30 Ağustos

30/08/2010 Pazartesi
30 Ağustos

"Kurtulduk da ne oldu"? Bu soruyu soracaklar.

Yoksulu bol, zalimi ayarsız, cahili pervasız, adaleti kıt bir ülke. Üstelik de bağımlı!

Bugünkü Türkiye, 1920'lerdeki mücadeleyi belli ölçülerde değersizleştirecek, bundan kaçış yok.

Bayramın sahibi TSK'nın dünü ve bugünü, kabarık GBT'si de aynı etkiyi yapacak, kim ne derse desin.

Ancak tarihsel olayları yerli yerine oturtmak için, onların uzun vadeli sonuçlarından çok, belli bir kesitte hangi dinamiklerin önünü açıp, hangilerine ket vurduklarını incelemekte yarar var. Bu nedenle bir bütün olarak 1919-1923 arasında Anadolu'daki mücadelenin ilerici ve devrimci olduğunu söylüyor, bu mücadelenin insanlarını saygıyla anıyor, Mustafa Kemal'e de bu mücadelenin lideri bir burjuva devrimcisi olarak değer veriyoruz.

Peki 30 Ağustos? "Zafer Bayramı" olarak kutlanan "Büyük Taaruz"un kazanıldığı güne nasıl bir anlam yükleyebiliriz?

İlle açık, dürüst bir yanıt isteniyorsa, Yunan ordularının belinin kırılmasının, mücadele döneminden teslimiyet dönemine geçişi simgelediğini belirtmemiz gerekiyor.

Anadolu'daki mücadele bir bütün olarak emperyalist planları bozmuş, onların kuvveden fiile geçen paylaşım girişimini durdurmuş, başka ulusların emperyalizme karşı mücadelesine umut aşılamış, genç Sovyet iktidarını rahatlatmış, dahası Kafkasların İngilizlerden ve İngilizcilerden arındırılıp sovyetikleştirilmesine doğrudan yardımcı olmuş, Türkiye'de burjuva devriminin önünü açmıştır.

İşte şimdi söyleyeceğim, yukarıdaki kazanımları önemsizleştirmiyor ama ihmale hiç gelmiyor.

Milli Mücadele enerjisinin çok büyük bölümünü Yunan işgalinden aldı. Bir başka deyişle, İngiliz emperyalizmi, belki başka çare görmediğinden, Anadolu'nun paylaşımına Yunanistan'ı bulaştırarak kendi ayağına kurşun sıktı. "Direnme" fikrinin Yunan ordusunun İzmir'e gelmesi, bölgeye yayılması ile ete kemiğe kavuştuğu, ciddiyet kazandığı biliniyor. Ya da, İngiliz, İtalyan, Fransızlardan ibaret bir işgal karşısında aynı kararlılığın gösterilemeyeceği, halkın desteğinin daha da düşeceği…

Üç temel nedenle… Osmanlı'dan devralınan genetik kodlar büyük güçlerle, en azından onların bazılarıyla anlaşmadan ayakta kalınamayacağını söyler. Anadolu'yu işgal eden batılı devletlerle silahlı mücadeleye girilemeyeceğine ilişkin inanç da yaygındır. Ve en önemlisi Yunanlılar buralıdır, mülk sahibidir, yakındır ve yenilmez değildir!

İngiltere'nin boyunduruğu altında yaşanabileceğine inananların sayısı Yunan idaresini kabulleneceklerin sayısından kat kat fazladır. Aradaki fark, Kurtuluş Savaşı'nın itici gücüdür.

Kurtuluş Savaşı Yunanlılarla mücadeleden ibarettir demiyorum, bu mücadele üzerinden başarıya ulaşmıştır diyorum.

İşbirlikçi, gerici Yunan hükümetinin İngilizlerin himayesinde yayılmacı bir maceraya kalkışmaları, halklarımızın arasında daha öncekiyle kıyaslanmayacak derinlikte düşmanlıklar ekmiştir.

Yunan işgaline karşı direnen, direndikleri için kurşuna dizilen Yunanlı komünistler, devrimciler de halkların yakınlaşmasının, dostluğun nasıl sağlanacağını göstermişlerdir o dönemde.

Ama baskın olan Yunan milliyetçileridir ve hesapsızlıklarıyla Anadolu'daki düşman ihtiyacını karşılamışlardır.

Yunan işgalinin sonunu getiren 30 Ağustos zaferi, Kemalist kadroların hâlâ eski planları revize ederek Anadolu'nun paylaşılabileceğini düşünen İngilizler karşısında elini iyice güçlendirmiş ve birkaç ay süren gergin bekleyişten sonra emperyalist güçlerin "yeni Türkiye"yi o an için kabullenmeleri sağlanmıştır.

Yunanlılar nasıl bir paratoner gibi işgale dönük bütün tepkiyi üzerlerine çektilerse, Mustafa Kemal ve arkadaşları da hedefi olabildiğince Yunanlılara odakladılar.

Bu sayede Türkiye daha silahlı mücadele sürerken işgalci emperyalist ülkelerle müttefiklik yolunda ilerledi.

Öyle olmasa, Misak-ı Milli sınırları içindeki en büyük kent, Birinci Dünya Savaşı'nın temel pazarlık konularından İstanbul ve Boğazlar işgal altındayken elde edilen "zafer"e bu kadar büyük önem verilmezdi.

Sonuçta yenildiler evet!

Ama yenilirken hakim olmanın ipuçlarını gördüler, kolları sıvadılar ve Türkiye'nin kapitalist yolunun kendilerine açtığı olanakları çok iyi değerlendirdiler.

30 Ağustos, büyük bir zaferdir.

30 Ağustos İngiliz emperyalizmine, dolayısıyla Amerikan emperyalizmine açılan kapıdır.

İşgale karşı savaşı olağanın ötesinde çelişkilerle malul olan bir ülkenin makus talihinin bu kadar dirençli olmasına şaşırmıyoruz.

Daha büyük ve kalıcı zaferler diliyoruz!