31 Mart: İttifak filan yok zaten parti de yok!

22/02/2019 Cuma
31 Mart: İttifak filan yok zaten parti de yok!

“CHP kapansın” diye konuşmuş DSP’li bir yönetici. Gerekçe olarak CHP’nin sağa kaymasını, sağ partilerle ittifakını göstermiş. “CHP gereksizleşti” demiş.

Siyaset daha ne kadar sağa kayabilir? Yıllardır sürekli “sağa kayış”tan söz ediyoruz. Bitmiyor, sonu gelmiyor, her defasında “yok artık, bu kadarı da olmaz” deniyor ama oluyor. Bu yalnızca CHP için geçerli değil, öncesi bir yana son birkaç yılda yaşananlardan sonra anladık ki, Türkiye’de ortalık sol tekeri patlaklarla dolu, grup halinde ya da tek tek siyaset trafiğine çıkmış terör estiriyorlar.

Sağa kayma artık tanımlamıyor bu tabloyu, karşımızda bildiğiniz kocaman bir sağ blok var. O bloğun içinde birileri samimi olarak sola kaymaya çalışıyor, birileri de sahtekarca sola benzemeye... Bu kadar! Türkiye’de düzen siyasetinde “sol” hiçbir biçimde yok, dolayısıyla sağcılaşmadan söz etmek anlamsız.

Dün Fatih Yaşlı soL’da, Kılıçdaroğlu’nun Ozan Arif saçmalığının sağa benzemek değil sağcılık olarak adlandırılması gerektiğini söylerken sonuna kadar haklıydı. “Oy almak için mahsus yapıyor” diyenler Kılıçdaroğlu’nun sağ seçmeni kandırmaya çalıştığını ima ediyor; oysa tam tersi geçerlidir, kandırılanlar bütün bu rezilliği manevra olarak görenlerdir.

Kandırılmaya gönüllü olduklarını, bile isteye kandırıldıklarını söyleyebiliriz.

CHP’nin temel işlevi bu zaten; kendini kandırma, toplumu kandırma, birbirini kandırma... Ve her defasında dolmuşa binen yeni birileri çıkıyor, ne bereketli toprak!

İşte bu CHP’nin kapanmasını istemiş DSP’liler. Yedek kulübe olarak kendilerinin de kapanacaklarının farkındadırlar herhalde.

Sosyal demokrasinin iç didişmeleriyle kafanızı şişirmek derdinde değilim. “CHP kapansın” talebinin anlamsızlığına işaret etmek istiyorum sadece.

Bu talep anlamsız çünkü CHP diye bir parti zaten yok. Kurucu parti CHP, Türkiye’de parti fikrinin, parti olgusunun bütünüyle ortadan kalkmasında da “öncü” rol üstlenmiş durumda. Bugün CHP başta olmak üzere, bütün partiler kendi kendilerini ortadan kaldırmakta, sönümlendirmekte. Partiler arasındaki sınırlar kayboldu, siyaset tamamen kişiler üzerinden yürüyor.

Parti yok lider var, parti yok lidercikler var, parti yok yancılar var, parti yok çapsız koltuk sevdalıları var.

Geçen yıl genel seçim öncesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meral Akşener’e seçime girebilmesi için 20 milletvekili borç vermesi ile Mersin’de başvurusu becerilemeyen İYİP adayının Demokrat Parti listesinden seçime girmesini siyasi nezaketle açıklamak gerçekten budalalıktır. Programı ilkesi olmayan, bir dediği bir dediğini tutmayan bir siyaset tarzının partiye ihtiyacı olmaz. Partiler arasındaki duvarları yıktılar, artık siyasetçilerin üçer, dörder partisi var ve aynı anlama gelmek üzere kimsenin bir partisi yok! 

Oradan milletvekili, şuradan belediye başkanı, buradan belediye meclisi üyesi... Partisiz siyasetin her kılıktan aktörü ellerinde başvuru belgesi dolanıp duruyor. Partilerin aday listelerine bakıyorsunuz bunlardan takım kursanız biri kendi kalesine gol atar, diğeri takım arkadaşını tekmeler, beriki maçın ortasında forma değiştirip karşı tarafa geçer. Sahneye çıkarıp koro kursanız ortaya çıkan gürültüye kakafoni bile diyemezsiniz.

Diyeceksiniz ki, AKP’ye karşı ittifak yapılıyor.

Hayır efendim AKP’ye karşı ittifak yapılmıyor. AKP ile diğerleri arasındaki sınır da belirsizleşmedi mi? Abdullah Gül AKP’de dış kapının mandalı mıydı? Bugün düzen muhalefetinin bütün adımlarında Gül ve şürekasının izi var. Ve yalnız o değil, merkezi ve yerel düzeyde AKP ile İYİP-CHP-SP arasındaki karşılıklı trafik çok yoğun. 

İttifak ortak program ve ilkelerle yapılır. İttifakta uzlaşılan konular ve uzlaşılamayan konular bellidir. İYİP ile CHP hangi konuda uzlaştı, hangi konuda anlaşamadı bilen var mı? Aday pazarlıklarından söz etmiyorum, memleket meselelerinden söz ediyorum! 

AKP’yi seçimde azıcık gerillettikten sonra yeniden masaya çekmeyi düşünen HDP bu seçimlerde “CHP ile ittifak yok” derken doğru söylemektedir. Belediye meclis üyelikleri için yürütülen pazarlık ve anlaşmalara ittifak denmez. İttifak yapan partiler birbirlerinin yanında durmaktan çekinmez, müttefikinden utanmaz. 

Ama zaten ittifak yapmak için parti olmak gerekir.  Oysa herkes partisiz siyaseti benimsemiş durumda. CHP işte bu gidişatın öncüsüdür. Partinin haline bakıp “yahu ben buraya kolayca renk çalarım” diye düşünen solduyu sahibi şahsiyetlerin saflığı ve aymazlığı sayesinde bu operasyon başarıya ulaşıyor. Ozan Arif, Siverek adayı filan, bunlar ayrıntı...

Anlayacağınız Türkiye iki partili sisteme götürülmek isteniyor diye uyaranlar yanılıyor, Türkiye’de siyasal sistem “Saray”a uyarlanıyor, partisizleştiriliyor. Buna normalleşme diyorlar.

Ne diyelim, biz normalleşmeyeceğiz ve parti fikrini ısrarla güçlendireceğiz. Çünkü Türkiye’de halkın kerameti kendinden menkul “siyasetçi”lere değil, örgütlü tavıra ihtiyacı var.