Asker Psikolojisi

13/02/2009 Cuma
Asker Psikolojisi

AKP 2002'de hükümet olduğundan beri, askerin psikolojisinin bozulduğundan söz ediliyor. Genelkurmay rahatsız, genç subaylar homurdanıyor, ordunun sabrı taşıyor türünden kaç haber yapıldı, bu konu kaç kez manşetlere taşındı acaba... Önemli bütün atama ve seçimlerde, özellikle Necdet Sezer'den sonraki Cumhurbaşkanı'nın seçiminde "film koptu kopacak" havası hakim oldu ortalığa...

Darbenin eli kulağında dendi, bir kısım bunu açıkça istiyordu da, darbeye geçit vermemek için harekete geçildi, sivil inisiyatifler geliştirildi, özgün koalisyonlar peydahlandı. Hatırlanacaktır, "darbeleri ABD yapar bu ülkede" diyorduk ve ekliyorduk her defasında: ABD şu anda bir darbe istemiyor, AKP Vaşington'un projelerine hâlâ en uygun siyasi aktör.

Sonra ordunun "piyasa ekonomisi"nin bir uzantısı değil, kritik bir halkası olduğunu hatırlatıyorduk. Sermayeleşme süreci 1960'la birlikte önceki "ilkel" biçimlerinden çıkarak kurumsal bir karakter kazanmaya başlamıştı. Bu dönüşüm önemliydi ama 40 yıl içinde TSK'nın sermayeleşme sürecinde geçirdiği iç evrim de önemliydi. Böyle bir ordunun darbe yapması için ABD projeleriyle sermaye gereksinimleri aynı doğrultuyu göstermeliydi.

Bir de, TSK'nın astsubaylardan başlayarak generallere varıncaya kadarki bütün hiyerarşisinin "bankacılık sitemi"yle ilişkisi üzerinde duruluyordu. Aşağı kademeler, toplumun başka bölmelerindeki gibi inanılmaz bir borç sarmalına sokulmuş, kendi dertlerine düşmüşlerdi. Yukarıda ise, offshore banka hesapları, ücretli personelin limitlerini çok aşan krediler ve elbette emeklilik için hazır tutulan danışmanlık kadroları ve yönetim kurulu üyelikleri göze çarpıyordu.

Bankacılık sektörü, ekonominin parazitidir. Ordunun ekonomiye en fazla parazit üreten bir yerden bağlanması, rastlantı değildir. Yeri geldiğinde yazıyoruz, 1974'te Portekiz'de gerçekleşen ve ordu içindeki ilerici subayların fazlasıyla belirleyici olduğu "Karanfil Devrimi"nden hemen sonra NATO, bağlı ülkelerin silahlı kuvvetlerini nasıl "daha güvenilir" hale getireceğini tartıştı, bazı çözümler geliştirdi. Çürütmek, en etkili yoldu.

Çürüyen Türkiye'de çürümek ve çürütmek çok kolaydı.

Darbe yapamaz demiyorduk, yapabileceğini halkımızın trajedisine dönüşen örneklerle kanıtladı. Ama diyorduk ki, TSK darbe yaparsa halka, sola karşı yapar ABD yönlendirmesiyle yapar sermaye sınıfı için yapar! Bunun koşulları yok diyorduk, adımız darbeciye çıktı! Sürü halinde AKP'ye kol kanat gerdiler, sonuçlarını görüyoruz.

"Bu süreç, darbe tehlikesini artırıyor" diyorduk ama körelmiş zihinlerde darbenin tarifi yapılmıştı: TSK, AKP'den rahatsız olduğu, AKP'nin adımlarına karşı çıktığı için darbe yapacaktı. Bu nedenle AKP desteklenmeliydi.

AKP'ye karşı bir değil, onlarca darbe planı geliştirilmiştir diye de yazdık. Bunların bir bölümü birilerini yatıştırmak içindir, bir bölümü provokasyondur, bir bölümü ise başarısızlığa mahkum. Bunu dedik. Aşağı yukarı gerçekleri yazmış olduk.

