"Devrim" tüccarları

04/03/2011 Cuma
"Devrim" tüccarları

"Devrimi çalınan devrim" diye başlamıştık değerlendirmeye, sonra "bu gelişmelere devrim denemez" diye devam ettik, gerçeklere gözlerini kapatanlara, daha fenası gerçekleri göz göre göre çarpıtanlara "devrimi biz mi çaldık" sorusunu yönelttik.

Birbirilerinden pek haz etmeyen ama iş TKP düşmanlığına geldiğinde bir ötekinden cesaret alan, sağa sola gaz veren ve şu son "devrimci dalga" meselesinde bizi fena kıstırdığını sanan bir toplam yine aşka geldi!

Halk hareketlerini küçümsüyorduk… Devrimle "şef" darbelerini biribirinden ayırt edemiyorduk… Her şeyin arkasında emperyalistleri görüyorduk… Örgüt kontrolünde olmayan kalkışmaları beğenmiyorduk… Devrim denince aklımıza yalnızca kemalist dönüşümler geliyordu… Araplara devrimcilik yakıştıramıyorduk…

Açığa düşmüştük anlayacağınız…

Nedense hep biz açığa düşeriz zaten!

Örneğin, AKP'ye karşı mücadele çağrısı yaptığımızda, "askerci" damarımız ortaya çıkmıştı. AKP'nin cesaretlendirilmesi gerektiğini söyleyenler ise su katılmamış devrimcilerdi…

Ergenekon operasyonunun demokratikleşmeyle, derin devletin tasfiyesiyle ilgisi bulunmadığını, bir Amerikan projesinin uygulanmakta olduğunu dostlarımızı yitirmek pahasına yazdığımızda "darbeciliğimiz"i itiraf etmiştik. "Sonuna kadar gidilsin"di sloganı devrimci arkadaşlarımızın, her tutuklama dalgasında kendilerinden geçiyor, "bu sefer yarım kalmasın" dileğinde bulunuyorlardı…

AKP'nin "gerici" bir parti olduğunu, Türkiye'nin siyasal ve toplumsal yaşamın hızla İslamcılaştırıldığını ileri sürdüğümüzde "elitist" olmakla kalmadık, "suni gündem"le iştigal ediverdik. Devrimci arkadaşlarımızsa halkın değerlerine saygı göstermek gerektiğinden, cemaatlerin sivil toplum örgütlenmesi olduğundan, kapitalizme entegre oldukça dinin modernleştiğinden ve bağnazlıktan arındığından, dinci siyasette yeni bir devrimci müttefikin şekillenmeye başladığından dem vuruyor, biz "burjuva laisistler"in ağzının payını veriyorlardı.

Onlar çok bilir, gelişmeleri çok iyi okur, hiç yanılmazlardı. Onlar hep devrimciydi!

Tek kusurları özür dilemeyi bilmez, her defasında işi pişkinliğe vururlardı.

Şimdilerde AKP'yi "tercih edilebilir" bulmuyorlar artık, Ergenekon operasyonundan çark ettiler, laiklik filan bile demeye başladılar. Ama ders vermekten hiç geri kalmıyorlar.

Örgütsüzlük propagandası yapıyorlar. Örgütsüz bir halkın egemen sınıf tarafından eninde sonunda sindirileceği, emperyalist yönlendirmeler karşısında dirençsiz kalacağı gerçeğinin dile getirilmesine bile tahammül edemiyorlar. "Halkın devrimci enerjisini küçümsemek"le eleştirirken, bizim ikameci olduğumuzu, yani emekçi kitlelerin yerine örgütü, partiyi koyduğumuzu söylerken, aydın ikameciliğinin daniskasını ürettiklerini hesaplamıyorlar bile.

Örgütlülükten nefret ettikleri, bazılarının ise örgütlülüğe hali kalmadığı için "halk hareketleri"nin üzerine aydın olarak yerleşmeye çalışıyorlar. Bunlara dünyanın her yerinde rastlarsınız, örgütlü devrimci oluşumlara karşı güvensizlik yayar, kendilerini ortaya atarlar. Halk ayaklanacak, onlar da halkın sesi olacaklar.

Ne ses ama!

Uyduran bir ses öncelikle… Halkın öfkesinin, halkın sokağa dökülmesinin ardında emperyalistler olduğunu ileri sürmüşüz. Nerede? Bilinmiyor.

Dediğimiz şudur: ABD yönetimi birçok Arap ülkesinde yıllardır biriken hoşnutsuzluğun patlama noktasına yakınlaştığını fark etmiş ve bir süredir uygulamakta olduğu stratejiye yeni unsurlar ekleyip, bazı girişimlerini hızlandırmıştır.

Bu girişimler nedir? ABD'nin hazırlıkları, örgütlülük açısından zayıf bazı ülkelerde muhalif hareketler yaratmak, bu hareketlerin "liberal" bir çizgiye yerleşmesini sağlamak ve medyada kritik noktaları güvenceye almaktan İslamcı hareketleri bağlamaya, Libya gibi ülkelerde silahlı çeteler oluşturmaktan mevcut yönetimlerin yerine dönemin ruhuna daha uygun kişileri iktidara ısındırmaya varıncaya kadar bir dizi "örtülü" çalışmayı kapsıyor.

Gelişmelerin ne kadar "devrimci" olduğunu kanıtlamak için "fotoğraf kare"lerinden hareket etmek alışkanlık haline geldi, bu karelere kimsenin itirazı yok, işçilerin Mısır'da özellikle son iki yıldır yükselen mücadelesine, gençlerin "artık biz yöneteceğiz" derkenki iradesine ancak saygı duyulur. Yazdığım gibi, bütün bunlar insanın boyun eğmeyeceğinin kanıtıdır.

