Biz hangi taraftayız?

20/10/2009 Salı
Biz hangi taraftayız?

“Bugün ABD Başkanı Obama'nın öncülüğünde bir 'bölgesel barış ortamı' kuruluyor.
(Bunu insancıl olduklarından değil, enerji kaynaklarını emniyete almak ve savunma harcamalarını azaltmak için yapıyorlar elbette.)
Süreçten iki büyük oluşum çıkıyor:
1) Obama'nın planını kendilerine uygun görerek hareket edenler... Örneğin: Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve hükümeti, Başbuğ'un yönetimindeki Genelkurmay, İngiltere, Suriye, Irak Hükümeti ve Kürdistan, Ermenistan, Kazakistan, bazı rezervleri olmasına rağmen Rusya...
2) Bir de karşı cephe var. Onlar eski düzenin devamını istiyor. Kim bunlar? Örneğin: Türkiye'nin nasyonalistleri (Kemalistler, ulusalcılar, MHP, Ergenekoncular), Aydın Doğan Grubu, Cumhuriyet gazetesi, mevcut İsrail yönetimi ve onun uzantıları, İran yönetimi, diaspora Ermenileri...
(Not: Önümüzdeki dönemde TÜSİAD ve Doğan Grubu tavrını değiştirebilir. TÜSİAD neyse de, Aydın Bey geç kalmış olabilir. İsrail de mutlaka değişecektir. Fransa ve Almanya'yı ise bu açıdan izlemek gerek.)

Batı, 'Kürt sorununu silahla çözemediniz, haydi artık siyasetle çözün' dedi.
Türkiye'de de bunu isteyen birçok çevre vardı.
PKK deseniz, zaten çok uzun süredir 'bağımsızlık' talebinden vazgeçmişti.
Genelkurmay da 'hı' deyince süreç işlemeye başladı.
İşte olayın özeti...
PKK militanları bu büyük plan dahilinde 'teslim' oluyor. Çözüldükleri için değil, tam tersine Apo'ya bağlı oldukları için, yani onun sözünü dinleyerek geliyorlar.
Peki, bu tarihi anda siz hangi taraftasınız?”

Soru Emre Aköz’den yeteneği olmadığı için biraz fazla açık-saçık olmuş ama sormuş işte...

Önce bir not... Bunlara “PKK’nin gururunu kırıcı yazılar yazmayın” diye talimat verildi. Yani, olup bitenleri bir tasfiye operasyonu olarak göstermemeleri gerekiyor. Emre Aköz de sadık bir AKP’li olarak heyecanlanmış, belli ki uzun süre tereddüt etmiş yaptığı sınıflandırmaya “PKK”yi de ekleyip eklememeye... Lakin işleri zor, cemaat gazeteleri hâlâ “teröristbaşının sözde talimatı ile Türkiye’ye dönenler” diye haber yapmaya devam ediyor. Sanıyorum bir sonraki aşama “sayın teröristbaşı” olacaktır, kolay değil açılıyorlar, zaman gerekecek. Dağdan gelenlerin önemli bölümünü serbest bırakıp aynı gün “örgüt için dağa çıkacak kadro topladıkları iddiasıyla 23 kişiyi bu nedenle gözaltına alırlar. İniş serbest, çıkış yasak, haliyle...

Gelelim Aköz’ün sorusuna.

Lafa “gördünüz mü, ABD planı olduğunu açıkça yazıyorlar”la başlamayacağım. Bir ara ayıptı Amerikancılık, şimdilerde “solcuyum” diyenin bile kılı kıpırdamıyor. Bir kişiyi, süreci ya da açılımı kötülemek için “ABD çıkarlarına hizmet ediyor” demek yetmiyor.

Baksanıza formüle, neredeyse herkes kazanıyor! ABD bölgeyi yeniden yapılandırmaya dönük bir mastır plan hazırlıyor, sonra irili ufaklı aktörler o planın içine kendilerini yerleştiriyorlar. Bazıları yerleşmekte zorluk çekiyor ama Aköz’ün dillendirdiği gibi içlerinde İsrail gibi çabuk adapte olacaklar var.

Dolayısıyla yeni bir bölge kuruluyor, ahali de yerini alıyor.

Aköz’ün “karşı kutup” diye saydıkları ise pek az istisna ile, ABD’den kendilerine rol isteyen, açıkta kalmamak için pazarlık yapan unsurlar. Örnek olsun, Türkiye’de ulusalcıların bir bölümü ABD yönetimini “laik bir Türkiye’nin daha güvenilir bir hizmetkar olacağı”na ikna etmek için ısrarla uğraşıp duruyor.

