Cumhuriyet’in politikasını değiştirme suçu

25/07/2017 Salı
Cumhuriyet’in politikasını değiştirme suçu

Gazetenin politikasını değiştirmek… Bununla itham ediliyor Cumhuriyet’te çalışan bir kısım gazeteci. Her biri için bu çerçevede tuhaf suçlamalar yer alıyor iddianamede. Söz gelimi Okur Temsilcisi Güray Öz, Cumhuriyet’in yeni yönelimini eleştiren okur mektuplarını sümen altı edip gizlemekten sorumlu tutuluyor. Güray Öz mektupları ciddiye almamış olabilir, şimdi iddianameyi de pek ciddiye alamadığını söylemiş ve sonuna kadar haklıdır. 

Öncesini geçiyorum, AKP dönemindeki siyasi davalarda hazırlanan iddianamelerin hiçbiri ciddiye alınamıyor, bu tarihsel bir gerçek. Bunların arkasındaki hesaplar ve davaların sonuçları elbette ciddi, lakin iddianameler tırt!

Bu kaçınılmaz. Çünkü AKP ancak bir devrimci iktidarın göze alabileceği, dahası kendisine yakıştıracağı içerikte adımlar atmaya kalkıyor. Devrim hukuku diye bir şey vardır. Devrimler, tarihin önünü açan toplumsal altüst oluşlardır, devrimlerle ortaya çıkan iktidarların meşruiyeti çok ama çok güçlüdür. Devrimlere siyasi davalar da eşlik eder hiç kuşkusuz; yani devrim kendi yolunu açar, kendisini savunur. Savunurken de tarihsel haklılığına, üzerinde yükseldiği devrimci toplumsal tabanın desteğine yaslanır.

Bir devrimin hemen ertesinde bir gazeteye “yayın politikasını değiştirmek” gibi suçlamayla dava açılabilir elbette. Denebilir ki, “sen şu ya da bu devletin yönlendirmesi ve desteğiyle devrim karşıtı bir pozisyon aldın, bunun hesabını vereceksin…” Hukuken zorlama ama siyaseten meşru olabilir böyle bir suçlamayı barındıran iddianame.

AKP’nin sorunuysa bunu diyemeyecek olmasıdır! Evet, AKP ve lideri Erdoğan bir devrimci iktidar gibi hareket etmeye kalkmakta, bir devrimci iktidarın otoritesine ve özgürlüğüne sahip olmak istemektedir. Ne ki AKP bir devrimci parti değildir (değildi de mi liberal arkadaşlar!), gericidir, hatta karşı devrimci bir öznedir. 

Önceleri iyi-kötü, Yeni-Osmanlıcılık gibi bir çerçeveye sahip olan AKP bugün “reisçiliğe” indirgenmiş tutarsızlığına aldırmadan ve biraz da tabanından tepesine buna inanarak, ancak devrimci iktidarların kullanabileceği bir yetkiye sahip olmaya kalkmaktadır.

Ve bu açıdan şaka gibidir!

Nedir AKP? 

ABD ve AB’nin desteğini alıp Türkiye’nin patronların çıkarları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını bir bir ortadan kaldıran partidir. İktidardaki sınıfa hizmet ederek, dünya ve ülkedeki mevcut düzene mutlak uyumla devrim değil karşı devrim yapılabilir!

AKP karşı devrimini gerçekleştirirken yalnız devrimci güçlere değil, hatta onlardan daha fazla düzenin içinde kendisine engel olarak gördüğü aktörlere karşı kirli bir savaş yürütmüştür. Ve bu savaş sırasında Fethullahçılar AKP’lileri aldatmamıştır; bunlar bir ve aynı karşı devrimci örgütün unsurlarıdır.

Sonra köprünün altından çok sular akmış, AKP ve Erdoğan ait olduğu sermaye dünyası içinde tartışılmaya, sıkıştırılmaya başlanmıştır. Karşı devrimler suç işlemeden hayata geçirilemez; AKP çok suç işledi, AKP’ye çok suç işletildi ve şimdi iktidarda kalmaktan, iktidara tutunmaktan başka çaresi yok. 

Anlayacağınız karşı devrimler de kendisini  savunur!

Ama neyle?

Örneğin saçma iddianamelerle!

AKP’nin karşı devrimci hamleleri sırasında Cumhuriyet gazetesi “eski” yayın çizgisindeydi ve bu nedenle hedef tahtasına oturtulmuştu. AKP medyası “kemalist” Cumhuriyet’e veryansın ediyordu, gazetenin üzerinde ciddi bir liberalleşme baskısı vardı.

Diyelim ki, iddialar doğru, bu liberal baskı tuttu ve gazetenin yayın politikası değişti. Eğer bu değişiklik suçsa, bu durumda hükümetin sanık sandalyesinde olması ve savcının şu suçlamasına yanıt vermesi gerekmekte: Sanık ayağa kalk, Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının değişmesini neden istedin?

Şimdi gazeteciler, Cumhuriyet’in yayın politikasını değiştirme suçundan tutuklu yargılanıyorlar!

Doğrudur, geçtiğimiz yıllarda Cumhuriyet gazetesinde ideolojik ve siyasi boyutları olan bir değişim gerçekleşti ancak bunun radikal bir kopuş olduğu asla düşünülmemeli. Liberalizm, kapitalizmin modern zamanlarına damga vurmuş güçlü bir yönelimdir. Cumhuriyet gazetesi, kapitalist sistemi sorgulayan bir yayın çizgisine hiç sahip olmadı ve bu açıdan liberal etkiye İlhan Selçuk döneminde de açıktı. Bununla birlikte gazetenin eski çizgisi daha özgündü, bir boşluğu dolduruyordu, etkiliydi ve Cumhuriyet'in tarihsel kazanımlarını hedef alan saldırılar karşısında direnç unsuruydu.

AKP bu direnci kırdı ve şimdi birilerini “eski Cumhuriyet’e ne yaptınız” diye suçluyor.

AKP suçlayamaz. AKP gerici, karşı devrimci bir partiyken, devrimciymişçesine davranamaz. Örneğin Anayasa yapamaz, birilerini ABD ile Almanya ile işbirliği yapmakla itham edemez, başkalarını komploculukla ya da darbecilikle suçlayamaz.

Cumhuriyet davası, elbette siyasi bir davadır ve bu davanın hiçbir karşılığı yoktur. AKP döneminde açılan, kapanan, yürüyen bütün siyasi davalar için aynı şey geçerlidir. Bu davalara objektif kriterlerle bakmaya kalkmak, onları “bu iyi, bu kötü” diye tasnif etmek intihardır. Ne demiştik yıllar önce Ergenekon operasyonları sırasında: “Buradan adalet çıkmaz. Açılan soruşturmalarda gerçekten suç işleyen kontrgerilla unsurları olması bir şey değiştirmez. Bu davalar hükümsüzdür!” Bugün yine aynı şey geçerli. Hatta daha uç bir şey söyleyelim: Dün AKP ile kol kola memleketi düzleyen, sonrasında Erdoğan’a kazık atmaya kalkan eli kanlı yüzlerce, binlerce darbeci, bugün içerde ama onların yargılanmalarından da bir şey çıkmaz!

Boşuna beklemeyin.

Sorun yargılayandadır, yargılamaların amacındadır.

Sorun her defasında ben “bu mahkemelerin hem savcısı hem yargıcıyım” diyen iktidardadır. Bu iktidarın siyasi dava açma ehliyeti yoktur!