. . .

13/06/2011 Pazartesi
. . .

Önce kendimizden başlayalım…

12 Haziran seçimlerine ilişkin söylenecek çok şey var. Memleketin durumu, yakın geleceği, açılan zorlu mücadele dönemi, bölgede hızlanan gelişmeler…

Bunlardan başlamak gerekirdi ama şimdi olmaz, yapamayız.

Kendimize bakacağız öncelikle…

Her şey sayılarla ölçülemez. Ama TKP'nin 12 Haziran seçimlerinde aldığı oy, sayısal bir değerlendirmeye de hapsedilemez. Seçim çalışmalarının getirileri bir yana, başarısızlık sayıların ötesinde bir şeyler anlatıyor olmalı.

Zordu evet parti 500 bin hedefini koyarak risk almıştı tamam CHP'nin bir yandan bağmsızların bir yandan "oyları bölmeyin" kuşatması fazlasıyla "somut" bir karşılığa dayanıyordu buna da eyvallah…

Vardı bunlar zaten. Ötesini deşmek gerekiyor. TKP bunu yapacaktır, işi pişkinliğe vurmadan.

Örneğin, sevmeyeni ne yazık ki ama biraz da doğal olarak bol bir partinin dostlarını bu kadar "serbest" bırakmasını ya da onlarla siyasal bağlarını tarihsel bir zemine taşımayı becerip, bu bağları her daim güncellemeyi ihmal etmesini…

Örneğin, gençlere yönelinmesine karşın, milyonlarcasının seçimlere ilgisizliğini kırmak için etkili araçlar geliştirilememesini, "ilk oy"unu kullanacakların önemli bir bölümünün kaydını dahi yaptırmamasının ve bir olasılık onların yerine AKP'lilerin oy kullanmasının engellenememesini…

Örneğin, genel seslenme araçlarının doğrudan temasın yerini alabileceği düşüncesinden bir türlü kurtulunamamasını…

Örneğin, seçim çalışmasının en yoğun olduğu anlarda bile odaklanmayı engelleyecek bir dizi başka uğraş sürdürecek kadar anlamsız bir inat sergilenmesini…

TKP bu seçimde hakkını istiyor diyorduk. Hak arayan ama kendi hakkını alamayan bir parti durumuna düştük şimdi. 2002'den bu yana üye sayısı 3.5 kat, harekete geçirdiği kişi sayısı 6 kat çoğalan, siyasal üretimi, etkisi ve kalitesi artan bir partinin aynı sürede oylarını geriye düşürmesi, "biz seçim partisi değiliz"le geçiştirilemez herhalde. "Değilsen girme" denir…

Aslında dendi de! "Meclise girmeyecekseniz, seçime neden giriyorsunuz"la karşılandık sürekli… Doğrudan "seçimden sonra sizinleyim ama…" da eksik kalmadı.

Bu direnci kıramamamızın nedeni yanlış seçim politikası değildi. Partinin genel seslenme araçlarında da köklü bir sorun olduğunu düşünmemek gerek. Parti başka bir noktaya odaklanmış seçmenin ilgisini seçim sonrasına çekecek, TKP'nin güçlenmesinin önemini gerçekten kavratabilecek bir yöntem geliştiremedi, bunun için arzulanan ağırlığı kuramadı. Seslenmemiz insanları değil de sandığı teğet geçti. Çok etkilendiler, duygulandılar, hak verdiler, önceden korktuğumuz gibi oy vermediler.

Çünkü ne yaptıysak, seçimlere yaklaşımımız, sıkışmış bir toplumda ve sıkışan toplumun acelesi olan solcusunda somut bir karşılık bulmadı, bulamadı.

"Aldığımız oylar örgütlü oylar" demiyoruz, diyemiyoruz, oy verenlerin yüzde 80'ini tanısak da… Meselemiz örgütleyemediğimiz, oy vermeye dahi örgütleyemediğimiz dostlarımız. Oy vermeyip de bizimle birlikte mücadele edeceğini söyleyenler. Şaka gibi derken, şaka gibi oy aldık!

Oy vermeye örgütleyemedik, birlikte mücadele etmeye örgütlemek durumundayız.

Yollarını tartışacağız parti üyeleri, dostları tartışacak hızla…

Bunca emeği çöpe atacak değiliz. Ne gerekiyorsa onu yapacağız

Yorgunluk belirtisi ortaya çıktığındaysa Tayyip'in konuşmasını tekrar tekrar dinleyeceğiz. Hırslanmak, gerekiyorsa işi inada bindirmek için. Aklımızı, devrimci kararlılığımızı beslemek için.

Teşekkürler, oy verene de vermeyene de...