Anayasa Mahkemesi kararı

08/07/2010 Perşembe
Anayasa Mahkemesi kararı

1. Anayasa Mahkemesi Türkiye'de bugünkü düzen çerçevesinde yeni bir anayasa hazırlanamayacağına hükmetmiştir. AKP'nin Türkiye gericiliğinin konumunu pekiştirmek, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için yapmaya çalıştığı değişiklikler karşısında "sistem içi" kuvvetlerin bulduğu çözüm yolu Anayasa Mahkemesi'nin yolu tıkamasıydı, Anayasa Mahkemesi bu yolu tıkamadı, kendini de sürükleyecek bir biçimde bu yola "düştü"! Yanlışlık AKP'de olduğu için, bu partinin hazırladığı anayasa değişiklik paketinin savunulacak bir tarafı bulunmadığı için hangi biçimde olursa olsun paketin iptalini istemek anlaşılır bir tutum olsa da, Anayasa Mahkemesi'nin onayı olmadan Meclis'in yeni bir anayasa yapamayacağına ilişkin görüşün bu sürecin sonunda geçerlilik kazanması, yargıyı da Anayasa Mahkemesi'ni de bitirmiştir. Gericilikle, AKP ile mücadelede 12 Eylül Anayasası'nın "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" hükümlerine sığınmak, bu yola girenlerin övünebileceği bir tablo ortaya çıkarmamıştır.

2. Anayasa Mahkemesi belki yine çok tartışılacak ama kendisini bu tuhaf duruma düşürmeyecek daha köklü, bütünlüklü bir karar, örneğin yürütmeyi durdurma doğrultusunda bir karar alamamıştır. AYM'nin karar alma süreçleri o kadar karmaşıklaşmıştır ki, bir mahkemenin üyeleri için son derece doğal olan, farklı maddelerde farklı tutum almak, bu örnekte Anayasa Mahkemesi'ni tutarsız ve sonuçları çok tartışmalı bir sonuca doğru ittirmiştir.

3. Gizli bir araya gelen yüksek mahkeme, kararını basına, kamuoyuna doğru dürüst açıklayamamıştır bile. Bu garipliğin bir nedeni Haşim Kılıç'ın üslubuysa, diğer nedeni kararın barındırdığı zayıflıklardır. Ancak yine de, toplantı gününü basından gizlemek konusunda gösterilen çabanın onda biri, mahkeme sonrasında yapılan açıklamanın hazırlanmasına ayrılabilir, kısa da olsa bir yazılı metin üzerinde anlaşılabilirdi. Öyle yapmadılar, "9 saat çile çektik, yemek yemedik, itibarımızı zedeleyecek bir kazanın içine atıldık, buyrun siz çıkın işin içinden" dercesine işleri iyice karıştırdılar.

4. Anayasa Mahkemesi'nin kararını basın anlamadı, hukukçular anlamadı, siyasi partiler anlamadı! Anlamayanlar anladıklarını açıkladılar. Şu saat itibariyle CHP hâlâ bazı ifadelerin iptal edildiği maddelerin referandumda yer almayacağını iddia ediyor. Radikal gibi gazetelerde de bu türden yorumlar var. Oysa her şeye rağmen, Haşim Kılıç'ın dediklerini temel alacaksak ve beyefendi Türkçe konuşuyorsa, Meclis'ten geçen bütün paket AYM'nin iptal ettiği ifadeler çıkarılarak referanduma gidiyor. Yani bazı maddelerin referandum kapsamından çıkarıldığı doğru değil. En azından Haşim Kılıç öyle demedi, AYM öyle karar vermiş olabilir elbette!

5. Bu ise başlı başına bir sıkıntı. "Hukukun üstünlüğü ilkesi" açısından uygunsuz bulunan bu ifadelerin çıkarıldığı maddeler doğal olarak Meclis'ten geçen maddeler değil. AYM halkın önüne başka bir metin koymuş oldu. Referandum, Meclis'te Anayasa değişikliği için istenen çoğunluk düzeyine ulaşamayan maddeler için geçerliydi. Oysa Anayasa Mahkemesi, bazı ifadeleri çıkartarak kritik maddeleri başkalaştırmış oldu. Meclis'ten geçen metin bu değil. Bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu, "bu referandum yapılamaz" kararına varırsa, buna kimse itiraz edemez. Edemez de YSK böyle bir karar alabilir mi?

6. Türkiye'de sistem içi kavga kendini ifade edemeyen kurumlarla, ne olduğunu anlamayan siyasi partilerle sürüyor. Niye? Çünkü ortada büyük bir kavga konusu kalmadı! Evet siyaset yüksek gerilim hattıyla çevrelenmiş durumda ama bu gerilimin konusu giderek belirsizleşiyor. Aktörler kim? TSK… TSK'nın AKP hükümetinden hangi konularda farklı bir Türkiye istediğini bilen var mı? Yargı… AYM kararında iptal edilen ibareler örtülü bir savaşı gerektirecek şiddette mi? CHP… Kılıçdaroğlu'ya birlikte büyük rüzgar yakaladığı söylenen bu parti Türkiye'yi tahrip başlıkları son derece belirgin olan bu hükümetin karşısına farklı bir yol haritası koymuş durumda mı? İşin gerçeği, bir kavga sürmektedir ama bu kavganın konusu ve taraflarını birbirlerinden ayıran çizgi giderek silikleşmektedir.

7. Türkiye'nin neden sola gereksindiği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Böyle bir anayasa değişikliğinin AYM'den çıkacak ve meşruiyetini 12 Eylül'den alan bir kararla değil, grevlerle, halk protestolarıyla, büyük gösterilerle durdurulması gerekirdi. "Bunu bekleyemeyiz, ne olursa olsun AKP durdurulsun" haklı bir yaklaşım olsa da sonuç vermiyor, bu görülüyor! Sistemin kendi içindeki dengelerle AKP'yi ya da onun zihniyetini durdurmak olanaksız. Bugün 12 Eylül Anayasası'ndan medet umarsınız, yarın ABD'nin at değiştirmesinden!

8. Anayasa değişikliği özelinde ise hiç değilse AYM kararından çok daha "yararlı" bir süreç var önümüzde: Referandum. En azından halkın sözünü kısmen de olsa söyleyebileceği bir süreç… 12 Eylül'e yaslanmadan, onun anayasasına dayanmadan, tersine faşistlerin anayasasının asıl hangi nedenlerle değiştirilmesi gerektiğine ilişkin yaygın bir aydınlatma hamlesi yapmaya olanak sağlayacak bir süreç… AKP'ye karşı net bir tavrın sergilenmesi için olanak yaratabilecek bir süreç...