Kamu taşınmazlarının yağmasında yeni buluşlar

01/05/2019 Çarşamba
Kamu taşınmazlarının yağmasında yeni buluşlar

Kamu taşınmazlarının; “çocuklarımıza çok daha rahat okullarda eğitim olanağı sağlamak” gibi cazip söylemlerle yağmalanmasına, geçtiğimiz hafta yayımlanan yazımda değinmiştim. Konuyu bu hafta da sürdürmek istiyorum. Bu yöntemle yapılan kamu taşınmazı yağmasının, önümüzdeki günlerde düşünebileceğimizin ötesinde yaygınlaştırılacağı anlaşılıyor. 2018 yılında yayımlanan ihale ilanlarında toplam 299,3 milyon lira proje maliyeti olan okul yaptırılması karşılığında 304,4 milyon lira tutarında taşınmaz verilmesi öngörülüyordu. Bu tutarlar 2019 yılının yalnızca ilk 4 ayında sırasıyla 455,4 milyon ve 485,2 milyon lira oldu.

İşin 16 aydaki boyutu ise şöyle: 754,7 milyon lira proje maliyeti olan okul yaptırılması karşılığında 789,6 milyon lira değerinde kamu taşınmazı verilecek.

Karşılaştırma yapılabilmesi için şu bilgileri vereyim: 2019 yılı Yatırım Programında Millî Eğitim Bakanlığı’na 3 milyar 341 milyon lira yeni yatırım izni veriliyor. Bunun 1 milyar 591 milyon lirası ilköğretim projeleriyle ilgili.

Yağma bu işin neresinde?

Kamu taşınmazlarının okul yapılması amacıyla kullanılmasında ne sakınca var denebilir. Sistem, okul yapılmasına değil; kamunun yağmalanmasına yönelik kurgulanmamış olsaydı itiraz etmeyebilirdik. Ama öyle değil.

Yağma, Çevre ve Şehircilik ile Milli Eğitim Bakanlıklarının işbirliğiyle yürütülüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlanan Milli Emlak Genel Müdürlüğü, okul yapmaları karşılığında yüklenicilere verilecek taşınmazları ve rayiçlerini belirliyor; Milli Eğitim Bakanlığı ise okulların proje maliyetlerini hesaplıyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kamu taşınmazlarını proje maliyetlerini karşılayacak biçimde gruplandırılıyor ve yaptırılması öngörülen okullara dağıtım yapıyor. Dağıtılırken, taşınmazların değerlerinin, proje bedellerinin üzerinde olmasına özen gösteriliyor. Çünkü pazarlık, idare lehine doğan fark üzerinden yürütülüyor ve en çok artıran kazanıyor.

Garip bir yöntem. Diyelim ki 100 liralık proje için 120 lira değerinde 5 arsa verilecek. Arada 20 lira fark var; biri 25 lira, bir başkası 30 lira veririm demiş; ihaleyi 30 lira öneren kazanıyor. 

Böylelikle okul yapma karşılığında verilmeyen taşınmazlar da elden çıkarılıyor.

Bütçeye yama yapıyorlar

Para, daha sözleşme imzalanmadan yükleniciden alınıyor ve kısa günün kârı olarak bütçeye gelir yazılıyor. Bütçeye hem nakit para giriyor hem de açık kapatılıyor.

Önümüzdeki günlerde/ yıllarda bu olanaktan çok daha fazla yararlanmayı amaçladıkları anlaşılıyor. Bütçeye yapılan yama 2018 yılının bütününde 5 milyon düzeyindeydi, 2019 yılının ilk 4 ayında 30 milyon liraya yükseldi.

İki örnekle durumu somutlaştıralım. 

Eskişehir’de 8 milyon 600 bin lira maliyeti olan proje için 8 milyon 818 bin lira değerinde 15 parça arsa verilmesi öngörülüyor. Arada 218 bin lira fark var. İlan metnine baktığınızda 72 bin, 189 bin, 201 bin lira değerinde arsalar olduğunu görüyorsunuz.

İkinci örnek Konya Aziziye’den; 3 Mayıs 2019 günü yapılacak ihalede proje maliyeti 11 milyon 700 bin lira olan okul için 11 milyon 945 bin lira tutarında kamu taşınmazı verilmesi öngörülüyor. Arada 245 bin lira fark var. Oysa verilecek arsa bileşiminde 29,8 bin lira ile 243 bin lira arasında değişen 8 taşınmaz var.

Rize’de okul yapana İstanbul’dan arsa 

Uygulamanın ayrıntısına girildikçe çok sayıda garip işlerle karşılaşılıyor. Bir örnek: İhale ilanında Rize’de 6 milyon 923 bin lira tutarındaki yapım projesi karşılığında İstanbul Beylikdüzü ve Kağıthane’de toplamı 6 milyon 965 bin lira tutarında 5 parça arsa verileceği belirtiliyor.

