1 Mayıs 2014

02/05/2014 Cuma
1 Mayıs 2014

1 Mayıs miting ve eylemleri ve de polis saldırıları sürerken yazmak zor. Riski göze alarak, soruyu formüle edip yanıtını arayabiliriz: 1 Mayıs’ta kitleleri Taksim’den uzak tutmayı beceren AKP siyasi bir başarı elde etmiş midir?

Olaya hep kendimizden bakmaya alışmışız, 1 Mayıslara yeterince güçlü bir siyasi anlam katılamadığından şikayet ederiz hep. Taksim mücadelesinin içeriksizleşmesinden…

Tersinden gidelim. Diktatörün eline bakalım. Ne kadar güçlü, ne kadar zayıf… Dün bir kez daha İstanbul’u işgal etti. Gazladı, suladı, kurşunladı. Ama zorbalığına siyaset ya da içerik katamadı. Daha önceki yasaklar ciddi bir ideolojik hazırlık sonrasında uygulamaya sokuluyordu. Şimdi iktidarın buna ne hali kalmış ne niyeti…

Karşımızda siyasi gücü “muktedir olmaya” daralmış bir özne var. Yapabiliyor, Taksim’i ve çevresini tutabiliyor, bir kentle resmen savaşıyor. Ama burada gerçekten “teknik” bir başarı var. Daha öncesinde tanık olduğumuz türde bir “kamuoyu” oluşturma dertleri kalmamış. Çünkü Türkiye ciddi ölçülerde taraflaşmış. 1 Mayıs kitlesinden nefret eden ya da ona tamamen dışsal bir kesimi ikna etmek gibi bir sorunları zaten yok. Diğer tarafa ise “boyun eğdirilecek”! Bu kadar basit…

Siyasette zaman zaman “şiddet” uygulayabilme becerisi yanlış okunur ve iktidarın sarsılmaz bir güce ulaştığı yanılsaması ortaya çıkar. Oysa “teknik” üstünlüğe dayalı bir hakimiyet inanılmaz derecede kırılgandır.

“Teknik” üstünlüğüne inanan ve buraya daralan bir iktidarın karşısında direnme azminin kendini hissettirmesi her tür siyasi karşılık için zorunlu ön koşuldur. Dolayısıyla 1 Mayıs’ın içeriksizleşmesi kaygısını 1 Mayıs günü ile sınırlamanın ve bir yerden sonra tartışmanın anlamı bulunmamaktadır. Böyle bir iktidara, direnerek yanıt verilir, veriliyor da…

Ancak iktidarın “teknik” üstünlüğünün dağıtılması asla ve asla “teknik” bir işlem değildir ve “teknik” olarak zaten imkansızdır. Şiddet tekeline yaslanan, ötesiyle ilgilenmeyen ve aslında ilgilenemeyecek durumda olan hükümet, karşıtlarını bağlamından kopuk bir hesaplaşmaya zorluyor.

Nedir bağlamından kopuk olmak?

İzinli, tansiyonu düşük, kalabalık ama şekilsiz, siyasi doğrultusu belirsizleşmiş 1 Mayıs kutlamalarından hemen herkes şikayetçiydi. Peki şimdi, iktidarın zorbalığına karşı 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için harekete geçenleri birleştiren ne? “Erdoğan karşıtlığı” bile demiyoruz, diyemiyoruz. Erdoğan karşıtlığından (en azından şu an için) rahatsızlık duyanlar var “aramızda”. “Tıpkı Gezi’deki gibi” de denemez, çünkü Haziran Direnişi, randevulu, kurgulanmış bir kalkışma değildi, çok özel bir hareketti.

Dişe diş bir direnişin siyasi bağlama yerleştirilmesi, bir mitingin sağlam siyasi doğrultuya sahip olmasından daha önemlidir. Bu gereksinimin giderilmesi önümüzdeki dönemin de temel sorunu ya da görevi olacaktır. 1 Mayıs 2014’te diktatörün “teknik” üstünlüğüne boyun eğilmeyeceği bir kez daha gösterilmiştir. Bu siyasal bir çıkış için son derece önemli bir zemindir.

1 Mayıs yaşamıştır, yaşama şansı olmayan zorbalardır.