Arabesk müzik üzerine

19/07/2010 Pazartesi
Arabesk müzik üzerine

Memlekette onca mesele varken… Denebilir.

Kültür de memleketin meselesi… Denir karşılığında.

Memleketin meselelerinin birbirinden ayrılamayacağı… Klasik ama geçerliliğini yitirmeyen bir yaklaşım olarak eklenebilir araya.

Arabesk konusu, yıllar sonra bir kez daha tartışılmalıdır. Memleket meseleleri için faydalıdır.

Her şeyden önce, Fazıl Say'ın arabeske, bir iddiaya göre "arabesk kokan" isyanının, elitist bir zihniyetin ürünü olduğuna ilişkin bazı çevrelerce koparılan yaygaranın kuvvetli gerekçeleri olduğunu asla düşünmüyorum. Say, eğitimini alıp yetilerini büyük bir ustalıkla yansıttığı müziğin klasik kulvarında, bugünün Türkiyesi'nde "halka inmek" için, bayağılığa yuvarlanmadan yapılacak neredeyse her şeyi yapmaktadır. Bu yeterince etkili olmuyorsa, sorun Fazıl Say'dan çok, memleketin kültürel dokusunu da etkileyen ideolojik dengelerindedir. Ve biraz da bu dengelere yeterince güçlü bir biçimde müdahale edemeyen Türkiye solundadır.

Say'ın yazdıkları dışında hangi saiklerle "arabesk müzik"le ilgili bir çıkış yaptığını tam olarak bilmiyorum. Bu çıkış karşısında "arabesk dünyası"ndan gelen elitizm suçlamalarının Fazıl Say'la ilgili kısmına değinmiş oldum, kendilerini "halkın bağrından çıkmış sanatçı" olarak görenlere ise isterseniz değinmeyelim Fazıl Say "saray müzisyeni", Nihat Doğan "halkın sanatçısı"ysa yaşasın monarşi!

Bu arabeskçilerin en büyük kavgası "arabeskin kralı" olmak değil miydi yoksa!

Doğan ve benzerleri bir yana, elitizm suçlamalarının daha ciddi karşılıkları olduğunu biliyorum.

Bir kere, liberallerin sola hediye ettiği bir hastalık var. Kemalizmle hesaplaşma adına yerli yersiz ortaya atılan iddiaların yarattığı kafa karışıklıkları müzik alanını da etkiliyor. Onlara göre, Mustafa Kemal kendi tercihleri öyle olmamakla birlikte, batılılaşma fetişi nedeniyle klasik müziği son derece elitist bir yaklaşımla bu topluma dayattı.

Klasik müziğin, bir sanat müziği olarak, müziğin diğer türlerinin sağlıklı bir biçimde gelişmesi için zorunlu olduğu oranda, öğretilmesi ve sunulması gereken bir birikimi temsil ettiği açık. Buna dayatma demek, ilköğretimi zorunlu hale getirmeye itiraz etmekten farksız. Cumhuriyetin belli bir döneminde klasik müzik için bazı "emir"lerin verilmesi, bu emirlerin kimi örneklerde olumsuz sonuçlar doğurmasına karşın, anlaşılır bir uygulamadır. Burada yanlışlık "klasik müzik"in devlet korumasına alınması değil, devletin sınıf karakterindedir. İşin halktan uzaklaşma kısmı, bugün liberallerin pek beğendiği sermaye sınıfımızın tarihsel misyonları ile ilgilidir. Kaldı ki, Türkiye'de klasik müzik ekolünün iyi-kötü desteklenmesinin halk müziğine ya da Osmanlı'dan gelen sanat müziğine köstek olduğu iddiası fazlasıyla abartılıdır.

Öte yandan kitleselleşme sıkıntısı çeken Türkiye solunda "halkın anlayacağı" türde sanat arayışını yalnızca liberalizmin etkisiyle açıklayamayız. Sonuçta, Türkiye solunun devrimci bir çıkış yapabilmesi işçi sınıfı merkezli ve mutlaka halkçı bir kimlikle mümkünse, kültür-sanat alanında toplumun tercih ve alışkanlıklarını büsbütün bir kenara atma şansı da yok.