İhalede yarışma yoksa yağma vardır

9 Şubat 2019 günü Milli Eğitim ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arsa karşılığı okul yaptırma işinin boyutlarını daha da artırabilmek amacıyla bir protokol imzaladı. Bakanlar törende, 2 bin derslik yapılması için 700 milyon değerinde kamu taşınmazı belirleyip yüklenicilere devrettiklerini söyledi. Oysa o tarihte henüz 2019 yılı ihalelerine başlanılmamıştı bile.

Bütün işlerinde olduğu gibi yapım işlerini de gizli yürütüyorlar. Verecekleri arsaların rayiçlerinin gerçekçi belirlenip belirlenmediğini; işin gereğine ve projesine uygun olup olmadığını denetlemek olanağı yok. Çünkü süreçteki bütün işleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yürütüyor: rayiçleri belirliyor, projelerle eşleştiriyor ve 2886 sayılı Devlet İhale Yasasıyla düzenlenen pazarlık yöntemine göre ihalesini yapıyor.

İşler pazarlık yöntemiyle değil yarışmalı bir ortamda gerçekleştirilseydi bu tür sorunların dile getirilmesi gerekmeyebilirdi. 

Ama öyle değil!

Pazarlık yöntemi için 2886 sayılı Yasanın 50’nci maddesinde şunlar yazıyor; “…teklif alınması belli bir şekle bağlı değildir. İhaleler, komisyon tarafından işin nitelik ve gereğine göre bir veya daha fazla istekliden yazılı veya sözlü teklif almak ve bedel üzerinde anlaşmak suretiyle yapılır.”

Madde açık; “İdare istediğine vermekte serbesttir” yazıyor. Yağmadan hem yandaşlar nemalanıyor hem AKP siyasetinin finansmanı sağlanıyor.

Yapım işlerinde 2886 sayılı yasa uygulanamaz

Kamu kurum ve kuruluşlarının alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa işleri, 2002 yılında 4734 sayılı Kamu İhale Yasası çıkarılıncaya değin 1983 tarihli, 2886 sayılı Devlet İhale Yasasında yazılı kurallara uyularak gerçekleştirildi.

2002 yılında yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Yasasıyla mal, hizmet alımları ile yapım işleri yasa kapsamından çıkarıldı. 2886 sayılı Yasanın geçerliliği; satış, kiralama gibi gelir getirici işlerle ya da trampa gibi özel durumlar dışında kalmadı.

4734 sayılı Yasanın kısıtlayıcı kurallarından kurtulabilmek amacıyla; para yerine arsa verilmesi gerekçe gösterilerek, ihalenin konusuna “trampa süsü” veriyorlar.

İhale Yasalarında yapım karşılığında arsa verilmesinin trampa olduğuna ilişkin bir tanıma rastlanmaz. Uygulamalarını 2007 yılında çıkarılan Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğe dayandırıyorlar. Yönetmeliğin 64’ncü maddesinde okul yaptırılması karşılığında arsa verilmesi trampa olarak nitelendiriliyor ve tutarı ne olursa olsun 2886 sayılı Yasanın 51/g bendine göre pazarlık yöntemi uygulanır deniyor.

Oysa yasalarda olmayan bir kuralın yönetmeliklerle getirilemeyeceğini herkes bilir.

İhale ve işin yapılması süreçleri denetlenememektedir

4734 sayılı Yasanın uygulandığı işlerde İhaleler, özerk ve konusunda uzmanlaşmış, Kamu İhale Kurumunun denetimindedir. Bu denetimin yetersiz olduğu söylenebilir belki ama uyguladıkları yöntemde bu kadarı da yoktur.

Yapım işlerinde metrajlar hesaplanır, hakedişler düzenlenir ve belirli periyodlarla ödeme yapılır. Arsa karşılığında yaptırılan işlerde böyle bir süreç uygulanmamakta, geçici kabulün yapılmasıyla taşınmazlar devredilmektedir. Ancak isteyen yüklenicilerin teminat mektubu vermeleri koşuluyla daha işe başlamadan devredilmesine olanak tanıyan kurallar konulmaktadır. Böylelikle işin bedeli daha işe başlamadan, peşin olarak ödenmiş olmaktadır.

İlanlarda, devredilen (satışı yapılan diye adlandırıyorlar) taşınmazların, satış ve devir işlemleri sırasında KDV ile vergi, resim ve harçlardan bağışık olduğu belirtiliyor.

Bu yöntemin, Orman Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Belediyeler nezdinde giderek itibar kazanmaya başladığını söyleyip bitireyim.

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs hepimize kutlu olsun.

ÖNCEKİ YAZILARI