AKP, ILO sözleşmesinden ne anlamış?

10/12/2014 Çarşamba
AKP, ILO sözleşmesinden ne anlamış?

İnşaat, enerji, maden sektörleri rant ve iş cinayetleriyle anılır oldu. İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Meclisine göre Türkiye’de 2014 yılının ilk 9 ayında 1414 iş cinayeti işlendi. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre Türkiye, iş cinayetlerinde Dünya üçüncüsü. Türkiye’den sonra El Salvador ve Cezayir geliyor. Ve bu durum AKP iktidarını sıkıştırmaya başladı.

Varlığının tek nedeni yolsuzluk olan AKP’nin rant ekonomisinden vazgeçebilme şansı yok. Göstermelik yasalarla, aldatıcı sözlerle durumu idare edebildiği sürece iktidarda kalacağını biliyor. Bu nedenle yıllardır ayak dirediği Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) iki sözleşmesini ardı ardına TBMM’nden geçirdi. Uygulayacağından değil, böylelikle biraz zaman kazanmayı umuyor. 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve sağlık Sözleşmesi 20.11.2014 günlü 6571 sayılı Yasayla;  176 sayılı Maden İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi ise 4 Aralık günlü 6580 sayılı Yasayla onaylandı. 6571 sayılı Yasa 29.11.2014 günlü Resmi Gazetede yayımlandı. 6580 sayılı Yasa ise Tayyip Erdoğan’ın imzasını bekliyor. Sözleşme kurallarına göre onaylandıktan bir yıl sonra yürürlüğe gireceklerini de burada belirtmek gerekiyor.

Dün ise (9.12.2014) TBMM Başkanlığı’na İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile bazı yasalarda değişiklik öngören bir yasa tasarısı verdi; 18 Yasada değişiklik öngörülen bir torba yasa klasiği. İş güvenliğine ilişkin düzenlemelerin arkasına İmar, Kamulaştırma, Hazineye ait Taşınmazların yönetimi, İş, İşsizlik sigortası, SGK, Devlet Memurları, YÖK gibi bir dizi yasa eklenmiş. Böylelikle önemli kimi değişiklikler de gözlerden uzak kalıyor. Sözgelişi tasarı yasalaşırsa Geçici 17. Maddesine göre Ceylanpınar İlçesinin belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan her yeri bütünüyle kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilecek.

Bu yazıda önce 176 sayılı Sözleşme kurallarından kısaca söz edeceğim ve daha sonra AKP’nin dün TBMM’ne verdiği tasarıya göndermeler yaparak bu Sözleşmeden ne anladığını sorgulamaya çalışacağım.

Anılan sözleşme ILO Genel Konferansının 1995 yılındaki 82. Oturumunda kabul edilmişti ve 1998 yılında yürürlüğe girmesi öngörülüyordu. Bugüne değin ILO’ya üye 185 ülkenin 29’u sözleşmeyi onayladı.

Sözleşme 5 bölüm ve 24 Maddeden oluşuyor. Giriş Bölümünde konunun neden uluslararası bir sözleşme niteliği kazanması gerektiği açıklanıyor. İşçilerin maden endüstrisinde karşılaştıkları riskler ve alınan önlemler ile eğitilme/danışılma ihtiyaç ve hakları olduğundan söz ediliyor; işçileri ve toplumu etkileyen ya da çevreye zarar veren her türlü felaket, yaralanma ya da hastalığın önlenmesinin arzu edilen bir durum olduğuna vurgu yapılıyor.

Üçüncü maddesinde üye ülkelerin, maden işyerlerinde güvenlik ve sağlık ile ilgili tutarlı bir politika oluşturmak; yasal çerçevesini hazırlamak; yürürlüğe koymak; uygulamak ve düzenli olarak gözden geçirmekle yükümlü olduğu belirtiliyor. Beşinci maddesinde üye Ülkelerden, işçilerin ve temsilcilerinin güvenlik ve sağlığa ilişkin konularda danışılma ve alınacak önlemlere katılma haklarının uygulanmasını sağlamak için etkin yöntemler oluşturulması isteniyor.

