse, bu şiddetin aynı zamanda düzen güçlerini gevşek de olsa yan yana tutan bir tutkal anlamına geldiği unutulmamalıdır.

4. Türkiye'de sosyalizm mücadelesinin, bugünkü çizgisiyle Kürt hareketinin "başarısı"na bağlı olduğu düşüncesiyle sosyalizm mücadelesinin Kürt sorunu çözülünceye kadar ertelenmesini savunan anlayış arasında ayrım yapılmamalıdır. Benzer biçimde Türkiye solunun birincil görevinin başat Kürt hareketini sola çekmek olduğunu ileri sürmekle, Kürt sorununun önemini yitirmesinden medet ummak arasında da, ikisi de pasif konumlanış anlamına geldiğinden, bir fark yoktur.

5. Kürt sorunu da, emperyalist dayatmalar da, gericilik de, piyasa faşizmine varan uygulamalar da, bu ülkenin gerçek sorunlarıdır. Marksizm bunlar arasında varolan bağları yeniden kurar, bunları bir bütün olarak ortak bir temele yerleştirir. Ancak bu ve benzer başlıklardan her birisinin Türkiye'de köklü bir hesaplaşmaya eşit ağırlıklar koymayacağı bellidir. Bu anlamda, Türkiye solunun hızlı hareket etme ve sadeleştirme yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır.

6. Bugün yapılması gereken, sadeleştirici bir müdahale için solu kendi ayakları üzerinde yükseltmek ve yaşanmakta olan kapsamlı "dönüşüm"ün çok başlıklı karmaşası içinde kaybolma riskinden kurtarmaktır. Kendisine ait bir toplumsal alan yaratmaksızın solun bu memlekete katacağı bir enerji kalmadığı gibi, sayılan gündemlerde solun kendini koyverecek kadar hayırhah bakması gereken bir gelişme yaşanması da mümkün değildir.

7. Siyasetin merkezinde siyasi iktidar vardır. Sol, bütün gündemlerde siyasal iktidarın konumlanış ve uygulamalarına en çabuk, en kapsamlı yanıtı üretmeli, çok sayıda "taraflaşma" ekseninin nötürleştirici etkisi nedeniyle bütün aktörlerin zayıf siyaset yapmasından yararlanmalıdır.

8. Verili gündemlerin sola gereksinimi varsa, solun verili gündemlerde ezilmesini engelleyecek bir siyasal ve örgütsel güce de gereksinimi vardır. Her şeyi sosyalizme havale etmek bazı açılardan ertelemecilik anlamına gelebilir ama ertelenemeyecek olan solun sosyalist, daha doğrusu komünist bir kimlikle "fark" yaratmasıdır.

9. Beher başlıktaki bütün denklemleri altüst etmek, dönüşüme ket vurmak ve kilitlenen Türkiye'de sosyalizmin çözücü-kurucu misyonuna gerçeklik kazandırmak bu "fark" yaratma işlemindeki hız ve etkimize bağlıdır.