Devletin başkanıyla bir arada olmak

01/06/2016 Çarşamba
Devletin başkanıyla bir arada olmak

Çoğu insan, “devletin başkanıyla” bir arada olmaktan onur duyar. Herkesin kendine göre nedenleri vardır. Kimileri, “hangi ideolojiye sahip olursa olsun” bir devlet büyüğüne saygı duyulması gerektiğine inanıyordur; kimilerinin güce karşı zaafı vardır; kimilerinin sevgisi ise daha derinlerdedir: Hani duygusal deniyor ya işte öyle!

Kamu kaynaklarını paylaştırma aygıtının kumanda masasında duran bir Devlet başkanından söz ediyorsak eğer, duygusal nedenlerin önde gelmesi doğaldır.

İşadamıysanız, ihale alırken ve sonrasında çok yararını görürsünüz. Hem holdinginiz, hem Başkan, hem de siyaset dünyası kazanır. Herkesi kazandırmaktan yalnızca onur değil aynı zamanda mutluluk da duyarsınız.

Politika yapıyorsanız, milletvekilliği ve bakanlık yolları açılır önünüze. Kamu kaynaklarından yararlanma gücüne siz de erişirsiniz.

Gazeteciyseniz ve gezilerine çağrılıp bir arada olabilme ayrıcalığı tanınıyorsa; birinci ağızdan haberler, söyleşiler döktürürsünüz. Ünlenirsiniz; patron gözünde muteber gazeteci sayılırsınız ve bu durumun size maddi, manevi epeyce getirisi olur.

Onur duymakta çok haklısınızdır.

Son günlerde onur duyanlar kervanına Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları da katıldı.

İşte bu, çok vahim bir durumdur ve ne Devlet protokolüyle; ne de makama saygıyla açıklanabilir.

Çünkü Tayyip Erdoğan, yargının en çok titizlenmesi gereken alanları yerle bir ediyor. Üstelik seçilme yeterliliğini taşıyıp taşımadığı ya da bu niteliğini yitirip yitirmediği konusunda ciddi kuşkular var.

Partisiyle ilişkisini kesmedi ve bunu gizlemeye gerek bile duymuyor. Yasama, yürütme ve yargının kendisine bağlı olduğunu söylüyor. Hiçbir zaman tarafsız olmadı; hiçbir zaman ülke birliğini temsil etmedi. Sözleriyle, davranışlarıyla Ülkeyi iç ve dış savaşa sürüklüyor. Bürokratlara, yasaları kafalarına takmamalarını öğütlüyor. Meydanlara çıkıp kararlarını beğenmediği mahkemelere demediğini bırakmıyor, kararlarına uymayacağını söylüyor. Bütün bunlar bir yana; 17-25 Aralık’ın hesabı da henüz verilmedi.

Ve Anayasa’yı askıya aldığını söylüyor.

Bu davranışların her biri ceza yasasına göre suç.

Yasalarla öngörülen kurallara uyularak seçildiği de kuşkulu. Basına geçerliği olmayan diplomalar mezuniyet belgeleri servis ediliyor. Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından seçilen 11 kişiden oluşan Yüksek Seçim Kurulu da ketum davrandığı için konu bir türlü açıklığa kavuşturulamıyor.

Yargının tepe noktalarında yer alanlardan, bütün bu gerçekleri dikkate alarak davranmalarını beklemek, uyulmadığını gördüğümüzde eleştirmek, hepimizin en doğal hakkıdır. Bu hakkımızdan vazgeçmemeliyiz.

Çünkü yargı, gerektiğinde Cumhurbaşkanlarını da yargılar.

Gizlerden ırak kalıyor ama; yargı aslında Bakanlar Kurulu Kararlarını, atama kararnamelerini yargılarken aynı zamanda Cumhurbaşkanının eylemlerini de yargılamış oluyor. Çünkü iptal edilmesi için yargıya başvurulan bu belgelerin üzerinde Cumhurbaşkanlarının da imzası var.

Tayyip Erdoğan’ın yargıyla işi bununla da kalmıyor. O kadar çok hakaret davası açıyor ki; belki de davacı olma şampiyonudur. Yargının Tayyip Erdoğan’a bağlı olduğunu kabul edersek, yargıcın patronuna iltimas geçmesini de kabul etmek zorunda kalırız.

Biraz da Sayıştay’dan söz edelim: Sayıştay AKP’nin harcamalarını denetliyor ve Başkanı, öteki yargıçlarla bir olup Tayyip Erdoğan’ın gezilerine katılıyor.

Sayıştay Yasası 2010 yılında değiştirildi ve denetçilerin kendilerini bağımsız algılayabilecekleri iklim ortadan kaldırıldı. Yazdıkları Raporlar, Başkanın etkili olduğu ortamlarda seçilen kurullarda değerlendiriliyor. AKP’yi sıkıntıya sokacak çok sayıda denetim bulgusu Sayıştay raporlarına alınmıyor.

Kamu İşletmeleri Raporları, önceki yıllarda sansürlü biçimiyle de olsa Sayıştay sitesine konuluyordu. Kırıntılar deşildiğinde bir şeyler bulunabiliyordu. Bu yıl yayımlamaktan vazgeçtiler. Üstelik eskilerini de siteden kaldırdılar.

Neden kaldırdıklarını şöyle açıklıyorlar: Yasaya göre kamu işletmeleri raporlarının asıl sahibi Meclistir; Sayıştay’ın Kamu İşletmeleri Raporları kesin nitelik taşımıyor. Sayıştay bu raporları, Meclisin denetim yetkisini kullanabilmesi için yazıyor. Mecliste son biçimi veriliyor. Bu nedenle de yayımlamamız doğru değil.

Bu dediklerinin şöyle bir sonucu var: Sayıştay raporları Mecliste AKP’nin kucağına bırakılıyor, diledikleri yerleri kesiyorlar ve kalmışsa rapor denilen bir metin çıkıyor ortaya. İdareden bağımsız olduğunu söylediğiniz bir dış denetim kurumu oluşturacaksınız; idareyi denetleteceksiniz; sonra da yazdığı raporları idarenin ajanlarına gizlice bırakacaksınız ve bunun adı dış denetim olacak.

29 Mayıs günü Sayıştay’ın 154. Kuruluş yıldönümüydü. Tayyip Erdoğan yayımladığı bir mesajla kutladı. Mesajda şu sözler dikkat çekiyor; “Ülkemizin ’Yargı yetkisiyle donatılmış yüksek denetim organı’ olan Sayıştay’ın, yetişmiş kadroları ve birikimiyle, milletimizin rızkından keserek devletine aktardığı vergilerin en doğru şekilde kullanılmasını temin etme yönündeki gayretlerini takdirle takip ediyorum.”

Sayıştay, denetim yapma yeteneğini yıllar önce yitirdi. Kimsenin umurunda değil. Herkes cilalı sözlerle durumu idare edip gidiyor.