Ayağa kalk… Otur… Rahat!

02/10/2015 Cuma
Ayağa kalk… Otur… Rahat!

Erdoğan çok değişti, eskiden şöyleydi de şimdi böyle oldu demekten sıkılmıyor liberallerimiz. Halt ettik, halkı da aldatmış olduk diyememenin ötesidir bu. Değişebiliyorsa, bir daha değişebilir düşüncesini de yansıtır bu yaklaşım. Nitekim, arada fırsat bulup AKP’yi fabrika ayarlarına davet edenlere rastlıyoruz.

AKP iktidarının hiçbir meşruiyetinin kalmadığı yıllar önce söylendi bu ülkede. Söylenen, AKP’ye karşı olmanın ötesindedir. Önsel olarak sermaye düzenindeki her hükümete karşı olabiliriz; her şey bir yana, o düzeni temsil ettikleri için… Ama her hükümet için “meşruiyeti yoktur” diye kestirip atamayız.

Meşruiyet krizi, bir hükümetin, kendisini iktidara taşıyan hukuki ve siyasi zemin ve bu zeminin toplumsal temellerini bir kenara atması ya da bu zemindeki üstünlüğünü yitirmesiyle ortaya çıkar.

AKP iktidarı Erdoğan’ın şahsında kendisini iktidara taşıyan hukuki ve siyasi zeminle uzun süredir ilişkisini kesmiş ama yerine kapitalist düzen açısından sürdürülebilir yeni bir meşruiyet kaynağı koyamamıştır.

Koymak istemiş, bunu gerçekleştirememiştir. Boyu yetmediği gibi, halk buna izin vermemiştir.

Bu aslında Birinci Cumhuriyet’in yıkıldığı ama ikincisinin ilan edilmesine rağmen ayakta duramadığı gerçeğiyle bağlantılıdır.

Türkiye ancak AKP eliyle sonlandırılabilen Birinci Cumhuriyet’in yerine AKP’nin bile yerleşiklik kazandıramadığı İkinci Cumhuriyet arasında bir yerde havada duruyor.

Sonra da şaşırılıyor, bir adam koskoca ülkenin iç ve dış siyasetini nasıl kendi kişisel ikbali doğrultusunda belirleyebiliyor diye…

Erdoğan bir projeydi. Bu proje başarılı da oldu, hatta ona misyon yükleyenlerin beklentilerinin de ötesinde. Ancak projenin arızalarına, işi üstlenen ekibin tuhaflıkları da eklenince bugünkü tıkanma ortaya çıktı.

Geldik, sokakta gazeteci dövdürerek ayakta durmaya çalışan, Cem Uzan’dan medet uman bir hükümete. Misyon filan kalmadı, bu hükümetin bir doğrultusu filan da yok artık.

Düzen muhalefetinin de yok.

Erdoğan’ı geçen yıl ayakta alkışlayanların bu yıl koridora çıkmasında derin bir anlam bulabilir misiniz? İçeri girip de ayağa kalkmamayı ve alkışlamamayı tercih edenlerin bunu neden yaptıklarına ilişkin bir fikriniz var mı?

Adını koyamıyorlar meşruiyet krizinin. Çünkü koydukları anda kendileri de boşa düşecekler. Eskiye dönemezler, böyle niyetleri yok zaten, ancak AKP eliyle daha doğumunda bozulan ve gerçek bir anomaliye dönüşen “yeni Türkiye”yi nerelerine koyacaklarını da bilemiyorlar.

Bu sistemin krizidir ve şu ana kadar bu krizi yönetebilmek için geliştirilen formül AKP’siz ya da Erdoğansız AKP rejimidir. Bu saçmalığın bütün zayıf noktalarını gördüğü için diktatör hâlâ oradadır.

Türkiye kapitalizmi Birinci Cumhuriyet’i terk etmiştir ancak şimdi ciddi bir sürüklenme riski ile karşı karşıyadır. Erdoğan’ın projesi yerle bir olmuştur, lakin ufukta sığınılacak güvenli bir liman da yoktur. Restorasyon dediğimiz şey, kalkış ve varış noktaları haritadan silinen Türkiye gemisini yenilenmiş bir sosyal demokrasi çapasıyla yüzdürme girişimidir.

Bu bir projeden çok toplumu oyalama, zaman kazanma girişimidir.

AKP dışında Meclis’te bulunan hiçbir oluşumun Türkiye’yi ne yapacağına dair bir fikri yoktur. Erdoğan üzerine kurulu bir oyunun parçası haline gelmişlerdir ve bazen oturmakta, bazen ayağa kalkmakta, bazense küsmektedirler.

Ve bu kadar karşıt oldukları bir hükümetle ilgili olarak devri sabık yaratacağız diyememektedirler.

Erdoğan projesi bitti, yenilenmiş sosyal demokrasinin bir bütün olarak yapabileceği eni konu bir çapayla sürüklenmeyi yavaşlatmaktır.

Buradan bir şey çıkmaz. Ne çıkabileceğini sonra tartışırız.

Peki biz neyin peşindeyiz?

AKP Cumhuriyeti’ni ya da AKP Türkiyesi’ni reddederek bugünkü havadalık halinin ortaya çıkmasının en büyük nedeni olan halkımızın (evet AKP Türkiyesi’ni kabullenenlere halk demiyoruz), başladığı işi bir yere bağlaması için, Türkiye’yi eşitliğin limanına taşımak için uğraşıyoruz.

Boş hayal.

Tamam, diktatör karşısında ceketi ilikleyip iliklememeyi tartışmaya devam o halde!