Sözleşmenin 16. Maddesinde üye ülkenin uygun ceza ve iyileştirici önlemler dahil, gerekli tüm önlemleri alması, uygulanmasını kontrol etmek için uygun denetim hizmetlerini sağlaması ve görevlerini yerine getirebilmesi için gereken kaynaklarla donatılması öngörülüyor.

Kısacası temel sorumluluk, üye ülkelerin yöneticilerindedir deniliyor.

Sözleşmenin 6. Maddesinde işverenler riski ortadan kaldırmak, kaynağında kontrol etmek, önlenemiyorsa en aza indirmek için kişisel koruyucu donanımın kullanılmasını sağlamakla yükümlü tutuluyor.

Şimdi sıra, AKP’nin bu Sözleşmeden ne anladığına geldi. TBMM Başkanlığı’na dün verdiği 6331 sayılı İş Güvenliği yasasında değişiklik öngören tasarısından anlaşıldığına göre cezaları artırarak işi çözeceğini sanıyor. Oysa Sözleşmede, cezaya ilişkin kurallar yer almakla birlikte tutarlı bir politika uygulanması öngörülüyor. Üstelik cezaların uygulanmadığı konusunda Devletin çok sayıda denetim raporunun olduğunu biliyoruz.

İş cinayetlerinin asıl nedeni olan taşeron yöntemi Eylül ayında çıkarılan 6552 sayılı Yasa ile daha da yaygınlaştırılmıştı. Tasarıda taşeron yönteminin sınırlandırılmasına ilişkin bir kural yer almıyor.

AKP’nin denetim diye bir derdi de yok. Kamuda denetimi neredeyse ortadan kaldırdı. Soma cinayeti sonrasında madenleri ise kimin denetleyeceği konusunda Enerji ve Çalışma Bakanları arasında çıkan tartışmayı anımsayalım. İkisi de topu birbirlerine atmıştı. Tasarıda denetimin patronun elemanlarınca yapılması ilkesinden vazgeçilmiyor. Öngördükleri tek değişiklik, iş güvenliği ile ilgili eksiklik ya da aksaklıkları bildirmeyen işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının belgelerinin 3 ay, yinelenirse 6 ay süreyle askıya alınmasını öngören düzenleme.

En ağır ceza yine işçiye veriliyor. 6331 sayılı Yasanın 19. Maddesine eklenen bir fıkra ile “bu maddede belirtilen yükümlülüklerini kendisine yazılı olarak hatırlatıldığı halde yerine getirmemesi, işveren bakımından iş sözleşmesinin işçilerin iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanunun 25 inci maddesine göre haklı nedenle derhal fesih hakkı doğurur” deniliyor. Buna göre sözgelişi baretini takmayan işçinin derhal işten çıkarılması işten bile değil.

Tasarının 25. Maddesinde işin durdurulması düzenleniyor. İş müfettişlerinin gerekli gördüğünde verdikleri işin durdurulması kararlarını mülki amire bildirmesi öngörülüyor. Tasarıda; “kolluk kuvveti marifetiyle” sözcükleri eklenmiş. Mülki idare amirinin, işin durdurulması kararını zaten kolluk güçleri aracılığıyla yerine getireceği düşünülürse, neden böyle bir ek yapmaya gerek duydukları pek anlaşılmıyor. Bu maddeye ayrıca iki fıkra eklemişler. İlkinde; Üretim zorlaması nedeniyle hayati tehlike oluşması işin durdurulması nedenidir deniyor. Zaten öyle değil miydi? Eklenen ikinci fıkranın işvereni biraz zorlayacağı anlaşılıyor. Bu, belki de tasarının tek olumlu düzenlemesi. Çünkü durdurma kararına uymayan işverenin üç yıldan beş yıla kadar hapsi öngörülüyor.

Yasaya eklenmesi öngörülen 25/A maddesinde ölümlü iş kazası olan işyerlerinde kusurlu olduğu yargı kararlarıyla belirlenen işverenlerin iki yıl süreyle kamu ihalelerinden yasaklanacağı belirtiliyor. Adam öldürene verilen cezaya bakar mısınız?

Tasarının izleyen maddelerinde para cezalarının artırılması ve benzeri düzenlemeler yer alıyor. İş sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin esaslı dönüşümler öngörmeyen bu düzenlemelerden söz etmek gereksiz: sabrınızı zorlamayı hak etmiyor.