Acımasızca sömürmek

05/09/2018 Çarşamba
Acımasızca sömürmek

Patronlar için söylenen şu meşhur “Acımasızca sömürüyorlar” sözünden oldum olası hazetmemişimdir. Keşke gerçek olsaydı; vicdansızlarını kovar kurtulurduk.

Sömürü patronların suçu değil, kapitalizmin-emperyalizmin özelliğidir. Suçu patronlara yıkarsak, sistemi aklamış oluruz.

Artı emeğe el konulmasından söz ediyoruz: Karmaşık bir yumak ve o denli de yakıcı. Düzeyi ve sınırları sektör, ölçek; kullanılan teknoloji, dönemin konjonktürel özellikleri, siyasal iktidarla ilişkiler, işçi sınıfının örgütlülük düzeyi ve daha nice etkenlerin iç içe olduğu bir ortamda belirleniyor.

Başka ülkelerin zenginliklerine, pazarlarına ve ucuz işgüçlerine el koyma yeteneği olanlar, az da olsa esnek davranabilme lüksüne sahip; ama hepsi o kadar.

Sistemin gereklerini doğru okuyamayanlar ya da uyum sağlayamayanlar tutunamıyor.

Kurtlar sofrasındalar; düşenler yem oluyor.

“Gözlerini kâr hırsı bürümüş” gibi sözler de aynı nedenlerle doğru değil. Kapitalizmin yaşama güdüsüne “hırs” diyemeyiz.

Kısacası iyi patron, kötü patron yok! Tutunamayanlar sistemden düşüyor. Kalanlarına patron diyoruz.

Onların, kârlarını azamileştirmek amacıyla yaptıkları her şey serbest. Burjuva düzeninde siyasal iktidarlar zaten bunun için var.

Çalışma yaşamını düzenleyen yasalar, sömürünün daha da derinleştirilmesine elverişli olabilecek bir anlayışla, yeniden ve yeniden yazılıyor. Çalışma yaşamı alabildiğince kuralsızlaştırılıyor.

Patronlara ek mali yük getirmesin diye iş güvenliğine boş veriliyor; müteahhitler zarar görmesin diye yaptıkları denetlenmiyor; tüccarlar zarar görmesin diye ihraç edilen ülkelerin geri gönderdiği hastalıklı tarım ürünlerinin iç piyasaya sürülmesine göz yumuluyor; gerekli kontroller yapılmadığı için şarbonlu hayvan ithal edilebiliyor.

Dahası var: Devletin bütün kurumları, gerçekler ortaya çıkmasın diye elinden geleni yapıyor.

Sonuç mu? Emeğin patronlara köle edilmesi… iş cinayetleri… çürük yollara sürülen trenler… çöken duble yollar… seller… hastalıklar… binlerce insanın ölümü…

Kapitalizmin umurunda mı?

Değil elbette! Biz de bu konuyu şimdilik de bir yana bırakalım; bir avuç zenginin, milyonlarca insanı böyle saçmalıklara nasıl razı edebildiği sorusuna yanıt arayalım.

Din, güçlü bir araç. Uysal ve sisteme itiraz etmeyecek insan tipi oluşturulmasında çok işe yarıyor. Aslına bakarsanız düzen siyasetinin elinde başka araç da kalmadı.

Gündoğdu dergisinin Mayıs 2018 tarihli birinci sayısında, sermaye sınıfının pazara sürülen inançlara ne çok gerek duyduğunu gösteren yazılara yer veriliyor. Anlatılanların çoğunu gün be gün, örgütlü bir sosyalist olarak yaşamıştım. Yine de zihnim açıldı. Okumanızı ve dergiyi izlemenizi öneririm.

Bugün kimilerinin laik sermayenin temsilcisi sandığı ya da öyle yutturmaya çalışılan TÜSİAD’ın kuruluşunda, Koç grubunun öncülüğünde, Planlamanın (DPT) 1960’lı yıllarda takunyacıları olarak adlandırılan Korkut ve Turgut Özal kardeşlerin; siyaset ve basın dünyasında yer alan İslam inançlarıyla içli dışlı olmuş Recai Kutan’ın, Yılmaz Ergenekon’un, Altemur Kılıç’ın, teknik ve siyasal desteklerinin öyküsü anlatılıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili saptamalar da ilgi çekiyor. 12 Eylül 1980’in hemen öncesinde, Turgut Özal’ın düzenlediği brifinglere katılan Genelkurmay Başkanlığı Askeri ve Stratejik Etüt Başkanı bir Tümgeneralin “Belgelerle Türk Tarihi” dergisinde yazdığı şu sözleri ibretle okuyorsunuz;

“Disiplin, dünyanın en pahalı üretimidir. Disiplini kolaylıkla üreten ve ucuza mal eden bir düzen, asker ocağı, kışlalar ve bazı eğitim kurumları dışında, henüz icat edilmemiştir. Türk tarihinde disiplini en ucuza mal eden düzenlerden biri ise İslamiyet’tir.(…) her türlü meslekten, hakimden, savcıdan, avukattan, lise öğretmeninden, doktordan, gemi kaptanından yeni din adamları yetiştirilmelidir…”

Demek ki, askerlerin eğitimine daha darbe öncesinde başlamışlar.

AKP kadrolarının Yavuz Selim’e, hilafeti getirdiği için düşkün olduklarını sanırdım. Dergiyi okuduğumda Osmanlı’nın ilk Nakşi sultanı olduğunu öğrendim.

Beyinler bir kere çarpıtılmaya görsün. Ülkenin emeğini, pazarını yeraltı yerüstü zenginliklerini Dünyanın dev tekellerine satar, bu işi yerli ve milli bir amaç uğruna yaptığınızı söylersiniz. Dolar yükselir, yedi düvele karşı mücadele verdiğinizi söylersiniz. Korkmayın kimse sorgulamaz.

Emek sömürüsünden yola çıkmıştık. Yol bizi buralara getirdi.