Daha fazla özgürlüğe HAYIR!

02/09/2010 Perşembe
Daha fazla özgürlüğe HAYIR!

Devleti başkaları ele geçirince iyiydi de, Fethullah Gülen cemaati söz konusu olduğunda neden ortalığı birbirine katıyorsunuz… Böyle diyorlar. Zaman'da, Taraf'ta… Doğan Medya grubunda da "ne var bundaaaa" laubaliliği ile yazanlar çoğalıyor gün be gün. Devletin herkesin kabullendiği bir sahibi mi varmış da, şimdi başka birilerinin o devleti ele geçirmesinden rahatsızlık duyuluyormuş.

Ne kadar demokrat bir tavır değil mi!

Ne yazık ki solu bu tartışmalarda maymun ettiler.

Tartışma, "demokrasi" eksenli devam ettiği sürece, sol buna izin verdiği sürece, bu tablo değişmeyecek.

Aman şöyle gözükmeyelim, sakın yanlış anlaşılmayalım, halk iradesine saygı gösterelim duyarlılığı solu kötürümleştirmekten başka sonuç vermedi.

Baylar, bayanlar, Türkiye'de hüküm süren sermayenin diktatörlüğüdür. Bunu unuttuk mu?

Dün de böyleydi, bugün de…

Hangi demokrasiden söz ediyorsunuz?

12 Eylül tartışılıyor. Pösteki sayar gibi cezaevinde kaç sağcı, kaç solcu yattı bunun hesabı yapılıyor. Mesele bu mudur?

12 Eylül sermaye diktatörlüğünü korumak, onu güçlendirmek için yapıldı. 12 Eylül paranın saltanatı için kan döktü. 12 Eylül işçi sınıfı kafasını kaldırmasın diye Anayasa yaptı. 12 Eylül patronların yüzü daha çok gülsün diye iş yasalarını değiştirdi.

12 Eylül işçi sınıfından yana olanları cezalandırdı.

12 Eylül sağcıları ayak altında dolaşmamaları için, cinayetlere devam edip solu meşrulaştırmamaları için, tarafsız görüntü vermek için kontrol altına aldı.

Bütün bunları "demokrasi" düşmanı olduğu için değil, işçi düşmanı olduğu için yaptı.

12 Eylülcü faşistler emeği tırpanlayıp, burjuva demokrasisini ihya ettiler.

Mesele budur.

Meselenin özünü unutup haklar, özgürlükler, mağduriyetler üzerinden bir tartışma yürütünüz mü, cemaatlerin devlete yerleşmesini "ne var canım bunda" diyerek savunan yazıcı imamlara "adamlar da haklı" demek zorunda kalırsınız.

Bugün AKP eliyle yürütülen operasyon sınıfsal içeriğinden soyutlanarak anlaşılamaz.

AKP emekçi sınıfları hareket edemez kılacak bir düzen arayışındadır. Bu arayışında onu özgün kılan, toplumsal/kamusal alanı yok etmek konusundaki kararlılığıdır. Bu gerçekleştirildiğinde darbeler dönemi biter, tamamen biter. Darbe yapmak için neden kalmaz!

Sivil-asker ayrımıyla bu konuyu çözemezsiniz, özgürlükler alanını tartışarak emeğe dönük bu büyük saldırıyı algılayamazsınız.

Ne yani, AKP'den önce de Türkiye'de burjuva diktatörlüğü yok muydu? Bunu soruyorlar bize.

Olmaz mı, soruyu soranları bilemiyorum ama komünistler hep işin bu yönüne işaret edip sermaye düzenini yıkmayı ertelenemeyecek bir görev olarak belirlediler.

Ama… 12 Eylül 1980 öncesinde sermaye diktatörlüğü yok muydu bu ülkede? O zaman neden 12 Eylül'e hep birlikte karşı çıktık sol olarak?

