Darbelere karşı değilim! KEMAL OKUYAN

23/06/2008 Pazartesi
Darbelere karşı değilim! KEMAL OKUYAN

İnsanın kendini "karşı" olarak tanımlaması kimi zaman işe yaramıyor, açıklayıcı olmuyor. Ancak siyaset biraz da taraflaştırma işlemiyse, karşı olacaksınız, karşıtlıklar kurarak yolunuza devam edeceksiniz.

Taraflaştırma bir kez yapılan ve sonrasında sabitlenen bir müdahale değil. Zamana, koşullara, siyasal dengelere ve önceliklere, toplumun ideolojik haritasına göre yeniden ve yeniden şekillenecek, değişecek. Dolayısıyla, tek bir insan söz konusuysa, anne-babaya karşı olmaktan başlayacak, mahallede herkese dayılanan üç yaş büyük fırlamaya karşı olmakla devam edecek, öğretmene, şefe, kim bilir belki patrona ve daha iyisi düzene karşı olmaya kadar gidecek. Siyasal bir özne ise kendi hedefleriyle güncel gelişmeler arasındaki bağı kapsama, dışlama ve karşıtını, düşmanı belirleme diyalektiği sayesinde kuracak.

Burada bazı karşıtlıkların baki kalacağı açık. Bir devrimci, solcu için sömürüye, emperyalizme, faşizme karşı olmak sürdürülesi niteliklerdir. Bunlar hem ilkesel kodlamalardır hem de güncelin dayatmasına pek gereksinmezler. Ve bu nedenle zaman zaman soyut kalır, etkisizleşir ama hiçbir biçimde önemsizleşmezler.

Oysa konjonktürel bir zemine yerleşecek bir taraflaşma konusu, eğer kodlamanın kendisi bu taraflaşmayı keskinleştirici özellikler taşıyorsa, yukarıda sözünü ettiğimiz ilkesel karşıtlıkların çok ötesine geçen bir etki yaratabilir. Örnek olsun, bugün Ukrayna'da NATO karşıtlığı, emperyalizm karşıtlığından çok daha etkilidir, kutuplaşmayı tetiklemekte, ona şaşırtıcı bir derinlik kazandırmaktadır. İlginç ve önemli olan, NATO karşıtlığının anti-emperyalist mücadeleyi silikleştirmemesi, tam tersine ona geniş bir alan açmasıdır.

Bugün Türkiye'de AKP karşıtlığı için de kısmen benzer bir değerlendirme yapmak mümkündür. AKP karşıtlığının her biri tek tek tarihsel ve sabit değere sahip sermaye, emperyalizm, gericilik karşıtlıklarından daha etkili olduğu, bununla birlikte, siyasal titizlik koşullarının yerine getirildiği örneklerde, ilkesel pozisyonları zedelemek bir yana, onlara güç verdiği görülmektedir.

Peki "darbe karşıtlığı" böyle midir? Darbe karşıtlığı, kimi referans noktalarımıza, ilke ve hedeflerimize zarar vermeden Türkiye solunun gereksindiği türden bir taraflaşmayı sağlayacak mıdır?

Bir başka deyişle, dönemin taraflarını "darbe karşıtları" ve "darbe yanlıları" olarak kurduğumuzda nereye doğru ilerleyeceğiz?

Geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul Beyoğlu'nda gerçekleşen yürüyüş, tek başına, bir ilerlemeden çok gerilemenin söz konusu olduğunun kanıtıdır. İslamcı sembol ve işaretlerin, Nazlı Ilıcak türünden şahsiyetlerin varlığını, bütün rahatsız edici boyutlarına karşın, bir kenara bırakıyorum, "yürüyüş"ün toplam havası ve topluma yansıyan havası şudur: AKP karşıtları ve AKP yandaşları arasındaki saflaşma sürüyor.

Daha ne istiyoruz? AKP karşıtlığının bugün ilerletici bir taraflaşmanın kutup başlarından biri olacağını söylemiyor muyduk? Bizi ne rahatsız ediyor? Bir kısım "solcu" etiketli insanın AKP ile birlikte saf tutması mı? Evet, rahatsız edici ama son tahlilde kendi tercihleri ve bu tercihleri onları zaten "sol" olmaktan çıkarmakta...

Asıl mesele, "darbe"ler üzerinden kurulan "AKP yandaşlığı-karşıtlığı"nın AKP'nin ve onun temsil ettiği güçlerin ekmeğine kalınca bir yağ sürmesidir. AKP yandaşı olmanın eskisine göre biraz zorlaştığı, AKP karşıtlığının ise biraz değil, ciddi bir meşruiyet kazandığı bir dönemde pek az kişinin arkasında duracağı "darbeden yana olma" konumunun taraflardan tekini tanımladığı bir eksen solu tamamen devre dışı bırakacaktır.

Bir kısım "solcu" etiketlinin bunu istediği açık. Başka bir mecradan güç almak, oradan beslenmek konusunda kararlılar ve "darbe karşıtlığı" buna hizmet ediyor.

Altını çiziyorum, içi boşaltılmış bir "darbe karşıtlığı"nın zararlarından söz etmiyorum. AKP'ye karşı olan herkesi "darbeci"likle itham eden gerici/yobaz hezeyanın yaygınlaşma tehlikesine işaret ediyorum.

Açıkça söyleyeyim. "Darbe karşıtı" değilim, çünkü bugün bana bir şey ifade etmiyor. Faşizm karşıtıyım, 12 Eylül karşıtıyım, sermaye diktatörlüğü karşıtıyım, kapitalist devlet karşıtıyım... İktidardaki gerici, işbirlikçi parti olarak AKP'ye karşıtım.

"Darbe karşıtlığı" kodlaması bütün bunlara güç verseydi, taraflaşmayı netleştirseydi, "darbe karşıtıyım" derdim.

Demiyorum. Bugün her devrimcinin, Adnan Menderes'in idamıyla Deniz Gezmiş'lerin idamını bir tutan, "sivil" olan her şeyin iyi olduğu yalanının arkasında duran, TÜSİAD ve Avrupa Birliği'nin himayesinde Soros Demokrasisi pazarlayan bu bet sesli koronun parçası olmayı reddetmesi gerektiğini düşünüyorum.

12 Eylül faşizminin kanlı bir sermaye operasyonu olduğunu kimse unutturamayacak! Kimse 12 Eylül generallerinin ve sonraki takipçilerinin desteğiyle halkımızın başına sarılan AKP'yi savunmayı "özgürlük mücadelesi" olarak yutturamayacak!

Yeni Şafak "faşizme karşı omuz omuza" diye başlık atmış... Gazanız mübarek olsun kardeşler!

[email protected]