Dizilerde ahlaksızlık, sokakta ayyaşlık diz boyu!

24/09/2010 Cuma
Dizilerde ahlaksızlık, sokakta ayyaşlık diz boyu!

Toplumsal ve siyasal alanı sürekli dönüştürmek… Kesintisiz müdahalelerle, hiç soluk aldırmaksızın "daha fazlası"na yönelmek…

AKP, daha doğrusu AKP'de kümelenen gücün siyasi felsefesi bu.

İktidar partisinin gizli gündeminden söz etmiyorum. Gizli değil, fazlasıyla açık-saçık!

Türkiye'nin İran'a, Suudi Arabistan'a benzemekte olduğuna, "şeriat" tehlikesine de işaret etmiyorum. Türkiye bu ülkelere benzemez, başka ülkelerle kıyaslamalarla, karşılaştırmalarla ülkemizde yaşananları anlamak ve anlamlandırmak mümkün değil.

Türkiye gericileştiriliyor. Özeti bu…

Bu nedir?

Bu, inanç özgürlüğünün tesis edilmesiyle ilgili bir olgu değildir. Türkiye'de inanç ve ibadet özgürlüğünü savunmayan, bunun temel haklardan biri olduğunu vurgulamayan siyasi parti yok. Zaten geçmişte laik düzeni korumak adına icra edilen tuhaf uygulamaların inanç özgürlüğünü kısıtlamaya dönük bir boyutu hiç olmadı, gericilikle mücadelede halk düşmanı, kozmetik ve genellikle ahmaklık kokan girişimlerdi bunlar.

Kısa erimde bazı şeyleri baskıladı belki ama, genel olarak gericiliğin ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramadı bu tuhaflıklar…

Özetle, AKP muhafazakar toplumumuzun inanç ve ibadet özgürlüğünü yeniden kazanmıyor.

Gericileşme dediğimizde anladığımız, toplumun siyasi otoritenin müdahale ve baskısıyla dinselleştirilmesi dinsel kimliğin bir toplumsal ve ekonomik statü haline gelmesi toplumsal ilişkilerin giderek dinsel kurallara tabi kılınmaya başlanması siyaset işleriyle din işlerinin iç içe geçmesi devlet kurumlarında dinsel kimlik ve bağlılığın başat kadrolaşma kriteri olması cemaat yapılanmalarının bütün düzlemlerde meşrulaşması kitle iletişim araçlarının baskın bir dinsel içerikle yeniden düzenlenmesi eğitimde bilimselliğin "teknik" ayrıntılara indirgenmesi ve metafizik bir çerçeveye yerleştirilmesidir.

Yukarıda İran'ı tarif etmiyoruz, bizim ülkemizde oluyor bunlar.

Olmuyor diyen var mı?

Bütün bunların işçi sınıfıyla, onun mücadelesiyle ilgisiz olduğunu düşünen?

Güzel…

Peki siyasi iktidarın bütün bunlara katkısı ne? Toplumsal dönüşümlerin gerçekleşmesi, ideolojik alışkanlıkların değişmesi zaman alır. Ama aceleyle hareket ediyor ve sonuç alıyorlar. Nasıl?

Meşruiyetini yok ederek!

Ergenekon ve benzeri operasyonlarda bu "en kaba" yöntemlerle yapılıyor. Gizli kayıt ve dinlemelerle gözden düşürme, gerçeğin ya da yalanın yıkıcı biçimlerde
kullanılmasıyla etkisizleştirme… Hedef alınan kurum ya da kişinin kendini savunamayacak hale getirilmesi… İnce değil de alabildiğine kaba yöntemler.

Ancak ötesi var.

Giderek yükselen bir yaygara ile karşı karşıyayız. Televizyon dizilerinin örf ve adetlere uymadığı, ahlaksızlığı özendirdiği, Müslümanları rencide ettiği ileri sürülüyor. Pek azı dışında bu dizilerin savunulacak tarafı var mı? Bayağılık üretip, çürüme pazarladıkları, şiddeti yüceltip kadını aşağıladıkları yalan mı? Değil. Peki bu diziler bu hale hangi dönemde geldi? AKP döneminde. AKP neden "muhafazakar" tabanının, Müslüman Anadolu insanının yıllarca "aaa ne kadar ayıp, başımıza taş yağacak" diye söylene söylene bu dizilerin başında saatler geçirmesine izin verdi? Neden magazin kültürü AKP iktidarında tepemize çıktı? Basit yanıt AKP'yi de basite almak olur: "Emekçileri oyalamak için"! Geçerli yanıt ise, "haklı çıkmak için"dir.

AKP gericileşmenin önünü açmak için de çürütmektedir. Sansür, çürümeyi gerekçe göstererek her alana yerleşecektir, yerleşmektedir.

İçki içmeyi kriminalleştirme çabası da böyle değerlendirilmelidir. Uzun süredir, televizyon haberlerinde trafik kazasına karışan araçlardan çıkan boş bira şişelerine zum yapmak alışkanlık oldu. Direksiyon başında kafayı çekip dehşet saçan hıyarlardan yoksun bir ülke değiliz elbette. Ama bu türden bir hıyarlık yoksa da, yaratırız! Gazeteci dostlarım zaman zaman boş şişelerin kaza yerine basın mensupları ya da emniyetçilerce bırakıldığını söylüyorlar. Çok basit geliyor değil mi? Basit ama etkili!

Ailelerin gittikleri yerlerde içki içilmemesi için önlem alıyorlar. İçki böyle mekanlarda, herkesin gidebildiği yerlerde "insan" gibi içilir. Geçenlerde Erzincan'da bir CHP'li belediye başkanı içkiyi yasaklamak zorunda kalmıştı. Civar ilçelerde mümkün değildi alkol almak, dolayısıyla seyyar içiciler peydahlanmıştı ve bu misafir içiciler yerel halkı rahatsız ediyorlardı. İçmek için kilometrelerce yol tepmeyi göze alan "erkek topluluklar" çevreyi elbette rahatsız eder. AKP tam da bunu yapmak istiyor. Millet illallah diyecek, "yasaklayın şu mereti toptan" noktasına gelecek.

Bunlar "yaşam tarzı"yla ilgili şeyler. Önemsemeyebilirsiniz.

Peki ÖSYM'de olanları da mı önemsemiyorsunuz?

Aynı taktik… Bir rastlantıyla ortaya çıkan sınav sahtekarlığı cemaata bulaşınca, bütün pisliği ortaya döküp, yüzsüzce "bu işe el atıyoruz" demeye başladılar ve bir hafta içinde ÖSYM'yi tamamen ele geçirdiler. Tabloya bakın, AKP büyük bir skandala el koymuşçasına böbürleniyor, yeni ÖSYM başkanına "geçmişe değil geleceğe bakıyoruz" gibi anlamlı sözler söyletiyor!

Boka bula, halk yaka silksin, yenisi için meşruiyet elde et.

Her ama her alanda bu taktik.

Yeni değil… Naziler de bunu uyguladı, CIA de… Bizde KİT'ler bu şekilde tasfiye edilmedi mi?

AKP'nin farkı, hiçbir ayrıntıyı ihmal etmemesinde.

Hay aksi… Yine gereksiz konulara girdik, emekçilerin meselelerinden uzaklaştık.

Biliyorsunuz ülkemizde emekçiler televizyon izlemez, içkiyi ağzına değdirmez, onların eğitimle ilgili dertleri yoktur!