AKP'ye onurunuzla teslim mi olmak istiyorsunuz?

09/02/2011 Çarşamba
AKP'ye onurunuzla teslim mi olmak istiyorsunuz?

Adalet ve Kalkınma Partisi'nde değişik eğilimler olduğu açık. Hiç kuşku yok, bu farklı eğilimler partinin toplumsal tabanını genişletiyor, beklenti çeşitliliğine yanıt vermeyi kolaylaştırıyor. Bunlardan daha önemlisi, AKP içinde değişik kanatların varlığına ilişkin "bilgi", bu partinin karşıtlarını paralize ediyor, onları olmadık beklentiler içine sokuyor.

Bu açıdan, hükümet partisi içindeki farklılıklar, hatta iç çekişmelerin kendisi kadar bunların Erdoğan ve ekibi tarafından bir avantaja dönüştürülmesi de önemsenmeli.

En iyisi, dikkatle takip etmek ama bu partide olup bitenlere ihtiyatla yaklaşarak çıkışı olmayan angajmanlara girmemek. Hele hele, Türkiye solcusuna hiç yabancı olmayan kurttan kuştan müttefik yaratma merakını AKP örneğinde tamamen gündem dışı tutmak.

Bu söylediğimin ilkesel bir yanı var elbette. Devrimci mücadelede ittifaklar politikasında sınırsız seçenek söz konusu değildir, hatta verili bir dönemin ittifak konusu neredeyse tekleşmiştir, deneme yanılmayla, birini bırakıp diğerine sarılarak müttefik bulunamaz.

AKP'yi meydana getiren büyük koalisyonun çatlamasıyla ortaya çıkacak fırsatları değerlendirmek için bu koalisyon içinde tercihler yapmak gerektiğini düşünenlerin Türkiye'de olup bitenleri hiç ama hiç kavramadıklarını söylemek de mümkün.

Üzerinde daha fazla durulması gereken ise, AKP'nin sözümona ılımlı kanadı ile AKP muhalifleri arasında bir uzlaşmanın yaşanması için sürdürülen uğraşlardır. Türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike budur. Örnek olsun, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin beklentisi bu doğrultudadır.

Ilımlı kanatın başını cemaatin desteğini almışa benzeyen Abdullah Gül çekerken, burnunun dikine gitmekte kararlı olanların baş temsilcisi hiç kuşkusuz Tayyip Erdoğan. Bülent Arınç'ın dahi "ılımlı"lar arasında gösterildiği bir ülke burası!

12 Eylül'ün temizlediği zemin ve açtığı yol üzerine kurulan AKP iktidarının tahribatı orta yerde dururken, bu tahribatı kabullenerek daha beterinden kurtulmak isteyenlerin stratejisi, Gül'ün temsil ettiği çizginin AKP'ye egemen olmasıdır. İşin gerçeği, "daha dikkatli" bir AKP ile buzları eriterek iki partili sistemin oluşmasına katkı koyacak bir CHP için epeycene yol alınmıştır.

Sermayenin de, emperyalist merkezlerin de niyeti toplumun bütün yaşananları "oldu da bitti maşallah" olgunluğuyla karşılamasını sağlayacak yeni bir siyasi denge oluşturmaktır.

Türkiye'yi bekleyen ve belki emekçi halkı bir daha belini doğrultamayacak kadar kişliliksizleştirecek olan böylesi bir siyasi iklimdir.

Bunun yerine freni patlamış bir AKP tercih edilmelidir.

Türkiye saltanat düşkünü, yasakçı, uzlaşmaz bir piyasa teröristini uzun süre taşımaz.

AKP'yi meşrulaştıracak, ona dönük tepkileri yumuşatacak, hatta bütünüyle ortadan kaldıracak, "aaa sandığımız kadar da değilmiş" dedirtecek bir süreç yerine, freni patlayan siyasi iktidarın halkın duvarına çarpmasını tercih etmek gerekir.

İşte bir de bu nedenle, Kılıçdaroğlu CHP'sine "söylene söylene" omuz vermeyin, iki partili sistemin ekmeğine yağ sürmeyin, bu sefer harbiden biraz "çılgın" olun be dostlar!