Bu bağlamda klasik müziğin ya da cazın bugün Türkiye'de geniş bir kitleyle temas etmesini beklemek büyük aptallık olur. Bununla birlikte, muazzam bir birikimi temsil eden bu türlerin burjuvazinin insafına terk edilmemesi için önlem almak, "ilerisi" için öncü girişimlerde bulunmak da gerçek sanatçıların ve Türkiye solunun görevlerindendir.

Peki, bugün çok dinlenen "müziğimsi" ürünler ne olacak? Bunların bırakın klasik müziği, halk müziğimizi her gün tahrip etmesi nasıl engellenecek?

"Halk dinliyorsa…"

Böyle yanıt olur mu!

Bu başka konulardaki kişiliksizliğinin bir uzantısı olabilir ancak.

Arabesk kavramının Türkiye'deki kullanımının yarattığı sayısız soruna, özellikle coğrafyamızın köklü bir ulusuna ait kültürel birikime dönük kabul edilmez "saldırı"ya değinmiyorum.

Arabesk müziğin artık Türkiye'de halkın müziğinin bir parçası olarak kabullenilmesini savunanlar büyük bir yanlışa düşmektedirler.

Arabesk, müzikal yapısı ve sözel karakteri ile mutlak bir bütünlük oluşturmakta ve bölge halklarının yüzyıllardır taşıdığı bazı özellikleri son derece yıkıcı bir biçimde istismar etmektedir. Kadercilik, arabesk müzikle ortaya çıkmadı elbette ama topraklarımızdaki "yakarış" ve "ağıt" kültürü ile arabesk arasındaki bağlantıyı zayıflatacak başka unsurlar da var geçmişimizde. Örnek olsun, bizim yeterince gelişmediğini düşündüğümüz isyan kültürünün arabesk müzikte aldığı biçim "isyan"dan başka her şeye benzemektedir. Arabeske bol bol yerleşen "isyan" mutlak bir teslimiyetten başka anlam taşımamaktadır.

Anadolu'daki seküler "ozan"ların geleneği de arabesk tarafından tamamen iğdiş edilmiş ve ortaya tam da bugün AKP'de simgelenene yakışır bir çürütücü-gerici bulamaç ortaya çıkmıştır.

Arabesk müzik, Türkiye'de ilerici hareketin kentlerde ideolojik-kültürel mücadele alanındaki denemelerinin etkisizliğinin bedelidir ve bu düzenin bu etkisizlikten yararlanarak Türkiye'nin yoksullarının başına sardığı bir beladır.

Bunu kabullenmek, bundan yararlanmak ya da "devrimci arabesk" arayışlarına girmek beyhude bir uğraştır.

Farklı olan yaratılır, ağırlık konur, bu sonuçta herkesi ve bu arada arabesk müziği de etkiler, arada farklı mesajlar veren arabeskimsi örnekler ortaya çıkar.

Güzel… Ama buradan başlayamayız.

Bizim gereksindiğimiz, mücadele etmeye, verili olanı kabullenmemeye dayalı bir müziktir. Ölüme değil, yaşama övgüler düzen sevgiyi kötürümleştirmeyen kente boyun eğmeyen, ona kafa tutarak sahip çıkan bir müzik.

Bu müziğin yaratılmasında arabeske çalan "devrimci" örneklerin şu an için bir yararı olmadığı açık. İyisi mi, bırakalım gericiler düşünsün arabeski "meyhane"den arındırmanın yollarını. Belki başarırlar da, her yerde toplumsal ilişkilerin önemli bir parçası olan birlikte eğlenme kültürümüz azıcık soluklanır!

Bu yazıyı tamamladıktan birkaç saat sonra bir "ölüm" haberi geldi zamansız mı zamansız. Gencecik bir Kürt kardeşimiz, TKP üyesi Ali Karagöz, trafiğe verdiklerimiz listesine ekleniverdi. Biraz da çaresizlik duygusu değil mi arabeski besleyen? Of ki ne of!
Ama ne olur, biz kendi ezgilerimizle uğurlayalım yine de Ali'yi, boyun eğmeden, vakarla, kafamız dik...
Güle güle sevgili yoldaşım...

[email protected]