Aydınlanma davası devrim davasıdır

01/05/2016 Pazar
Aydınlanma davası devrim davasıdır

Aydınlanma çağına, aydınlanma düşüncesine burjuvazi damga vurdu. Bu sömürücü sınıf elini attığı her şeyi kirlettiği gibi, aydınlanma kavramını da kendine yontup değersizleştirdi zaman içinde. Kendi yükselişi, kendi egemenliğinin pekişmesi için ona güç verdi, şekillendirdi, kısıtladı…

Ancak aydınlanma bu sınıf temellerine rağmen burjuvaziye terk edilemez; insanlığa ait bir kazanımdır. Tıpkı burjuva karakterine rağmen insanlığın tanık olduğu en muhteşem kalkışmalardan biri, Fransız Devrimi gibi…

Jakobenler Kulübünü, Robespierre’i vermeyiz; Aydınlanmacılığı da…

Bütün bunlar sosyalizm kavgasında filtreden geçirilir ama bir kopuşa, hatta ön sıfatlara gereksinim duyulmaz, yolumuza devam ederiz insanlığın tüm kazanımlarını ileriye doğru çekerek. Aydınlamadan kopulmaz sermayeden kopulur; jakobenizmden kopulmaz burjuva sınıfından kopulur!

Aydınlanma bayrağını taşımanın kapitalist sistemi kabullenmek, sermaye sınıfının emekçi halkı kendisine yedeklediği ve kendi çıkarları için kullandığı bir tarihsel kesiti “ilerleme” olarak kabul etmenin baştan yenilgiyi kabullenmek anlamına geldiğini ileri sürenlere şunu söylüyoruz: Burjuvazinin feodalleri tepelemesinde emekçilerin, işçi sınıfının da çıkarları vardı. O zamanlar işçi sınıfı feodal ahmaklıkla olduğu gibi yükselen burjuva sınıfıyla da tek başına baş edemezdi. Evet o kavgalara burjuvazi kendi sınıfsal çıkarlarıyla renk verdi ama bir bütün olarak burjuva devrimlerinde emekçilerin de kanı, yüreği, aklı vardı. Şimdi burjuvalar o feodal ahmaklığı özlüyor, lanet olası egemenlikleri için ortaçağ karanlığına iyice gömülmek istiyorlar diye sırtımızı tarihe ve kendi değerlerimize dönecek değiliz. Yapmayacağımız şey, ortaçağ karanlığıyla, gericilikle mücadelede burjuvaziye el uzatmaktır. Kuşkusuz hak ettiği yere, tarihin çöplüğüne gidecek bir zamanlar kartal olan asalık sınıf!

Şimdi söylemenin tam zamanı… Büyük Ekim Sosyalist Devrimi 1917’de zafere ulaştıysa bunda Rusya’da 19. yüzyılın sonlarından itibaren genç işçi ve öğrenciler arasında muhafazakar düşüncelerin gerilemesinin, bağnazlığın kırılmasının, özetle ideolojik iklim değişikliğinin büyük payı vardı. Tarihçiler dönemin Rusyası’nda köylülüğün büyük ölçüde teslim olduğu dinsel dogmaların kentlerde hızla etkisini yitirdiğini yazıyor.

Bu değişimi birbiriyle iç içe geçmiş bir dizi düşünsel-siyasal akımın mücadelesine, çarlığın itibarsızlaşmasına, din dışı eğitimin yaygınlaşmasına, kadın emeğinin çoğalmasına, kalifiye-eğitilmiş bir işçi sınıfının ortaya çıkışına bağlayabiliriz. Ancak bir şey değişmez: Rus sosyalist devrimi bu seküler dalga olmasaydı hiçbir biçimde gerçekleşemezdi. Karanlığın üstünü örtemediği, sınırlı ama boyun eğmeyen bir aydınlık yoğunlaşma vardı Rusya’da. Devrimden sonra bu yoğunluğu tüm nüfusa yaymak için kollar sıvandı, kültür ve eğitim işlerini Aydınlanma Komiserliği’ne (Bakanlık) teslim edildi, cehaletin, bağnazlığın kökü büyük ölçüde kazındı.