Çünkü 12 Eylül darbesi işçi sınıfının gücünü kırmaya dönük olağanüstü bir müdahaleydi olağanüstü araçlar kullanıyordu.

12 Eylül'le AKP arasında şimdi herkes bağ kuruyor ama nedense "işçi sınıfı düşmanlığı"ndan pek söz edilmiyor.

Kenan Evren için "huzur" neyse, Tayyip Erdoğan için de "özgürlük" odur!

Faşist general toplumdaki huzur arayışını işçi sınıfını sindirmek için kullandı, Erdoğan da toplumdaki çarpık özgürlük arayışını işçi sınıfının tasfiyesi için kullanıyor.

Yanlış okumadınız, cemaatleşen işçiler sınıfsal bir güç olma özelliğini kaybeder. Zaten alabildiğine gerilemiş bir işçi sınıfından söz ediyoruz.

Hakkını arama niyeti olmayan, hakkını arayacak yol bulamayan, piyasanın ve gericiliğin özgürleşmesi için kendi özgürlüklerini yitiren bir işçi sınıfı…

"Artık darbeler olmayacak" iddiasını, "asıl darbeci AKP'dir" diye karşılamanın bir anlamı yok.

AKP'nin içini göstermek, "özgür parlamento"dan darbe yönetimlerinin bile cesaret edemediği piyasacı kanunların geçtiğini anlatmak zorundayız.

Paranın özgürlüğü kısıtlanmadan, bu kısıtlamalar doğrultusunda otoriter, jakoben müdahaleler yapılmadan hiçbir toplumun özgürleşemeyeceğini anlatmak zorundayız.

Piyasacı bir hükümetin üzerinde hiçbir yasal sınırlama kalmamasının hiçbir sınırlamaya tabi olmayan piyasacı bir askeri yönetim kadar tehlikeli olduğunu anlatmak zorundayız.

İşçi sınıfı sermayeye karşı mücadelesinde tarihsel, ideolojik, yasal meşruiyet noktalarına tutunmak zorundadır. AKP, bunların tamamını ortadan kaldırmaya yönelmiştir.

"Asker vesayetinin kalkması" bizim için AKP'nin bu hedefine uygun bir karşılık, bedel olmaz. Sivil, asker fark etmiyor.

Demirel de has bir burjuva politikacısıdır. Onunla yapılamayacak olanları Kenan Evren yapmıştır.

Demirel'in işçi düşmanlığında Kenan Evren'den aşağı tarafı yoktur. Zaten birkaç akılsız dışında Türkiye'de kimse sol adına Demirelcilik yapmamıştır.

Evren ve ardıllarının yapamayacağını şimdi Erdoğan yapıyor.

Eğer sadece soyut bi demokrasi tartışılacaksa Evren mi Erdoğan mı tercihi içinde boğuluruz. Yok, sınıfsal bir zeminden hareket edeceksek, Evren'le mücadele ettiğimiz kadar Tayyip ve arkadaşlarıyla da mücadele etmemiz gerekir.

Sandıktan çıkacak "hayır" oylarında gerekçe yazmayacak sandıktan mümkün olduğunca çok hayır çıksın, kim ne gerekçeyle verirse versin ama hayır versin.

Ancak bizim referandum için çalışmalarımız mümkün olduğunca "demokrasi", "darbe", "özgürlük" ekseninden çıksın. AKP'nin tek parti diktatörlüğü ile askeri diktatörlük arasında bir seçim yapmıyoruz. Sermaye diktatörlüğüne karşı mücadele hakkımızı savunuyoruz.

Geçenlerde yazdım, Erdoğan'a bakın ve karar verin diye… Bu kadar sade.

Çünkü Başbakanımızın tarihsel misyonu ve o misyonla edindiği imaj çok sade.

Küstahtır, zorbadır, görgüsüzdür.

Paranın küstahlığını, zorbalığını ve görgüsüzlüğünü yansıtır.

Bu ülkede parayı elinde tutanlara daha fazla özgürlük ve demokrasi yok!