Medeniyetsiz milletiz vesselam

22/06/2012 Cuma
Medeniyetsiz milletiz vesselam

Başbakan Erdoğan’ın ikide bir yaya yaya bağırdığı “Medenniyyetleer İttifakııı” ne menem bir şey acaba? Medeniyeti kim kaybetti de biz bulduk? Onlarda mı kalmış medeniyet, bizde mi zuhur etmiş?

Yolum Afyon’a düştüğünde yerel bir derginin fotoğrafları dikkatimi çekmiş, son derece sinirimi bozmuştu. Afyon Belediye Başkanı’nın kendini övme amacıyla bastırdığı resimler… Ama ne gurur verici tablolar!... Afyon’a değişik tarihlerde gelen bakanlar… Hepsi Belediye Başkanı’nın koltuğuna oturuyor, küçük bir diktatör edasıyla, Başkan da yanlarında, ayakta, tam bir “kul” görünümünde, hazrete bilgiler sunuyor. Sonra dikkat ettim, değişik belediyelere bakan ziyaretlerinde aynı tablolar ortaya çıkıyor, garabet Afyon’a özgü değilmiş.

Başkasının makam koltuğuna oturma heveslisi bakana “baktan” denir. Bu da nerden çıktı derseniz, şu anda kendim uydurdum, saçmalık işte, neremiz mantıklı ki! İlk kez Kenan Evren’de dikkatimi çekmişti: Denetlediği yerlerde, bulduğu her türlü “makam” koltuğuna oturma görüntüleri. Adam umumi helaya bile gitse oradaki hizmetlinin sandalyesine kurulur, yılışık bir küstahlıkla kameralara poz verirdi. Nasıl bir ruh halidir, ben bile kestiremiyorum.

Bir bakan niye belediye başkanının koltuğuna kurulur? Belediye ona bağlı değil ki, bağımsız bir kuruluş. Başkanı seçimle gelmiş ve hiçbir şekilde bakanın altında bir konumda bulunmuyor. Alt konumda olsa ne olur sanki? Hiçbir “medeni” ülkede böyle bir şey görebilir misiniz? Siz hiç İngiltere Kraliçesinin ziyaret ettiği köy karakolunda komiserin koltuğuna oturduğunu gördünüz mü?

PKK yine karakol bastı, 8 askeri öldürdü. Ölen PKK’lı sayısı henüz net değil. O kadar alıştık ki ölümlere ve toplu ölümlere, aslında ciddi bir kamuoyu tepkisi bile yok. Öte yandan tepki büyüse, bu bir sağduyu belirtisi mi kabul edilmeli? Trafik kazalarında bunun beş on misli insan ölüyor her yıl, bırakın ayaklanmayı, on dakika üstünde düşünen çıkmıyor. Bunu dile getirmiştim bir yerde, insan hayatının hiçbir önemi bulunmadığını, birtakım siyasilerin karşılıklı olarak ölümlere üzülür numarası yaptıklarını, aslında ölümlere birçok zaman sevindiklerini söylemiştim. Sorunun sistem sorunu olduğunu, trafik kazalarındaki duyarsızlığı örnek vererek, böyle bir sistemde insan yaşamının kimse tarafından samimi biçimde değerli görülmediğini beyan etmiştim. Orada bulunan BDP’li bir hekim arkadaş beni Kürt sorununu küçümsemekle, ırkçılıkla suçlamıştı. Buyurun buradan yakın! Bu da ne demekse. Söylüyoruz işte, neyimiz akılcı!

Askeri vesayeti ağızlarına sakız eden darbe avcısı bizim sözde demokratlarımız örneğin, mesela, farzumuhal bu seçilmiş belediye başkanlarının atanmış bakanlar karşısındaki “köle” duruşunu hangi vesayet kavramına sokarlar?

Niye ikide bir bu liboşlara getiririz ki meseleyi, o da başka bir tuhaflık. Kendileri de “köle”, ne yapsınlar deyip, konuyu hiç onlara bulaştırmamak en akılıcısı. Ama aklı kim kaybetmiş, ben bulmuşum!

Zulüm üstünden, kan üstünden, acı üstünden demokrasicilik oynayanlara, özgürlükçülük oynayanlara “bakton” denir. İşte bir saçmalık daha. Ama emin olun, yaşadığımız hayattan, onu bu hale getiren insan denen abuk sabuk yaratıktan daha absürd değil bu yordam.

İnsanın sosyal geri zekâlılığından fena halde, tahmin edemeyeceğiniz kadar sıkıldım artık.