Ve türbanı hatırlatalım, Sovyetler ülkesinin uzak noktalarına aydınlanma hamlesi kadının çarşafını sıyırıp atarak girdi. Kadınlar kendi iradeleriyle, güle oynaya, yırttılar karanlığını yobazın. Tıpkı Yugoslav partizanlarının lideri Tito’nun zaferden hemen sonra Saraybosna’da bir mitingde yaptığı çağrıya kulak verip peçelerini atan binlerce kadın gibi…

Aydınlanma özgürleştirir, eşitliğe giden yolu açar.

İşçi sınıfından aydınlanma kazanımlarını çıkarırsanız geriye bir sınıf kalmaz!

Burjuvazinin kendi ayağına sıktığı, sıkmak zorunda kaldığı bir kurşun olarak görebiliriz aydınlanmayı.
Ama bir zamanlar o kurşunu ruhban sınıfına, feodal kurumlara sıkıyorlardı, bunu da unutmayalım.
Burjuvazi zamanında kilisenin gücünü kırmak için proletaryanın dinsel fanatizmden uzaklaşmasına yardımcı oldu, hatta buna öncülük etti. İşçiler kapitalizmin çarklarında dünya gerçekleriyle yüzleşip dünyevi bir güce dönüşürken eski dünyanın bütün karanlığını ve sahtekarlığını papazların suratında görmeye de başlıyorlardı.

Şimdi batılı birçok ülkede, gericilik yeniden saldırıya geçse de, bizdekine benzer bir kuşatma söz konusu değilse, bu, bütün bir 19. yüzyılda işçi yığınlarının seküler karakter taşıyan bir siyasal-ideolojik zeminde kendisini var etmesinin ürünüdür.

Yoksa, batıda yobazlığın, çocuk tecavüzlerinin, ahmaklığın, cehaletin dik alası vardı.

Bizde ise burjuva devrimlerinin boyu kısa kaldı, İslamiyet’in din olarak barındırdığı bazı özelliklerle burjuva devrimimizin zayıflıkları birleşti, ortaya AKP çıktı.

Aydınlanma bu yüzden bizim için daha değerli.

Açık konuşalım, laik bir siyasal yapı bize genel oy hakkından çok daha fazla gerekli! Zaten laisizm yoksa diğeri malumun ilanıdır, geçiniz.

Reform reform diye kafa ütüleyenlere şunu söyleyebiliriz. Bizim devrimden önce kapitalizmin iyileştirilmesi saçmalığıyla hiçbir ilgimiz yok, buna inanmıyoruz. Devrim ve sosyalizm güncel bir ihtiyaç olsa bile kapitalizmi bugünden yarına alt edemeyeceğimizi de biliyoruz. Ancak, patron sınıfını dize getirmemiz için, onunla hesaplaşabileceğimiz bir zemine gereksinimimiz var. Bu zemin seküler, laik bir karakter taşır ve biz sosyalist devrimden önce sermaye bu zeminden kaçmaya çalıştıkça, onu tutmaya, onu bu zemine geri getirmeye muktediriz; bunu yaparken kapitalist sınıfı iktidardan düşürmek için gerekli enerjiyi de depolamış olacağız.

Tersini düşünmeyelim bile.

Siyasal alanın dinselliğin eline geçtiği bir ülkede büsbütün çaresiz kalmayız elbette ama…

Amasını o zaman düşünürüz.

Şimdi buna izin vermeme zamanıdır. Bugünü korumak için değil, yarını kazanmak için; bugünü ya da dünü güzellemek için değil, yolumuzu açmak için aydınlanma!
Bizi din düşmanlığı ile suçluyorlar. Oysa biz insanların inançlarıyla ilgilenmeyi siyasetin konusu olarak görmüyoruz. Siyasetin insanların inançlarına, ibadetlerine karışmasını, inanç dayatmasını uygun bulmuyoruz.

Ancak karşımızda ikiyüzlü, kalleş, gücünü kutsallıklardan alan siyasetçiler de istemiyoruz. Onlar kutsallıklarını bahane ederek halkın üzerine gelirlerse, kutsallıklarıyla insanları kandırmaya kalkarlarsa zorunlu olarak o kutsallıklara bir tarafından dokunmak zorunda kalırız. Adaletsizliği, eşitsizlikleri, zorbalığı gizlemekte kullanılıyorsa; kutsallığa boyun eğmeyeceğiz.