Bugün Ergenekon kapsamında hakkında dava açılmış olan üst düzey subaylar dahil olmak üzere, TSK'da AKP'nin defterini dürmek için can atan çok sayıda unsur olduğu bir gerçekti. Şimdi de yoğunluk azalsa bile, durum aynıdır. Tek başına ideolojik referanslar, sermaye sınıfı içindeki gerilimler, bunlar yetmez. Zaten iş ideolojiye filan geldiğinde bir karmaşa yaşanıyor, TSK orta vadede "egemen ideoloji"nin ortalamasına uymak durumundadır.

Şu bilinmelidir: ABD ve sermaye sınıfından "yön tayin" edilmediği oranda "kurumsal psikoloji" ön plana çıkmaya başlar. Kimileri bunu yanlış kavrayıp, Türkiye'deki temel meselenin asker vesayeti olduğunu söylüyor. Yani gerçek iktidar asker ve o bunu bırakmak istemiyor. Türkiye'de yaşayan kimse askerin iktidar düşkünü olmadığını, ipleri elinde tutmak için çaba harcamadığını ileri süremez. Ancak bu siyasi her aktör için geçerlidir ve önemli olan bu "arzu"dan çok bunun gerçek karşılığının olup olmamasıdır.

Şimdiye kadar ABD ve sermaye sınıfı tarafından şımartılan, kritik misyonlar devredilen TSK, ilk kez bu çapta bir sıkıntı ile karşı karşıyadır. Bir başka özne, tarihsel bir dönem için görev üstlenmiş ve bazı açılardan TSK'ye tercih edilmiştir.

Bu koşullarda ne olacaktır? TSK'nın laikliğin ve ulusal çıkarların bekçiliği gibi bir misyonu yoktur ki! Şimdiye kadar bu kavramlar sistemin selameti için bazı kurumların sabiti haline getirilmişti. NATO'sever ve gerici darbelere imza atan bir kurumun genetik yapısında fantazi aramanın bir anlamı yok. Ortaya çıkabilecek ideolojik tepkiler ve bu tepkilerin etrafında yaratılabilecek odaklar ise görüldüğü üzere dağıtılıyor. Odakların taşıdığı kir, öne çıkan kadroların bulamaç karakteri vb. zaten bu işin neden olamayacağını da gösteriyor. Çürüyen Türkiye'nin çürüyen bir kurumundan bu kadar!

Ancak çürümeye karşı toplumda bir direnç yaratılır, işçi sınıfı ayağa kalkar, işte o zaman bu ülkenin kritik kurumlarından aydınlanmacı da, bağımsızlıkçı da, kamucu da çıkar. Tersi mümkün değil...

Evet, bu koşullarda ne olacak? Asker psikolojisi devreye girecek, yeniden belirleyici olma arayışı, önem kazanma güdüsü ve belki konum elde etme kaygısı ile hareket edilecek.

Dolayısıyla, yalnızca AKP'nin müdahalelerinden, Ergenekon ve benzeri operasyonlardan dolayı değil, askerin iç dinamikleri de daha Amerikancı ve piyasacı bir doğrultu gösteriyor. Bizim büyük uzlaşma dediğimiz aslında budur. TSK, sınıfsal temelleri, ekonomik bağlantıları, tarihsel yapılanması, ideolojik referansları söz konusu olduğunda, Ergenekon operasyonuna mahkumdu, AKP yapmasa bunu, kendisi başka biçimlerde de olsa, belki kendini daha az yaralayarak, bunu yapacaktı.

O halde şimdi, ordu darbe yapabilme yetisini yeniden kazanmakta, yeni misyonlara yelken açmakta, "cesur" hamleler konusunda AKP'yle yarışacak projeler hazırlamakta.

Başka çareleri yok.

[email protected]