Boyun eğmeyenlerin şevkini kırmak isteyenlere...

14/10/2013 Pazartesi
Boyun eğmeyenlerin şevkini kırmak isteyenlere...

Özel hastanelerin vatandaştan alacağı tedavi ücretleri artırılmış.

Sanal alemdeki bütün iletişim, mahkeme kararı olmaksızın devletimiz tarafından izlenecekmiş.

Anaokullarına da din dersi konacakmış.

Istranca Dağları’nda taş ocakları binlerce dönüm ormanı yok ediyormuş.

Otomobil sürücülerine rastgele ceza yazılıyormuş.

Grup Yorum’un konseri yasaklanmış, basın açıklamasına saldırılmış.

Taraftar gruplarına yeni operasyon kapıdaymış.

Marmaray’ı erken bitireceğiz diye yanlış işler yapılmış.

Polis gittiği karakolda dayak yemiş.

Tuzluçayır’ı polis yine gaza boğmuş.

Bu kış doğalgaz sıkıntısı yaşanacakmış.

İşsiz sayısında resmi rakamlarla 363 bin artış olmuş.

Suriye’deki El Kaidecilerin Türkiye’den yardım aldığına ilişkin yeni belgeler ortaya çıkmış.

Bütün bu haber başlıklarında ne var?

Ne ararsan var!

Hani denirdi ya sloganda “zam, zulüm, işkence… işte faşizm” diye, o misal.

AKP’den 24 saatlik icraat paketi. Gün devrilince bunların yerini yenileri alacak. Hizmette sınır yok.

Peki şimdi şuna mı ikna olacağız: Halkımız yolunmuş kaz olmaya, çarşafa girip inzivaya çekilmeye, sabah akşam dayak yemeye, özel hayatını teşhir etmeye, yeşilsiz ve topraksız bir hayata talim etmeye karar verdi bir kere, yapacak bir şey yok.

Bu mudur?

Abiler söyleyin o zaman, ne kadarını kabullenirsek bize de ekmek var bu ülkenin siyasetinde?

Efendim, Türkiye şöyleymiş böyleymiş, halk mümkün değil bazı şeylerden vazgeçmezmiş. Gerçekten merak ediyorum halk devlet tarafından kazıklanmaktan mı vazgeçmiyor, işsiz işsiz dolanmaktan mı?

Kabul etmemiz gereken bu mu, yoksa cehalete, bilim düşmanlığına, karanlığa, yobazlığa övgü mü?

Saçmalığa bakın. Siyasetçinin, örgütlü insanın, aydının görevi gerektiğinde bütün bunlara tek başına da olsa kafa tutmak değil mi?

Türkiye’de solun kendi doğrularını dayatmaya kalktığı için mi etkisiz olduğu sanılıyor? Solun doğrusu mu kaldı elinden çıkarmadığı!

Kafa tutmaktan değil, kafasızlıktan gelmedi mi bunlar başımıza?

Halk baskılanır ve aldatılır. Bütün dünyada sömürü çarkı böyle döner. Bunu değiştireceksen, halkın aldanmayan, aldatılamayan kesimlerini sabırla çoğaltacaksın, baskıya direnecek, direnmeyi yayacaksın. Ve gerektiğinde sömürüden, adaletsizlikten yana olanları karşına almayı göze alacaksın.

Yok bunu yapmayalım, eğilip bükülelim, dolambaçlı yollar bulalım. Önerilen bu.

Sen dolan dur, adam oturmuş makinist koltuğuna, gözlerindeki bakıştan korkirem, halkın üzerine üzerine sürüyor.

Evet… Sol akıllı olsun, hem solduyulu hem sağduyulu olsun, uyanık olsun ama kendi olsun yahu. Bir süre, şamar oğlanına döndürülmeden iyice, omuz verilsin açık, dürüst, samimi olana…

Bakalım “değişim” olanaksız mı değil mi?