Yeraltında boğdular

29/10/2014 Çarşamba
Yeraltında boğdular

Maden işçisine ölümlerden ölüm beğendiriyorlar. Grizu patlaması, karbon zehirlenmesi, göçük altında ezilme. Bunlara dün bir yenisi eklendi: galeride boğulmak.

Yeraltı suları, nasıl olduysa, birden bire dehlize boşalıvermiş. Bakana göre 10.000 metreküp. İşletme sahibi “kaynak suyu mu? Yoksa biriken sular mı? Kış suları mı? Ben de bilemiyorum” demiş. Oysa aynı ocağı daha önce de iki kez su bastığı belirtiliyor. İşçilerin madene değil, belirsizliklere gönderildiği anlaşılıyor. Rus ruleti gibi, şansı olan kurtuluyor.

Bu ülkede yeraltı suları haritası yok mu? DSİ ne iş yapar? Galeriler açılırken hangi ilkeler dikkate alınır ve işletilmesi sürecinde hiç mi yeni sondaj yapılmaz? Mevsim koşullarının etkisi neden düşünülmez? Maden İşleri Genel Müdürlüğü ruhsat verirken nelere bakar? Madenleri kimler, nasıl denetler?

Bu soruları madeni işletenler değil, siyasal iktidar yanıtlamak zorunda. Çünkü işletmeci, kâr peşinde koşan adam demek. Çünkü kâr peşinde koşanı dizginlemek ve yurttaşının güvenliğini sağlamak, siyasetin görevi. Sorumluluğu birkaç yöneticinin üzerine yıkmakla bu suçtan kimse sıyrılamaz. “Benim işçi kardeşim” gibi ucuz sözlerle de kapatılamaz, kapatılamamalı.

Bir mucize gerçekleşmezse istatistiklere 28 Ekim 2014 günü 18 madenci öldü diye yansıyacak.

Madencilik, özel sektörün kâr güdüsüne bırakılamayacak denli ciddi bir iş. İleri teknoloji kullanabilecek gelişkinlikte sermaye sınıfı olmayan Türkiye gibi ülkelerde ise cinayetle eşdeğer. Dünyada maden sektöründe kıyasıya bir rekabet var ve Türkiye’de tüketilen kömürün beşte biri ithal ediliyor. Dışalım olgusu sektördeki firmalar üzerinde rekabet basıncı oluşturuyor. Buna bir de iç rekabeti ekleyin. Ucuza üretemeyenler piyasada tutunamıyor.

Yüksek riskli ve emek yoğun bir sektörden söz ediyoruz. Sendikasızlaştırma, önlenemiyorsa ehlileştirilmesi, güvencesizlik, kayıt dışılık, düşük ücretler, şirketler için can yakıcı önem taşıyor. Böyle bir ortamda iş güvenliğine yatırım yapmak işin doğasına aykırı.

Denetim, üstelik işletmecisine bırakılarak özelleştirildi. Yönetmelik çıkarılarak yüksek riskli işyerlerinde, iş güvenliği uzmanı çalıştırılması zorunluluğu getirilmişti. Ona bile dayanamayıp uygulanmasını iki yıl ertelediler. Madenlerde ayrıca teknik nezaretçi çalıştırılması da gerekiyor. Ama bunlar işletme patronunun emri altındaki kişiler. Sonsuz yetkiler verseniz ne değişir?

Devlet denetimi de göstermelik. Yasalara göre madenleri hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri hem de Maden İşleri Genel Müdürlüğü denetliyor. Kaç kurum denetlerse denetlesin, müfettişlerine ne genişlikte yetki verilirse verilsin, etkili bir denetim ortamı oluşturulmadığı için bunun hiçbir anlamı yok. Genel Müdürlüğün 230 dolayındaki personelinin 13.000 işletme ruhsatlı maden sahasını gereğince denetleyemeyeceği çok açık. Bir personele 70 işletme düşüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda bu sayının maden mühendisi başına 150 olduğu DDK raporunda belirtiliyor. Göstermelik ve etkisiz denetimlerle halk aldatılıyor. Olası bulgular ise sümen altı ediliyor. Aynı raporda üç yıldır işleme konulmayan teftiş raporları olduğu belirtiliyor.

Yalnızca iş güvenliğinden söz ediyoruz ama üretimden satılmasına değin sürecin bütününde kuralsızlık egemen. Devlet, madenleri özelleştirirken şirketlerin kârlarını da güvenceye alıyor. Bu olanak her işletmeciye tanınmıyor elbette. Yandaş olma koşulu var. İktidar ile işletmeci arasında bir çıkar ilişkisi kurulmuş ve kazan-kazan ilkesi burada da geçerli.

En düşük üretim maliyeti olan Güney Ege ve Seyitömer sahaları, satın alanlar ucuza üretsin diye özelleştirme kapsamındaki EÜAŞ’a devredildi. Devlet ayrıca rödovansla verdiği sahalarda üretilen kömüre satın alma garantisi veriyor. Sayıştay 2012 yılı raporundan anlaşıldığına göre işletmeler taş, toprak ve tozu, kömür diye devlete satıyorlar. 2012 yılında lavvar verimliliği %43 olmuş. Yani satın alınan her 100 ton kömürün 57’si şist ya da şlam olarak atılmış. Raporun satır aralarında ise hayali satışlar yapıldığı da belirtiliyor.

Sermaye sınıfının iktidarı olmak işte böyle bir şey.