Bombalı siyaset

16/03/2016 Çarşamba
Bombalı siyaset

Önceki gün, Artvin İdare Mahkemesinin görevlendirdiği bilirkişiler, Cerattepe’de maden işletip para kazansın diye Cengiz Holding’e verilen ÇED olumlu raporunu değerlendirmek için keşif yaptı. Karadeniz Teknik ve Samsun 19 Mayıs üniversiteleri ile Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün çeşitli fakültelerinden yedi akademisyenin düzenleyeceği rapor, Artvin’in geleceğini belirleyecek.

Mahkemenin rapora uyma zorunluluğu yok. Taraflar, haklı gerekçeler öne sürerek rapora itiraz edebilirler. Böyle durumlarda mahkemelerin yeniden bilirkişi görevlendirmesi gerekiyor.

AKP, ülkenin bütün zenginliklerini, dilediğine dağıtması için kendisine verilmiş mal sanıyor. Bu nedenle de engellemeye çalışanları düşman görüyor.

Madenin işletilmesini engelleyecek bir rapor yazılırsa, itiraz edip, olumlu rapor yazacak olanların görevlendirilmesi için gerekli yerlerin kulaklarını çekebilirler. Ancak, gizlice uyduruk bir ÇED raporu hazırlayıp uygun bir zamanda baskın yapmayı daha uygun görebilirler. İkisi arasında çok önemli fark yok. Her iki yöntem de AKP’nin fıtratına aykırı değil.

Keşif yapan bilirkişileri yaklaşık üç bin Artvinli, 1,5 kilometrelik insan zinciriyle karşıladı. Geleceğimizi, doğamızı, Artvin’imizi kimseye yağmalatmayacağız, raporunuzu yazarken aklınızı başınıza toplayın dediler.

Yıllardır mücadele verdikleri için deneyimliler, en doğrusunu yaptılar.

Çünkü hukukun üstünlüğü gibi laflarla oyalanmanın anlamsızlığını biliyorlar. Çünkü hukuk, siyasetten üstün olmak bir yana, siyasetin dışında bile değil: içinde ve üstelik tam ortasında.

Siyasette ise güçlü olan, direnen, boyun eğmeyen kazanıyor.

Ülke tarihinde görülmüş en büyük çevre davasını açtılar. 751 davacı ve 61 avukatları var.

Haklılar ve en önemlisi, haklı kalmasını biliyorlar. Devletin kolluk güçleri, direnenleri suçlayacak bir şey bulamıyor. Yıldırabilmek için toma, biber gazı gibi geleneksel saldırı araçlarıyla yetinmek zorunda kalıyorlar; dağ başında trafik cezası kesip gülünç duruma düşüyorlar.

Artvin halkı yaşam mücadelesi veriyor. Kazanmak zorundalar: Çünkü önceki bilirkişi raporlarında, maden işletilirse Artvin biter deniliyordu ve AKP, Artvin’i, Cengiz’in Şirketine peşkeş çekmekte kararlı görünüyor.

AKP, 14 yıl boyunca alabildiğine kadrolaştı, özellikle üst düzey bürokratların çoğunluğu kendini iktidarın bir üyesi ya da emir kulu sayıyor; iktidar olmanın nimetlerinden yararlandırılıyorlar ve bir yanlış yapıp “milli iradenin buyruklarına” aykırı davranırlarsa başlarına neler geleceğini çok iyi biliyorlar.

Üniversiteler de hizaya sokuldu ve akademisyenler, yalnızca üniversitelerde değil, yaşamın her alanında kendilerini ağır bir baskı altında hissediyorlar.

Yargıçların ise, sıradan bürokratlardan hiç farkı kalmadı. Üstelik Tayyip Erdoğan’dan da her gün laf işitiyorlar.

Yukarıda yazılanların hepsi, ne yazık ki bildiğimiz gerçekler. Ama yılgınlığa yer yok. Herkesi kendilerine benzetmiş olamazlar. Yalnız olmadıkları hissettirildiğinde çok sayıda kişi, gerçek kimlikleriyle ortaya çıkacaktır. AKP bundan korkuyor ve paralel oluşumu tasfiye etmek bahanesiyle yeni temizliklere girişiyor.

Bu yazdıklarımın, Pazar günü Ankara’da patlatılan bomba ile yakın ilgisi olduğunu düşünüyorum. Siyasetin terörize edilince direnişlerin baskılanmasının meşru zemini oluşuyor ve bu durum, sermayenin çok işine yarıyor.

Kimileri, kalemin de silah kadar terörü beslediğini öne sürüp, sansüre meşru bir kılıf örüyor. Kimileri, bizi öldürürseniz biz de sizi öldürürüz deyip, elbirliğiyle halklar arasında onulmaz yaralar açıyorlar.

Önümüzde, kıdem tazminatı fonu, kiralık işçilik gibi emeğe ilişkin yasalar, yargıyı daha da iktidara bağlayacak paketler var. Bunun yanısıra ülkenin bütün zenginlikleri parababalarının emrine sunuldu.

Ve insanlar sokağa çıkmaya korkuyor.

Meydan, Meclis muhalefetinin insafına kaldı ve iktidara; “terörü önlemek için ne istiyorsan vereceğim” diyebiliyor: AKP’nin bu oyunda özne değil, nesnelerden biri olduğunun farkında bile değiller.

Elbirliğiyle olağanüstü hal ilan etmeyi başarırlarsa ne Cerattepe direnişi kalacak, ne kiralık işçilik, ne sansür ve baskı paketlerine karşı direniş örgütlenebilecek.