Ama başka fotoğraf karelerinden de söz edebiliriz. "Devrimci Mısır"ın sembolü haline gelen Tahrir Meydanı'nda Amerikalı senatörlerin yanlarına Mısırlı işbirlikçilerini alarak tur atarkenki rahatlıklarından örneğin… ABD tarfından finanse edilen ve eğitilen "gençlik hareketleri"nden… ABD karşıtıymış gibi gözüküp, "Arap dünyası ayaklanıyor" diye haberler yapan El Cezire'nin yalanlarından, bu kuruluşun Libya'da ABD'nin ekmeğine nasıl yağ sürdüğünden, kanalın sahibi Katar monarklarının ABD ile içli dışlı olmasından… Birçok ülkede temel "muhalif" hareket olan Müslüman Kardeşler ile ABD arasında son dönemde yürütülen ve belgelenen pazarlıklardan…

Bunlar önemsiz mi?

Neymiş emperyalizm hazırlıksız girmişmiş bu sürece, kaybediyormuş, artık devrimci bir dönem açılmışmış…

Ne kadar kolay!

İhanet değilse, aptallık.

Fotoğraftan söz ediyorduk, Mısır'da "devrim adına" yaraları sarmak için şu sıralar açılması beklenen borsadan her Mısırlı'nın 16.9 Amerikan doları değerinde hisse senedi alması öneriliyor. Bu kendi başına önemsizdir ama Mısır'da ordu-liberaller-Müslüman kardeşler üçlüsünü birleştirenin ne olduğunu da pek güzel göstermektedir. 27 Mayıs'tan sonra insanların alyanslarını devlete vermesi için yapılan çağrı naif kalır bu örnekle kıyaslandığında…

Mısır'da işçi sınıfı örgütsel olarak zayıftır, Mısır solu öne çıkamamaktadır. Mısır'da "devrim"in ipleri Amerikancı orduda, Amerikancı liberal siyasi figürlerde ve ABD ile pazarlık yapmakta olan Müslüman Kardeşlerdedir. Halk hareketlerinde bunları dengeleyecek, önemsizleştirecek, tersinden söyleyecek olursak "devrimi bunlardan çalacak" bir ağırlık, bir farklı yön var mıdır?

Bu yoksa, devrim de yok!

Oysa devrimler, hızla taraflaştırır. Mısır'daysa Mübarek yanlılığı ile karşıtlığı bir "devrimci kutuplaşma" için yetmemiştir, bunun ötesine geçen bir toplumsal dinamik olduğunu söylemek için Mübarek dışındaki bazı unsurların kellesinin istenmesi ve alınması da yetmez. Bir devrim, devrim cephesini de karşı-devrim cephesini de besleyen güçlü bir dalganın üzerinde gelişir. Son gelişmelerde bu cepheleri ayırt edebiliyor musunuz?

Hazırlıksız olan ABD değil devrimci güçlerdir.

Şimdi yeni yeni rüyadan uyanan kimi Mısırlı ilerici aydınlar "acaba halk hareketleri, ordunun devreye girmesi için kullanıldı mı" diye soruyorlar. Soru bana ait değil ama bunu sormak halk hareketlerinin meşruiyetine asla gölge düşürmüyor. Her hareketi denetlemek, yönlendirmek isterler, bunu boşa çıkarmak için o harekete ideolojik ve siyasal kimlik kazandırmak gerekir.

Şu anda eksik olan budur ve bunun devrimci lafazanlıkla geçiştirilemeyecek maliyetleri vardır.

Libya işgal tehdidi altındadır. Mısır "ılımlı" ya da "uyumlu" İslam'a hazırlanmaktadır. Bahreyn ve Yemen'de halk hareketleri iktidarları terbiye etmekte kullanılmış, bu iktidarlar ABD'ye daha mahkum hale getirilmiş, "devrim" medyası bu ülkelerde sürmekte olan kırıma kayıtsız kalmaya başlamıştır.

ABD'nin Obama'dan istediği buydu. ABD'nin AKP şımarıklıklarına göz yummasının nedeni de buydu.

ABD 2000'lerin başında tehdite dönüştürdüğü, bütün dünyayı terörize etmekte kullandığı İslam'ın Sünni koluyla nikah tazelemeye hazırlanıyor. Hamas kendi eserleridir, Müslüman Kardeşlerle son pazarlıklar yenidir ama flörtün arkaikleşen bir tarihi vardır. Bırakın bunları, en radikallerden bilinen Şii Hizbullah'ın bile ABD ile sorunu yoktur, onların derdi İsrail'le ABD'nin arasını açmaktır.

Erdoğan, Gül ve cemaat bütün bu coğrafyada eski aşıkların arasını yapmak için çöpçatanlık rolündedir.

Buradan demokrasi çıkmayacağı gibi, istikrar da çıkmayacak.

ABD kaosu örgütlemeye çalışıyor. Ölümcül ekonomik sorunlara, artan rekabet baskısına direnebilmek için elinden bu gelmektedir.

İkameci aydın bunları görmek istemez. Bir bölümünün umurunda bile değildir. Emperyalizm olgusunu milliyetçilerin uydurduğunu düşünecek kadar yabancılaşmışlardır çağın gerçeklerine.

"Yaşasın devrim" demeleri ise devrimi değil kendilerini çok sevdiklerindendir.