Cinayet müzakereyi nasıl etkiledi?

17/01/2013 Perşembe
Cinayet müzakereyi nasıl etkiledi?

Kemal Okuyan'ın “Cineyet müzakereyi nasıl etkiledi?” başlıklı yazısı 17 Ocak 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

“Bu kez ben devlet olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’nin bölgede tek başına uluslararası güç olmasını istemeyen uluslararası güçler sözkonusu olabilir. Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi, Türkiye’nin bölgede tek güç olmasını sağlar. Bu nedenle İran yapmış olabilir. Daha önce de oldu.”

Bu sözler Mardin milletvekili, Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Ahmet Türk’e ait. Ahmet Türk, bu sözlerinin devamında Suriye’nin de adını zikretmiş.

Hemen söyleyeyim, “İran ya da Suriye devleti kimseyi öldürmez” gibi aptalca bir düşüncem yok. Mollalar iktidarı, özellikle ilk on yılında Tahran’daki zindanlar bir mezbaha gibi çalıştı, yurt dışında sayısız İranlı profesyonelce öldürüldü. Bunlar arasında Şah döneminin önemli sivil ve asker bürokratları da vardı. Daha önce binlerce insanın ölüm emrini veren bu kişiler, “yeni muktedirler”in infaz timlerince ortadan kaldırıldılar. Ancak molla iktidarı eski rejimin gırtlaklarına kadar suça gömülmüş kadrolarından çok, yeni rejime kafası yatmayanların peşindeydi. Çok sayıda komünist, devrimci, demokrat insan ülke içinde ya da dışında öldürüldü.

Özetle, İran devletine masum denemez, insana gülerler…
Suriye devletinin de elinin temiz olduğunu kimse iddia edemez.
Lakin, şu sıralar İran ya da Suriye’nin Paris’te üç Kürt kadını öldürdüğüne kolay kolay ikna olmam.

“Bu riski göze alamazlar” demeyeceğim, “profesyonel cinayetler”in arkasındaki güç genellikle açığa çıkmaz, hatta bir kural olarak tetiği çekenler kime hizmet ettiklerini bilmezler.

O halde, kimi örneklerde yanlışa yöneltse de, bir kez daha “bu işten kim kazançlı çıktı” sorusuna başvurmalıyız.
Daha cinayetin üstünden iki gün geçmeden İran, Suriye ve hatta Rusya’nın adları zikredilmeye başlandı. Amerikan ve İngiliz gazeteleri, BDP yöneticileri, isim vermeyen Fransız emniyetçiler “favori İran, plase Suriye, sürpriz Rusya” diye doldurur oldular tahmin kuponlarını.
İran devletinin derinliklerinde, kendilerine dönük böyle bir suçlamanın yapılabileceğini öngörecek akıl yoksa, Paris’te profesyonel bir cinayet işleyecek yeti de kalmamış demektir.

Paris’teki cinayetin müzakere sürecini etkilemeyeceği baştan belliydi. İyi düşünülmüş, altyapısı hazırlanmış bir süreçten söz ediyoruz. Ölüme alışmış, alıştırılmış coğrafyamızda sürecin tıkanması ancak ya uluslararası dengelerin ürünü olabilir ya da doğrudan siyasal bir gelişmenin sonucu gündeme gelebilir.

Örnek olsun, müzakere sürecinin başladığı kamuoyuna ilan edildikten sonra PKK, hatta KCK üyelerine dönük iç operasyonlar devam ettiği gibi, sınır ötesinde Kandil’e hava saldırıları da düzenlendi. Ajanslar şu tür bilgiler geçtiler önceki gün:

“Kuzey Irak’ta bulunan PKK varlığına yönelik geçen gün başlatılan hava operasyonu dün gece de devam etti. İnsansız Hava Araçları’ndan alınan görüntüler ve istihbarat bilgilerine dayandırılarak yapılan operasyonun, PKK’ya yönelik bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı ve büyük operasyon olduğu belirtildi. İnsansız Hava Araçları’nın rutin keşif uçuşları sonucu elde edilen görüntüler ve anlık istihbarat bilgilerinin değerlendirilmesi sonucu operasyona karar verildiği kaydedildi. Operasyon kararının ardından Diyarbakır’da bulunan 2’inci Hava Kuvvet Komutanlığı 8’inci Ana Jet Üssü alarma geçirildi. Sınırötesi harekatın planlı bir şekilde yapıldığını belirten yetkililer, derlenen istihbarat kayıtları ile bugüne kadar yapılmış en büyük operasyonun gerçekleştirildiğini belirtti.”

PKK kadrolarının Türkiye dışına çıkarılmasının müzakere sürecinin önemli başlıklarından biri olarak zikredildiği bir anda, sınır ötesindeki kampların bombalanması süreci baltalamayacak, 10 yıllık iktidarına ve onca zorbalığına karşın hâlâ işine geldiği anda “derin devlet”e işaret eden AKP iktidarının kolayca kendini aklayacağı bir cinayet baltalayacak!

Böyle bir mantık olur mu?

Paris’te işlenen kirli ve kanlı cinayet “müzakere”ye yaramıştır. En azından, “Türkiye’nin tek bölge gücü olmasını istemeyenler” bir tarafta, “Türkiye’yi Kürt sorununu çözerek bölgenin tek gücü haline getirmek”te uzlaşabilecek olanlar öbür tarafta algısı ortaya çıkmaya başlamıştır.
Sorun, o tarafta ABD’nin de durmasındadır!