AKP'ye Karşı Birlik

03/08/2009 Pazartesi
AKP'ye Karşı Birlik

AKP’nin ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını anlamak çok önemli. Bu parti ama pazarlıkla, ama ikna ederek, ama şansıyla, ama kendini törpüleyerek ABD’nin bölgedeki en önemli güvencesi haline gelmiş durumda. Bundan açık bir rahatsızlık duymakla beraber, Avrupa Birliği’nin lokomotifi Almanya da henüz bir türlü netleştiremediği “doğu açılımı” söz konusu olduğunda, hâlâ AKP’ye muhtaç. Devletin olanaklarının İslami sermayeye yontulmasından tedirgin olan geleneksel sermaye gruplarının da bu tedirginliğe rağmen AKP’den vazgeçmek gibi bir niyeti bulunmuyor. Hükümet, sermayeye hizmet konusunda öncekilerin yanından dahi geçemeyeceği uygulamalara imza atmıştır ve yeni “açılım”lar kapıdadır.

Uzatmayalım, şu an için sermaye dünyasında AKP seçeneksizdir.

Şu an için diyoruz ama bu hükümetin yedi yıldır işbaşında olduğunu unutmuyoruz. Uzun, oldukça uzun bir süre...

Türkiye örtülü bir “tek parti dönemi” yaşıyor aslında. “Yok birbirlerinden farkı” eskisi kadar açıklayıcı değil. Evet, özde yok birbirlerinden farkı ama AKP’yi diğerlerinden üstün kılan bir özelliği var: Muktedir olmak! Bu parti, yukarıda saydığım üç belirleyici aktör marifetiyle iktidar sahibi oldu, yapabilme gücünü eline geçirdi.

Üç belirleyici aktör, bu düzen demektir.

AKP’nin üstlendiği tarihsel misyonu önemsiyor ve bu misyonun yerleştiği süreci durdurmak istiyorsak, şimdiye kadarkinden çok daha keskin bir biçimde “kapitalist düzen”e karşı konum almak durumundayız.

Başka nedenleri, ilkelerimizi, işin teorik kısmını filan bir kenara koyalım, bilmemiz gerekiyor ki, bugün AKP karşısında emekçi halkı iyice çaresizleştiren, sermaye düzeninin içine yerleşmiş “AKP karşıtlığı”dır. Sermaye düzeni, onun sürükleyici aktörleri, nasıl AKP’yi iktidar sahibi yapıyorsa, AKP karşıtlarını da o kadar iktidarsız yapıyor.

Lafı uzatmadan söylemek gerekiyor, herkesin AKP’ye karşı güçbirliğinden, ittifaklardan söz ettiği bu dönemin en önemli görevlerinden biri “gidişattan hoşnutsuz olanları” düzenden radikal bir biçimde koparmaktır.

Demek ki, önce gidişattan hoşnut olmamak gerekiyor. Hem toplum, hem “sol”da bu konuda bir taraflaşma var ve şimdilerde bu taraflaşma kesin ayrımlara yol açmalıdır. Ama’lı, fakat’lı duruşlar, birkaç yıl öncesine kadar bir anlam taşıyan “sermaye içi kavga var” değerlendirmeleri bir kenara konmalıdır.

Gidişattan öyle ya da böyle hoşnut olan “sol”cularla tartışma kapanmalıdır. Toplumsal düzlemde yürütülecek “uyarma” faaliyetlerinden etkilenirlerse ne alâ!

Sonra bu ayrışmaya nasıl müdahale edileceği konusu var.

Toplumsal düzlemde bu ayrışmayı hem güçlendirmek hem de mümkün olduğunca geniş bir kesime yaymak durumundayız. Gidişattan hoşnut olmayanların çoğalması yetmiyor, onların düzen bağının zayıflaması, hatta kopması gerekiyor.

Bu seslenmeden, toplumsal duyarlılık noktalarını ortaklaştırmadan yapılamaz.

Ama düzen güçlerine bu mücadelede yer açarak ve aslında düzen içinde kendimize yer açarak hiç yapılamaz.

Gidişattan hoşnut olanların CHP, kemalizm, asker fobisi kadar gidişata karşı olanların CHP, kemalizm, asker saplantısı da bir sorundur.

Bugünkü gidişat, düzen içi kuvvetlere yaslanarak durdurulamaz.

Bugünkü gidişat düzen içi kuvvetlerin toplumdaki ağırlığı hesaba katılmadan da durdurulamaz.

AKP’nin ağırlığını saymıyorum bile...

Gidişata karşı güçbirliği, ittifak, neyse, düzenden kopartılan toplumsal güçler temelinde düzen karşıtı siyasal güçler tarafından ortaya çıkarılabilir ancak.

Gerisini tartışmaya bile değmez. “Bugünkü gidişata karşı olanların hepsi toplansın, yan yana gelsin” bir temenni olarak bile sakatlayıcıdır. Düzen karşıtlarından düzen karşıtı olmaya ara vermelerini talep eden her “mücadele ortaklığı ” çağrısı, bugünkü gidişatın ekmeğine yağ sürmektedir. Oysa bugün mesele, daha fazla hoşnutsuzu düzenin karşısında konumlandırmaktadır.

Toplumda iki hoşnutsuzluk kaynağını siyasal düzlemde yan yana getirmek ve bu kaynakların kesişim noktasını geliştirmek gerekir: Yoksullaşma kaygı ve öfkesi ile Türkiye’nin dönüşümüne ilişkin kaygı!

Türkiye’nin dönüşümünden kaygı duymayanların yoksulların öfkesine tercüman olabilecekleri büyük bir palavraysa, Türkiye’nin dönüşümündeki sınıfsal temeli görmeyenlerin AKP karşıtlığı da o kadar çürüktür.

Türkiye solunun palavralar ve çürük projelerle zaman yitirmemesinde yarar bulunmaktadır.