Biz de sizi tanımıyoruz

06/03/2016 Pazar
Biz de sizi tanımıyoruz

AKP’nin alternatifi AKP içindedir artık; CHP ile HDP’ye ise muhalefet alanını tanzim etmek ve de AKP’nin içinden çıkacak alternatife yancılık yapmak görevi verildi. Daha ötesine halleri yok.

Solda bundan heyecanlanan olur mu?

İlla ki olur. Ama bir hükmü yok, hiçbir şey 2014-15’te solun başına gelenle kıyaslanamaz, o da geride kaldı.

Şimdi solun arada kaynama riski var.

Suriye savaşı Erdoğan’ı köşeye sıkıştırdı. Mülteci krizini hesaplayın, IŞİD ve benzerleriyle girdiği pervasız ilişkileri, NATO içinde yarattığı sorunları…

ABD’de başkanlık seçimleri yaklaşıyor ve “siyasetçilere para yedirip lobicilik yapmaktan bıktım, kendi işimi kendim göreceğim” diyen Trump’ın seçilmesi durumunda Erdoğan büsbütün değersizleşecek. 

İçeride ise Erdoğan “AYM kararını tanımıyorum” diyerek kendi kendini bağladı. Cindoruk’a yüzde yüz katılıyorum, bu lafı Dündar ve Erdem için değil, kendisi için söyledi. Anlamı şudur: Beni normal yollarla durduramazsınız, aha işte yargının en tepesini bile takmıyorum.

Normali pek olmayan ve normalini yaşamayan Türkiye’de hiç şaşırtıcı değil.

Düzen siyasetinde büyük kapışma olacak.

Bu kapışmada solu etkisiz elemana dönüştürmek bütün tarafların çıkarına. Yani, bu çekişmedeki aktörlerin...

Lakin bir sorunları var.

Erdoğan’la hesaplaşmak isteyenler, illa ki toplumdaki tepkilerden, biriken enerjiden yararlanmak zorunda. Bu olmadan hedefe ulaşamazlar.

Toplumsal olanda ise, ister istemez sol var. Hani toplumsal tabanı zayıf dediğimiz sol. Toplumsal tabanı zayıf, ama toplumsal etkisi bir hayli fazla olan sol.

Sol adına yapılması gereken, bu hesaplaşmaya hazırlanmaktır.

Solun önemli bir kesimi daha şimdiden figüran rollere razıdır, bu uğursuz ve sonuçsuz taraflaşmada konum belirlemektedir. Önceki yılların Erdoğanseverleri karşı tarafa geçmekte, dün Erdoğan karşıtlığında tekel iddia edenlerse şimdilerde ona kalkan olmaktadır. 

Mükemmel!

Bize düşen ve düşecek olansa, toplumdaki enerjiyi bağımsız bir kanala aktarıp, güçlendirmek. Bu görev “dışarıda” durarak yerine getirilemez. Devrimci mücadelede odak noktası siyasi iktidardır; bu anlamda sol siyasi iktidarın karşısında konumlandığı oranda, öte tarafla yakın görüntü verecektir. Bundan kaçınmak bir yerden sonra mümkün değildir.

Eski tartışmadır bu.

Kimileri baş düşmanı belirleyip, kalanlarla müttefik olmayı devrimcilik sanmaktadır. Erdoğan’la derdi olan herkesi bir araya getirmek, PKK karşıtlığından büyük bir vatan cephesi yaratmaya kalkmak ilk akla gelen örneklerdir. Bu solculuk değildir.

“Bizi ilgilendirmez, kendi işimize bakalım” ise bir başka tuhaflıktır. 

Çözüm basittir: Siyasi iktidarla mevcut taraflaşmanın taşıyamayacağı bir karşıtlığı kurmanın yollarını aramak.

Bunu engelleyemeyecekler. Türkiye AKP’ye sığmaz, Türkiye’de AKP’ye dönük tepkiler de AKP içi arayışlara ya da kişiliksiz düzen soluna sığmaz.

Göreceğiz, büyük bir yüzsüzlükle Türkiye’de AKP’nin dinselleştirme operasyonunu sessizlikle geçiştiren, hatta buna onay verenler toplumda biriken aydınlanmacı tepkileri kendi sığ hedefleri doğrultusunda kullanmak için neler neler yapacaklar.

Örneğin, önümüzdeki dönem, Türkiye’de “laik” duruşun yeniden revaçta olacağını şimdiden söyleyebiliriz. AKP’nin içindeki Hamamönü hareketi bile kuyruğa girecek, en azından “abarttık şu din meselesini” diyecektir. 

Arınç’ın ağzına ne yakışır ama!

“Ben seçim, yasa filan takmam” diyen bir diktatörle hesaplaşmak için toplumda biriken gerçek enerjiden yararlanmak dışında şansları bulunmuyor.

O enerjiyi kullanıp yok etmek için hazırlanıyorlar. Yok edip, kullanmak da diyebiliriz buna… Artık “özgür” olduğuna göre yazmakta sakınca yok, Can Dündar bunun için önemli hale geldi. 

Tek dertleri, bu enerjiyi çoğaltmaya niyetli olanlar.

Doğaları ve misyonları gereği korkaklar. İhtiyatlılar. Oysa Erdoğan onlara “gel gel” yapıyor sürekli. Toplumdaki enerjiyle temas etmek için risk aldıkları anda sola ait olan ama soldan şimdiye kadar ustalıklı yöntemlerle ayrı tutulan geniş bir alana sol giriş yapacak.

Bu girişi engellemek için devreye sokacakları yeni pek az şey kaldı. Onların sorunu…

Bizim sorunumuz ise, tarihin davetini bu kadar çabuk göndereceğini öngörmediğimiz, azıcık daha hazır hale gelmek için çaba harcadığımız bir zamanda, “vakit tamam” denmesidir.

Vakit tamamsa tamamdır. Türkiye’de sol gericilikle mücadeleye imzasını ko-ya-cak! Koyacak ve oyunu bozacak. En azından, düzen cephesi için bu dönemden çıkışın ağır bedeli, solun elde edeceği toplumsal mevziler olacak.

Ve kimse muhteşem Haziran günlerinin ardından gelen “mücadele ettik de ne oldu”yu bir daha dillendiremeyecek. Aynı suda iki kez yıkanılmaz. 

Düzen cephesinin elinde kart kalmadı, erken tüketti. Biz ise elimizdekileri yere düşürmüştük, şimdi kullanmayı öğreniyoruz.

Buyrun bakalım.

Biz de sizi tanımıyoruz!