Özetle, ABD’nin temsil ettiği dünyadan, değerlerden, güçlerden köklü bir rahatsızlığı olmayan herkes kendine yer arıyor bu süreçte.
İşte bugün “Kürt sorunu” başlığında tartışılan, aslında, Türkiye’nin ayrı bir unsur olarak Kürtlere ve hatta PKK’ye “ABD’nin mastır planı”nda yer açılmasını kabul edip etmeyeceğidir. Kürtlerle ilgili bir sorun kalmamıştır, PKK’nin ne kadarlık bir hacimle ve nasıl bir kimlikle işin içine dahil edileceği konusunda belirsizlik yaşanmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla AKP, planın diğer parçalarına dönük hızlı ve cesur katkılar yaparak bu belirsizliğin maliyetini azaltmanın yollarını aramaktadır. Nasıl mı? Ermenistan, Suriye, Filistin, Irak başlıklarında Obama’nın sağ kolu gibi çalışıp, “toplam proje” içindeki Kürt yoğunluğunu azaltarak...

Çünkü bu yoğunluk içeride CHP ve MHP’nin AKP’yi kemirmesine neden olmaktadır.

PKK’den de bu yoğunluğu artırmaması istenmektedir. Öcalan ellerindedir, ona ya Ergenekon panayırının bir parçası haline gelmek ya da mastır plana fazla “talepkar” olmadan dahil olma seçenekleri sunulmuştur. Daha dün, Ergenekon savcıları “Öcalan MİT ve Genelkurmay tarafından mı yönlendiriliyordu” sorusunu resmen gündeme getirmişlerdir.

Bu soruya yanıtı MİT ve Genelkurmay değil, Öcalan’ın kendi verecek. “Yol haritası”yla...

Aslında yanıtı belli.

Peki bizim baştaki soruya yanıtımız ne oldu?

Şöyle denebilir örneğin: Türklerle Kürtlerin Amerikan projelerinde eşit birer unsur haline gelmesi de bir ilerleme kabul edileceğinden, son tahlilde bu süreç desteklenmelidir.

“Madem herkes ABD planlarını kendine yontuyor ve ondan kendi çıkarları için yararlanmaya çalışıyor, biz de ağırlık koyup bu yeniden düzenlemeden Türkiye’nin demokratikleşmesi için ne koparabilirsek onu koparalım” da bir fikir.

Bir üçüncüsü, “Kürt halkı ABD’ye kendini zorla kabul ettirdi, bu gerçek Amerikan planı filan denerek görmezden gelinmesin” olabilir.

Açılıma destek verecekseniz, gerekçelerinizi üç aşağı beş yukarı böyle biçimlendireceksiniz.

Biz bunu beceremiyoruz.

Sosyalizm ve devrim diyenler, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük gibi idealleri olanlar için “ABD’nin hazırladığı mastır plan”ın başarısızlığa uğratılması stratejik önem taşır. Gözleri Amerika’dan başka bir şey görmediği için değil. Bu plan devrimci mücadeleyi zorlaştıracağı için, bu plan bölgesel dengeleri emperyalizm lehine değiştireceği için, bu plan piyasa güçlerinin emeğe karşı yeni bir zafer elde etmesi anlamına geleceği için, bu plan halklar arasındaki düşmanlıkları tırmandırıp onları ABD’ye tamamen mahkum hale getireceği için, bu plan dinin toplumsal ve siyasal alandaki rolü artırılmadan hayata geçemeyeceği için, tepeden tırnağa reddedilmelidir.

“Ama Kürt halkı böyle düşünmüyor...” devrimciler için utanç verici bir akıl yürütmedir. Ona bakılırsa Türkler de böyle düşünmüyor.
Lakin, oranlayacak olursak, böyle düşünen ve düşünecek olan Kürtlerin sayısı Türklerden hiç de az değildir.

Önemli olan, hangi ulustan olursa olsun, “yaklaşmakta olan felaketi” kavrayanların sayısını çoğaltmak, “biz bu kadar acıyı pax-Americana’yı güçlendirmek için mi çektik” sorusunun ağırlığını mümkün olduğunca fazla kişide hissettirmektir.

Bu soru yalnız bizim buraların sorusu değildir, Filistinli için de, Suriyeli için de, Irak’ta yaşayanlar için de, Ermeniler için de geçerlidir...